T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 19 KASIM 2005 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Yusuf KAPLAN


Batı rüzgârından doğu rüzgârına Türkiye

Türkiye bir İslâm ülkesi, Batı ise Hıristiyan... Türkiye, İslâm dünyasına liderlik etti ve Avrupa merkezinde taraf olması zor. Ortada Türkiye'ye karşı Batıda klasik bir düşmanlık var.

  • Prof.Dr. HASAN HANEFİ
    Toplumların karakteristik millî özelliklerinin belirlenmesinin en önemli yollarından biri, tarihte oynadıkları rollerin ve nesiller boyu taşıdıkları mesajların bilinmesidir.
    Felluce'de Amerikan Halepçe'si
  • ABDULBARİ ATWAN
  • İşte Türkiye tarihinde ayırt edici ân, bu. Kemalist devrimden bu yana Türk siyasî seçkinleri, Batı taklitçiliği eğilimini tercih ettiler. Çünkü Batı, Türkiye içinde yürütülen ıslah/at çalışmalarının hızını kesmesi ve pek başarılı sonuçlar elde edilememesi üzerine modernleşmenin tek örneğiydi. Ayrıca Yunanlılar Ankara kapılarına kadar dayanmıştı. Tıpkı Osmanlı devletinin daha önceleri Viyana kapılarına dayanması gibi... Hilafet yandaşları, eski'nin, toprakları korumakta aciz kalması ve tarihin tünellerinde kireçlenmesiyle birlikte yeni'nin dikkatleri celp etmesi üzerine yeni'ye doğru akın eden tarihin akışına direnemedi.

    TÜRKİYE'NİN TARİHİ ROLÜ

    Batılılaşma modelinin yarım asır boyunca sendelemesine rağmen Türkiye'nin AB üyeliğini savunan çevrelerde bu model, ılımlı ve dengeli şekilde devam etti. Türkiye'nin Avrupa'daki parçası ve birincisinin ikincisinin içindeki varlığı açıkça ortada. Osmanlı hilafeti, geçen yüzyıla kadar Avrupa'daki siyasî ve ekonomik câzibenin tam merkezinde yer alıyordu. Şu an Doğu eğiliminin yandaşları nezdinde Batıya yönelik bu koşuşturmaya karşı yeni bir tepki oluşuyor. "Batı rüzgarı"na karşı "Doğu rüzgarı"nda temsil edilen bir tepki bu. Türkiye'nin tarihî mesajı, bu tercihi belirginleştirebilme kabiliyetinde gizlidir. Türkiye, Batı rüzgarı ile Doğu rüzgarı yandaşlarının çekiştiği coğrafî bir yer değil sadece. Zira Türkiye coğrafî olarak Çanakkale ve İstanbul boğazı kanalıyla Doğu ile Batı arasında bir bağlantı halkasıdır. Batı, NATO aracılığıyla Doğu'ya -Rusya ve Çin'e- doğru nüfuzunun uzantısı olarak Türkiye'yi kabul etti. Türkiye sadece ekonomik bir oluşum da değil. Türkiye sosyal bir oluşum da değil sadece. İnsan hakları dosyası hâlâ kabarık. Keza güneydeki Kıbrıs Rumları dosyası ve doğudaki Kürt dosyası da öyle… Asıl sorun, Türkiye'nin kültürel dokusu ve yapısında düğümleniyor. Türkiye bir İslâm ülkesi, Batı ise Hıristiyan... Türkiye, İslâm dünyasına liderlik etti ve Avrupa merkezinde taraf olması zor. Türkiye'deki gelenek, kültür ve adetler, Batı'daki gelenek, kültür ve adetlere uygun değil.

    TÜRKİYE KULLANILIYOR

    Kemalist devrimden Batı rüzgarı ve AB'ye üyelik yandaşlarına kadarki Batı eğilimi, sayısız zorluklarla karşı karşıya: Ortada Türkiye'ye karşı Batıda klasik bir düşmanlık var. Zira Batı Türkiye'yi Avrupa topraklarının bir parçasını temsil eden ve bu toprakları tarihî başkenti kılan, Sultan Ahmet Camisi gibi bir şaheseri inşa eden bir Asya ülkesi olarak görüyor. Ayasofya'yı önce camiye, ardından müzeye çevirdi. Roma İmparatorluğu'nun ve Hıristiyanlığın Batı başkenti Konstantinopol'e hâkim oldu. Osmanlı imparatorluk orduları, Balkan ülkelerini zaptettikten ve İslâm'ı bölge halkları arasında yaydıktan sonra Viyana kapılarına kadar dayandı. Balkan ülkelerinin tamamı, Bosna Hersek ve Arnavutluk gibi birer İslâm ülkesi oldular. Batıya özellikle Almanya'ya Türk göçleri korkulacak boyutlar aldı ve orada en büyük Müslüman nüfusu oluşturdu. Batıdaki Türk imajı tutucu, cahil, kadın düşkünü, katil, komplocu, sahtekâr ve gaddar bir imaj. Buradan hareketle "Türk kafası" ifadesi ve "taş kafa" sıfatları türetildi. Montesqieu'nün "Fars Risaleleri" kitabında tasvir ettiği gibi Türkler Avrupa'ya Farslılardan daha yabancıydı. Avrupa'nın halihazırdaki en temel meselesi, kendisine "Doğu'daki Türkiye"'den, Pakistan gibi Asya ülkelerinden ve güneyden (Arap Mağribi) gelen İslâmî dalgayı durdurmak. Ancak Avrupalılar, yeniden İslâm'a dönüşü durdurmayı engelleyemedi. Hatta Avrupa bizzat Atlantik Okyanusu kanalıyla ABD'ye Batıya doğru yönelmiş durumda. Tabi NATO aracılığıyla savunma, korunma ve güvenlik noktasında ABD desteğini arkasına alarak. Etnik ve medeniyet temelleri üzerine kurulu Avrupa merkeziyetçiliği, Doğu'ya uzanmaktan alıkoyuyor kendisini. Aksi taktirde kimliğini kaybedecek. Türkiye, Batının aktif sahası, Rusya ve Çin'in Ural dağları gibi coğrafî uzantılar kanalıyla Batıya yönelmesine karşı Doğu sınırlarının güvenliğinin uzantısı. Avrupa, Türkiye'yi kendi çıkarları için kullanıyor. Bu yüzden Türkiye NATO üyeliğine kolaylıkla kabul edildi ancak AB'ye üyelik sürecinde büyük engeller konuluyor önüne. Türkiye, Batı'nın çıkarına çalışıyor; Batı, Türkiye'nin çıkarına değil.

    Türkiye, son olarak iki zıt kutup -yani Kemalizm ile Radikal İslâmizm, Laiklik ile Selefîlik arasında AKP'de temsil edilen üçüncü yolun iktidarında uyandı. Özgür parlamento seçimleri yapabildi. Batının sadece kendisinde olduğunu sandığı demokratik bir üslupla ve parlamentonun desteğiyle ABD-İngiltere koalisyon güçlerinin kuzeyden Irak savaşı için sınırlarını geçmesini reddetti. Komşu ülkelerle özellikle de Suriye ve Mısır'la diyalog üslubu izledi. Batı, kendisinin Spengler, Bergson, Husserl, Russell, Toynbee ve Nietzsche gibi felsefecilerinin önceden iddia ettiği gibi çöküşte olduğunu anladı. Doğu ise Josheph Needham'ın "Klasik Çin'de Bilgi ve Medeniyet" başlıklı kitabında, Enver Abdulmelik'in "Doğunun Rüzgarı" eserinde ifade ettiği gibi bir kalkış içerisinde. Aslında Türkiye coğrafî olarak Batı'dan çok Doğu'da yer alıyor. Başkenti Ankara, Anadolu'nun göbeğinde. Doğu'da güneydeki sınırları Batıda Avrupa'daki sınırlarından daha geniş. Güneyde beş asır boyunca Arap coğrafyası üzerindeki etkisi, kuzeyde Kırım yarımadası ve Rusya'daki varlığından daha fazla. Arap dünyasındaki kredisi ve ilk emperyalist saldırılara karşı Arap coğrafyasını savunması oryantalizmin ve bazen de aşırı Arap milliyetçilerinin, "Türk emperyalizm"i ve "Türk baskısı" söylemlerinin leke getirmesine rağmen büyük. Asya havzasında, İran'da hatta Hindistan'da bir gücü var. Oralardaki diller, Türk lehçeleri. Hindistan'daki Müslümanlar hilafet kaldırıldığı zaman bir kayıp hissettiler ve alternatif koruyucu olarak Pakistan kurulana kadar Hindularla çekişmelerinde koruma olmaksızın tek başlarına kaldılar.

    'DOĞU BİRLİĞİ' HAYALİ, GERÇEK OLACAK

    Türkiye, kültürü, ruhu, tarihi, bugünü hatta belki geleceğiyle bir İslâm ülkesidir hâlen. Sanayisi bir kalkınma yaşıyor, ithalat ve ihracatı artıyor. Müslümanlar hâlâ kendisine özlem duyuyor; doğuda ve batıda barışçıl yolla veya savaşla tekrar ona dönmek amacıyla yeni "hilafet partileri" kuruluyor. Silahlanma ve ekonomi alanında

    İsrail'le güçlü ilişkilerinde geri adım atmaya başladı Ankara. Komşu ülkelere daha fazla yaklaşıyor ve Filistin, Irak, Afganistan ve Çeçenistan'da halihazırdaki Batılı saldırılara karşı Doğu'nun yanında duruyor.

    Tarihin ruhu, eskiden nasıl Doğu'dan Batı'ya, Çin, Hindistan, Fars, Maveraünnehir medeniyetleri, Kenan, ve antik Mısır'dan Yunanlılar, Romalılar ve Araplar kanalıyla Batıya taşındıysa, şu ân da tarihin ruhu, Türkiye, İran, Hindistan, Çin, Malezya, Endonezya, Hong Kong, Tayvan, Kore, Tayland ve Singapur'da hali hazırdaki Asya kalkınması dikkate alınarak yine Araplar kanalıyla Batıdan Doğu'ya, Avrupa'dan Asya'ya doğru kayıyor. Dolayısıyla Batı hegemonyasıyla, Amerikan imparatorluğu çağı ve büyük İsrail'le mücadele içinde Cemaleddin Afganî'nin "Doğu Birliği" hayali, tekrar canlanıyor. Batı rüzgarı, Türkiye'nin AB'ye katılmasıyla kısa vadede başarılı olsa da, uzun süre direnemez, başarılı olamaz. Doğu rüzgarı, siyasi yansımadaki eksiklik sebebiyle halihazırda sendelese de, uzun vadede Batıyı kaplayacak ve kendisine yeni bir mecra bulacaktır.
    ----------
    Kahire Üniversitesi Felsefe Bölümü Başkanı (Birleşik Arap Emirlikleri'nde yayımlanan El-İttihat gazetesi, 5 Kasım 2005)

    Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi