|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 20 KASIM 2005 PAZAR | ||
|
|
Cumhurbaşkanlığı makamı olmasaydı, ya da cumhurbaşkanı Meclis tarafından seçilmeseydi, bugün yaşanan ve ileride de yaşanacağına kesin gözüyle bakılan gerginliklerle yine de karşılaşır mıydık? Bu varsayımsal bir soru ve cevabı da kesinlik taşımaz; ancak üzerinde düşünmeye değer bir soru olduğu da kesin... Kendi varsayımımı buraya kayda geçirmekte hiç mahzur yok: Türkiye'de yaşanan gerginliklerin altında cumhurbaşkanının Meclis tarafından seçilmesi yatıyor... Bugün için doğru olduğu gibi, bu, dün için de doğru bir tespittir... Daha ikinci cumhurbaşkanından başlayarak bugüne kadar yapılan hemen her seçim sorunlu oldu ve gerginliklere yol açtı... Şimdiden başgösteren çeşitli sıkıntılarda yaklaşık 1,5 yıl sonra vâdesi dolacak cumhurbaşkanlığı makamına dönük hesapların büyük rolü var. Meclis'te ezici bir çoğunluğa sahip Ak Parti'nin bir sonraki cumhurbaşkanını belirleyecek olması, bazı etkili çevreler tarafından, 'sakıncalı' bulunuyor; bu süreci durduramayacakları için, kaos dahil her türlü olağanüstü yöntemden medet umuyor o çevreler... Yaşananların Türkiye'ye çok şey kaybettirdiğine kuşku yok. Bir yönüyle, cumhurbaşkanlığı, 'temsilî' bir görev; bizim sistem içerisinde cumhurbaşkanının yürütmenin başı olduğu bile çok belirgin değil. Ancak, -Turgut Özal müstesna- gelmiş geçmiş bütün cumhurbaşkanlarının kendilerini konuşlandırdığı konum seçilmişleri dengelemek olduğu için, Çankaya'da kimin oturacağı önem taşıyor. Anayasal kuruluşlara atamalarda taşıdığı ağırlık tek başına bir güç kaynağı... Cumhurbaşkanı yalnızca onayı öngörülen atamaları bile istediğinde engelleyebiliyor... Bazı çevrelerin cumhurbaşkanlığı makamında kimin oturacağına verdikleri olağanüstü önem daha çok 'rejime dönük' bu yüzü sebebiyle. Halkoyuyla oluşmuş Meclis (yasama) ile hükümeti (yürütme), milletvekillerinin oyuyla seçilen cumhurbaşkanına dengeletmek bir mârifet kabul ediliyor; Meclis iradesini yoğurmak için de, o çevrelerin, bayağı bir çaba göstermeleri gerekiyor. Ak Parti'nin Meclis'te ezici bir çoğunluğa sahip iken dışarıdan yönlendirmelere pabuç bırakmayacağı belli. Bu durumda tek bir yol kalıyor: Seçimi bu Meclis'e yaptırmamak... Bunu sağlamak için 'kaos' dahil her yönteme başvurulacağı da şimdiden görülüyor... Türkiye'yi tıknefes bırakan bu süreci gözden geçirmek şart. Bunun için de iki aşamalı bir projeye ihtiyaç var. İlk aşamada cumhurbaşkanının süresini yeniden belirlemek, ikinci aşamada ise yetkileriyle ilgili düzenlemeler eşliğinde halkın oyuyla seçilmesini sağlamak gerekiyor... Bir defalığına yedi yıl için Meclis tarafından seçiliyor bugün cumhurbaşkanı; süresi gereksiz uzunlukta ve tek defa seçilebilmesi de fazlasıyla kısıtlayıcı. Bir kere kendini Meclis'e seçtirmeyi başaran cumhurbaşkanı, nasıl olsa bir kez daha seçilmesi söz konusu olmadığı için, 'uzlaşma' ihtiyacı duymuyor... Çankaya ile hükümet arasındaki sürtüşmelerin bir sebebi bu... Buna karşılık, yanlış tercih olduğu ortaya çıksa da, seçilen cumhurbaşkanlarına yedi yıl tahammül etmek gerekiyor... İlk aşamada cumhurbaşkanını beş yıllığına seçmek ve seçilene bir kez daha seçilme şansı tanımak gerekiyor. Hâlâ sorun çıkar ve uyumsuzluk yaşanırsa, cumhurbaşkanını doğrudan halka seçtirecek ikinci aşama devreye girebilir. Bu tür teklifler hep ortalık karıştığında gündeme gelir ve bir işe yaramazdı. Ak Parti, Meclis'teki çoğunluğunu, cumhurbaşkanı seçimi henüz ufukta görünmemişken sistemi mâkul bir zemine oturtma amaçlı olarak kullanmayı düşünmeli. Sistemin ve kendi sağlığı için de buna ihtiyacı var Ak Parti'nin...
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |