T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 20 KASIM 2005 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Kürşat BUMİN

Kopenhag açıklamaları

Biliyorsunuz, eskiden (yani Osmanlı'dan beri) siyasi tarihimizde adı en çok geçen iki şehir Paris ve Londra'ydı. Oysa son dönemde Avrupa'nın dilimizden düşmeyen şehri Kopenhag'dan başkası değil. Önce "kriterler" dolayısıyla şimdi de Başbakan'ın bu şehri son ziyaretinde yaptığı iki önemli açıklamadan dolayı.

Başbakan'ın Kopanhag'ta yaptığı iki açıklama (ve bu açıklamaların birine eşlik eden bir jest) Katar'dan başlayan sakin bir geziyi aniden hararetli bir şekle soktu. Biliyorsunuz, bu açıklamalardan birisi "Roj TV" meselesi, diğeri ise AİHM'den Leyla Şahin davası hakkında çıkan son karara ilişkindi.

Başbakan'ın Kopenhag'tan yaptığı bu iki açıklama Şemdinli olayı dolayısıyla şu günlerde zaten heyecanlı olan gazetelerimizi son derece "eforik" kılmaya yetti de arttı bile...

Ama nasıl? Tabii ki -gazetelerin meşrebine göre- bu iki açıklamadan birisi öne çıkarılıp diğeri ikinci plana atılarak, ya da çok şaşırtıcı bir biçimde birisinin üzerine atlanıp diğeri hepten göz ardı edilerek.

Bu çerçevede gazetelerimizin "dört büyüğüne" (Posta'yı saymıyorum, çünkü o işi "şair okurlarının" (hem de şairlerin fotoğraflarıyla birlikte) karaladığı namelere bir tam sayfa ayırmaya kadar vardırmış bulunuyor) hızla göz attığımızda şöyle bir manzara ile karşı karşıyaydık:

Hürriyet: "Roj TV" üzerinden Danimarka'nın haşlanmış olmasından dolayı çok memnundu, AİHM kararına ilişkin açıklamayı fazla öne çıkarmamıştı.

Zaman: "Roj TV" hikayesi manşette, AİHM kararına ilişkin açıklama hiç "görülmemiş"di.

Milliyet: Manşette AİHM kararına ilişkin açıklama, "Roj TV" kirizi ikinci plana itilmişti.

Sabah: Zaman'ın sergilediği hassasiyetin tıpkısını benimsemişti.

Bu tercihleri (diğer gazetelerdeki "tercihler" de "dört büyükler"inkinden çok farklı değil) kabaca sınıflandırınca şu sonuca ulaşıyoruz: Gazetelerimiz Başbakan'ın iki açıklamasına ilişkin tercihlerini "milliyetçilik" ve "laiklik"e çıkardıkları öncelikle uyum içinde yapmıştı. "Laiklik"e daha fazla önem atfedenler Başbakan'ın AİHM kararını eleştirirken telaffuz ettiği "din uleması" sözcüklerine öfkelenmiş, "milliyetçilik" seçeneğini işaretleyenler ise Başbakan'ın basın toplantısını terketmesi karşısındaki memnuniyetlerini "Tokat gibi tavır" manşetiyle ifade etmişti.

Görüyorsunuz, herkesi memnun etmek mümkün değil... Ama Başbakan'ın Kopenhag'taki açıklamaları bu sefer herkesin kendinden bir şeyler bulduğu, dolayısıyla "çoğul okumaya" fevkalade müsait bir fırsat yaratmıştı.

Peki bu açıklamaları ben nasıl "okuyorum"?

Başbakan keşke "Roj TV" meselesini bu şekilde orta çapta da olsa bir "krize" dönüştürmeseydi. Tam tersine (bunu Danimarka Başbakanı Rasmussen de söylemiş) "Roj TV"nin Danimarka'dan yayın yapmasına yönelik haklı itiraz ve eleştirilerini basın toplantısına katılarak dile getirseydi. (Bu yolda önüne mutlaka fırsat da çıkacaktı: Söz konusu tevevizyon kanalının muhabiri kendisine bir soru yöneltmek istediğinde, "medya ve terör" bağını pek güzel açıklayabilirdi.)

Başbakan keşke AİHM kararını eleştirirken "din uleması" bahsini de açmasıydı. "Din ve vicdan özgürlüğü" dediğimiz özgürlük sadece "inanç"la sınırlı değil, tabii ki ibadet ve bu inancın gerektirdiği pratik ile de ilgilidir. Ama bu özgürlükten söz ederken işin içine "din uleması"nı karıştırmanın ne gereği var? Hele de Danimarka gibi, özgürlükler söz konusu olduğunda aşırı hassasiyet gösteren bir ülkede konuşulurken. Başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere kendi mahkemelerimize anlatamadığımız bir ilişkiyi Danimarka'da yanlış anlamalara fırsat vermeden açıklayabilmek kolay mı? Unutmayalım ki, Avrupa ne kadar "Hristiyan Avrupa" olsa da, bu kıtada (ABD'den çok farklı olarak) "din uleması" ve "mahkeme"nin birlikte anılması epeyce zamandır kuvvetle kaçınılan bir davranıştır.

Başbakan keşke, bu iki konuda da, bugüne kadarki dış gezilerinde şahit olduğumuz, öznellikten uzak, "soğuk" ama "problemsiz" dil ve üslubunu terketmesiydi.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi