|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 17 KASIM 2005 PERŞEMBE | ||
|
Başbakan Erdoğan'ın Danimarka gezisi beklendiği gibi sıkıntılı başlayıp, sıkıntılı bitti. Türkiye'nin Hz. Peygamber'e hakaretler içeren karikatürlere ve Roj TV yayınlarının durdurulmamasına tepki göstermesi, Danimarka'da düşünce ve basın özgürlüğünü hazmedememek olarak yorumlanıyordu. Avrupa Hareketi'nin düzenlediği panelde de aynı gergin hava vardı. Oturumu yöneten gazeteci, Erdoğan'ın özgürlüğe bakışını test edercesine, "fikir özgürlüğünü mü, kutsal değerlerinizi mi öncelikle tercih edersiniz?" diye sordu. Beklediği yanıt sanırım, "ikisi de önemlidir, bu hatalı bir soru" demesiydi. Ama Erdoğan karşısındakilerin şartlandığını görünce herhalde şok tedavisi uygulayayım diye düşünüp, "kutsalım önce gelir" dedi. Bu tür sorular mantık hatası içerir. Düşünce de, manevi değerler de insanın insan oluşunun temelidir, aynı derecede "hak"tır. Bir insanın haklarından birini, diğerine göre öncelemesini istemek kimseye düşmez. Temel haklar "parçalanamaz", "bölünemez", "birbirinden ayrılamaz" haklardır. Kimsenin de kimsenin kutsalını sorgulamaya, test etmeye cüret etmemesi gerekir. Her insanın düşüncesi de, inancı da "hak"tır, "kutsal"dır. Son dönemde moda oldu, eğer bir söylem ve düşünce sanat formu içinde aktarılıyorsa, içerik bir yana bırakılıp bu sanat formu kutsallaştırılıyor. Eğer düşüncenizi bir film, bir karikatür veya bir şiir formunda aktarıyorsanız, düşüncenizin mahiyetinin ne olduğuna bakılmadan "eleştirilemez" hale getiriliyor. Oysa düşüncenizi hangi formda aktardığınız değildir önemli olan, düşüncenizin mahiyetidir. Küfür, tezyif, tahkir, iftira düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilemez. Düşünce özgürlüğünün bir sınırı vardır. Son dönemde eğer siz şiir veya karikatür yoluyla birilerini aşağılıyor veya tahkir ediyorsanız, bu normal görülmelidir gibi bir yanlış kabul var. 1.5 milyar insanın kutsal kabul ettiği bir Peygamber'i iftira, tezyif ve tahkir içeren anlamlarda resmederek bu kesimleri rencide edenler, bu hakaretlerini "karikatür" formunda yaptıkları için mazur mu görülecek? Aynı hakaretin yüzde biri diğer dinlerin peygamberlerine yapılsa dünyayı ayağa kaldırırlar. Bazı Avrupalıların bu "çifte standartçı" ve "çarpık" halleri giderek tebarüz ediyor. Farklı bir medeniyet dünyasıyla buluşmayı hazmedemedikleri, bu dünyayı anlamaya pek niyetlerinin olmadığı çok açık görünüyor. Rasmussen'in karikatür olayını ve Roj TV meselesini özgürlük kapsamında değerlendirerek görmezden gelmesi ve üstüne üstlük Türkiye'yi "hazımsız bir ülke" gibi tanıtması müzakere sürecinde çok işimiz olacağını gösteriyor. Avrupa Birliği de, NATO da, Danimarka da PKK/Kongra-Gel'i "terörist örgüt" olarak kabul etmiştir. Buna rağmen bu örgütün maddi kaynakları ve uzantıları konusunda sessiz ve hatta dolaylı destekçi durumunda olmaları iyi niyetle izah edilemeyecek bir durumdur. Demokrasi, hukuk devleti ve barış havarisi kesilen kimi Avrupa ülkelerinin teröre çanak tutması, yataklık yapması, artık yüzlerine vurulması gereken bir gerçektir. Avrupalılar ya bu örgütü nasıl tanımlamaları gerektiğini yeni baştan değerlendirmeli, ya da verdikleri kararın gereğini yapmalıdır. Türkiye'de nasıl bir kısım parti ve örgütler demokrasiye duydukları saygı gereğince PKK'yla olan ilişkilerini yeni baştan değerlendirmeli ve aralarına mesafe koymalıysa, bazı Avrupa ülkeleri de bu ayrımı somut şekilde yapmalıdır. Bu olmadığı sürece ölümlerin, toplumsal gerilimlerin sonu gelmeyecektir. Tüm bu acıların faturası da bu "destekçi" taifesine kesilecektir.
|
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |