T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 19 KASIM 2005 CUMARTESİ
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv
Yasin AKTAY

Şemdinli'ye Paris'ten bakmak

Mağripli gençlerin isyanı ile hemen akabinde Şemdinli'de bugünlerde olup bitenler arasındaki tek benzerlik her ikisinin ortaya çıkardığı sokak gösterileri ve şiddet görüntüleri olmadığı gibi iktidara karşı toplumsal bir hıncı ifade ediyor olması da değildir. Her ikisinde bu hınç noktasına nasıl gelindiğinin gerçek nedenlerini öğrenmekle ilgili olarak iktidarların kayıtsız tavrı çok daha önemli görünüyor.

İnsanlar ayaklanmadıkları sürece seslerine kulak vermeyen iktidarlar, ayaklanmalar çıktığında sorunun üstüne gitmekte zaten gecikmiş oluyorlar. Oysa insanların "nasıl olup da ayaklanıyor" oldukları yerine "nasıl olup da ayaklanmıyor" oldukları sorusu sorulduğunda toplumsal sorunlara çok daha sağlıklı ve insani yaklaşılır.

Demokrasilerde insanların, taleplerini siyasal kanallar yerine şiddet yoluyla ifade etmesi her şeyden önce demokrasinin yeterince işlemediğini gösterir. Toplumsal taleplerin siyasal kanallarla karşılanabildiği görüldüğünde şiddetin hiçbir sosyolojik zemini kalmaz. Siyasal radikalleşme demokratik siyaset kanallarının tıkandığı yerde meşru değilse bile haklı gerekçeler bulur. Bu haklılık zemininde radikal siyasal ideolojiler kolay bir yayılma yolu bulur. O yüzden demokratik kanalların tıkanması toplumsal barışı tehdit eden çok tehlikeli bir süreçtir. Ne yazık ki, bunun tehlikesinin anlaşılması, şiddet yoluyla bütün toplumsal talepler bastırılabildiği sürece ertelenebilmektedir.

Toplumsal talepleri şiddete başvurmadığı sürece ciddiye almayan yönetimler, bir süre sonra şiddetin sonuç almak için çok elverişli bir yol olduğu kanaatini pekiştirmeye başlarlar.

* * *

O yüzden demokrasi her ne içeriyorsa içersin toplumsal taleplerin özgür bir biçimde ifade ve müzakereye açılabilmesini sağlamak zorundadır. Tartışmaya kapatılan her konu, temsil yolları demokratik düzeyde tıkanan her sorun, siyasal küskünlük ve hınç yaratır. Bu da eninde sonunda birbiriyle çok farklı görünümde başka kanallarla ifade yolu bulmaya yönelir: "Toplumsal inziva" veya "radikalizm".

Fransız toplumunun eğitim sistemiyle başlayan ince eşitsizlik ve dışlama mekanizmaları sistem içinde ekonomik, toplumsal veya siyasal hareketliliği engellemek üzere ayarlanmıştır. Oysa bütün insanların talep eğilimi yükseğe doğru, daha iyiye doğrudur. Bu taleplerin sistem içinde kalınarak karşılanabileceği temin edilmediği sürece sistem-dışı yolların önü de kapatılamaz.

Fransa'daki Mağrip kökenlilerin toplumsal yükselişinin önünde ırkçı ve sınıfsal temelde işleyen engeller giderek sistemden her türlü beklentiyi bitirmiş görünüyor. Bu durum Mağripli gençler üzerinde bir tür "kader" psikolojisi yaratmıştır. Yakıp-yıkmak, bu gençlerin bir an için kendi kaderlerini eline aldıklarını hissettiren bir çırpınış aslında. Sonuçta, muhtemelen değişen bir şey olmayacak. İktidar bu ayaklanmayı da şu veya yolla bastırmayı başardığında, kendini sorunu çözmüş sayacak. Ne bu gençlerin dertlerini anlama ne de gereğini yapma ihtiyacını hissedecektir.

Birçok konuda olduğu gibi sorunu karşılamakla ilgili bu "Fransız" tarzı fena halde örnek almışız. Şemdinli'de günlerdir olup bitenlerin hepsi birkaç bombalama olayının üç öncesi beş sonrasıyla açıklanıyor. Sanki kimin bombaladığı veya son birkaç olayın tetikçisinin kim olduğu bilindiğinde her şey aydınlanmış olacak.

Oysa sonuçta bir-iki olayla bu kadar kolay harekete geçirilebilen kitlelerin nasıl bu kadar hınçla dolduğunu hâlâ kimse anlamaya yanaşmıyor. Eğitimde açık bir ayırımcılığa tabi tutulan yüzbinlerce meslek liseli ayaklanıp şiddete başvurmadığı için hiçbir zaman bir sorun olarak görülmüyor. Bastırılmış siyasal taleplerini şiddet yoluyla ifade etmeyen hiçbir grup gerçek bir sorun olarak görülmüyor. Sonuçta bu basiretsizliğin kendisi siyasal katılımı teşvikten ziyade şiddete katılımı tahrik ediyor.


Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi