|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 18 KASIM 2005 CUMA | ||
|
|
Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün ani Suriye ziyareti ve Beşşar Esad'la yaptığı görüşme, Türk medyasında "kulak çekme"ziyareti olarak sunuldu. Irak işgali öncesi Saddam Hüseyin'e "saraylarını, yatak odalarını aç, arama yapacağız" diyen ABD ve İngiltere'nin Türkiye üzerinden Esad'a "Sonun Saddam gibi olur" mesajı gönderdiği izlenimi verildi. Irak işgal edildi, bölgenin ve Türkiye'nin ödediği bedeli herkes gördü, daha da görecek. Suriye'nin de işgal edilmesi durumunda nasıl bir bedel ödeyeceğimizi düşünemeyen savaş çığırtkanları, Türkiye'nin etrafında neler döndüğüne biraz olsun sorumlulukla bakma olgunluğunu gösteremiyor. Suriye'nin de işgal edilmesi durumunda Türkiye'nin Ortadoğu ve Güney'le bütün bağlantısının koparılacağını, artık sadece ABD ve İngiltere üzerinden Ortadoğu'ya ulaşabileceğimizi görmüyorlar. Ermeni işgali Orta Asya ile bağlantımızı kesti. Irak işgali Türkiye için parçalanma senaryolarını tetikledi. Suriye'nin işgali bizi Anadolu topraklarına hapsedecek, Türkiye'yi nefes alamaz hale getirecek. Gül'ün ziyareti, bir tehdidi iletip kulak çekmek için değil, bir arabuluculuk için yapıldı. Türkiye, Şaibeli BM (ABD) raporuyla Refik Hariri suikastinden sorumlu tutulan Suriyelilerin sorgulanması için öneri götürdü. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ve İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw'la yaptığı görüşmeyi aktarmasına rağmen ziyaretin asıl amacı suçlanan kişilerin Türkiye'de sorgulanması sağlamaktı. Suriye, bu kişilerin sorgulanması için Kahire'deki Arap Birliği binasını önerdi. Reddettiler. Bir kısmı İsrail işgali altında bulunan Golan'daki ara bölgede bulunan Birleşmiş Milletler binasını önerdi. Reddettiler. Sorgulamanın Cenevre'de yapılmasını önerdi, reddettiler. Viyana'yı önerdi yine reddettiler. ABD ve müttefikleri ısrarla Beyrut'u istiyor. Çünkü Lübnan bu davada taraf ve Lübnan şu an ABD'nin yoğun denetimi altında. Türkiye, kendi topraklarında sorgulama için ciddi girişimde bulunursa Suriye bunu kabul edecektir. Bu, Türkiye adına büyük bir başarı olacaktır. Ama öneriyi ABD'ye kabul ettirmesi zor. Suriye, Saddam'ın kitle imha silahları palavrasından pek de farklı olmayan bir dosya ile köşeye sıkıştırılıyor. Lübnan'dan çıkarıldı. Her cepheden ateş altına alındı. Tek çıkış yolu Türkiye. Türkiye ise, ABD baskılarına rağmen Şam ile ilişkilerini soğutmadı. Bu durumu, Suriye rejimini savunma gibi kısır bir bakışla ele alanlar, Türkiye'nin çevresindeki yeni harita çalışmasının Türkiye'ye nasıl bir bedel ödeteceğinin farkında değiller.
Demokrasi değil para dağıtılıyor!
Geçtiğimiz hafta iki Doğu konferansı izledik. Biri İstanbul'da yapılan, bölge ülkelerinden aydınların katıldığı Doğu Konferansı İstanbul Buluşması. Diğeri ise, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında Bahreyn'de düzenlenen, G-8 ve Dünya Bankası tarafından desteklenen, sivil toplum örgütlerinin katıldığı Büyük Doğu Konferansı ya da Gelecek Forumu. İstanbul buluşması başarıyla sonuçlandı. Değerli konuşmalar, tartışmalar, paneller düzenlendi ve bir sonuç bildirgesi yayınlandı. 120 temsilcinin katıldığı toplantılarda, bölgenin içinde bulunduğu kaotik durum özetlendi, çözüm önerileri sunuldu, bölgenin kendi dinamiklerinin harekete geçirilmesi kararlaştırıldı. İşgallerin ve ABD imzalı demokrasi paketlerinin birbirini tamamlayan projeleri olduğu, özgürlük ve refah arayışlarının vazgeçilmezliği dile getirildi. Gelecek Forumu adı altında 34 ülkenin katılımıyla düzenlenen Doğu Konferansı ise başarısızlıkla sonuçlandı. Bahreyn Deklarasyonu adıyla hazırlanan sonuç bildirgesi yayınlanamadı. Toplantıya Türkiye ve bölge ülkelerinden sivil toplum temsilcileri de götürüldü. Gelecek Vakfı'nın kurulması, BOP dahilindeki ülkelerdeki çalışmalar için 100 milyon dolar ayrılması, bunun 50 milyon dolarının gençlik için harcanması kararlaştırıldı. Türk basını başarısızlıkla sonuçlanan toplantıyı sessizce geçiştirdi. Sadece internet haber sitesi "www.8sutun.com" konuyu bütün detaylarıyla kamuoyuna duyurdu. BOP ve ABD/Soros sponsorluğundaki demokrasi projelerinin ciddi bir etki yaratma şansı yok. Çünkü ABD hegemonyasını hedefliyor. Lüks salonlarda kaybolup gidecek. Ama proje yeni bir rant kapısı açtı. Katılımcı STK'ların çoğunun amacı bu pastadan pay almak.
İslam adına barbarlık!..
ABD ve İngiltere, Irak'ta kimyasal silah kullandıklarını, işkenceleri, gizli cezaevlerini hep yalanladılar. Şimdi birer birer itiraf ediyorlar. Irak'ta, Şii ve Kürt milislerin de aynı yöntemleri kullandıklarını ortaya çıktı. Felluce ve Tel Afer katliamlarına katılan Kürt birlikler ve Şii Bedir Tugayları insanları kaçıryor, haftalarca gizli hücrelerde tutuyor, akılalmaz işkencelerden geçiriyor. Bedir Tugayları yıllarca mücahitler diye yutturuldu. Şimdi ABD için savaşıyor. Felluce'yi ve işkence örneklerini gördükten sonra insanlığımızdan utandık. Barbarlığı İslam, direniş, mücahit gibi kamufle edenlere ne diyeceğiz şimdi!
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |