T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 20 KASIM 2005 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Nazif GÜRDOĞAN

AİHM Avrupa Birliği'nin temellerini dinamitledi

Devletin güvenlik güçleri, Fransa ve Türkiye'de olduğu gibi, tek dinli, tek ırklı ve tek kültürlü olmayı, ülkenin tek güvencesi olarak görürse, hiç kimse ekonomik krizlerin ve toplumsal patlamaların önüne geçemez. Toplumun çokkültürlü yapısını, tekkültürlü yapıya dönüştürmeyi düşünmeden, her alanda çoğulculuğun yolunu açmaya çalışmak, bütün yönetimlerin hayat ve güç kaynağıdır. İnanç, düşünce ve girişim özgürlüğünün olmadığı bir ülkede hem demokratik, hem de ekonomik kültür gelişemez.

Yönetim yapısı ne olursa olsun, her ülkede farklı inanç, ırk ve kültürlerin bir arada olması, yarışma ve gelişmeye yol açar. Devletin görevi, toplumdaki kültür farklılıklarını ortadan kaldırmak değil, yüzyıllarca Avrupa'nın iki güçlü ülkesi olan Endülüs ve Osmanlı yönetimine benzer bir biçimde, farklı inanç ve kültürlerin birbirlerini yok etmeden birlikte yaşamalarını kolaylaştıracak siyasal ortamı oluşturmaktır.

Çoğulcu demokratik yönetimlerde çoğunluğun yönetim hakkı, azınlıkların temel hak ve özgürlüklerini sınırlama yetkisi vermez. Hem çoğunluk hem de azınlık evrensel hukuk ve ahlak ilkelerine uymak zorundadır. Sağlıklı toplumlarda "üstünlüğün hukuk ve ahlakı" değil, "hukuk ve ahlakın üstünlüğü" her alana egemendir. Hukukun ilkeleri ahlaktan, ahlakın ilkeleri de hukuktan ayrılırsa, eğitimde fırsat eşitliği ortadan kalktığı gibi, toplumda da haksızlıkların önüne geçmek mümkün değildir.

Türkiye'deki üniversitelerde YÖK'ün uyguladığı başörtüsü yasağı ve AİHM'nin yasağın yasallığına ilişkin kararı, hukukun yalnızca hukukculara bırakılamayacak kadar önemli olduğunu gösterdi. Nasıl hukuk yalnızca hukukçulara bırakılamazsa, üniversite de yalnızca hocalara bırakılmamalıdır. Hukuk ve üniversite bir ülkede düşünce, inanç ve girişim özgürlüğünün karşısında yer alırsa, dayatmacılık her alana egemen olur.

Demokratik yönetimlerde devletin kendi değişmez doğruları değil, hukukun doğal ilkeleri ve ahlakın evrensel kuralları vardır. Sözkonusu ilke ve kuralların kaynağı seküler ve pozitif kültürden daha çok kutsal ve normatif kültürdür. Hiçbir inancın temelleri seküler kültürün kaynaklarından devşirilmemiştir. Hangi düzeyde olursa olsun, ulusal ya da uluslararası bir mahkemenin inançları yargılama hakkı yoktur. İnanç özgürlüğünün olmadığı bir ülkede, demokrasiden ve insan haklarından söz edilemez.

Bir ülkede toplumun üretim gücünün yarısını oluşturan hanımların eğitim haklarının elinden alınması, o ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Yalnızca Türkiye'nin değil, bütün Avrupa ülkelerinin ortak düşman eğitimsizliktir. Bu yüzden, getirisi en yüksek olan yatırım, eğitime yapılan yatırımdır. Eğitim düzeyiyle gelir düzeyi arasında doğru orantılı bir ilişki vardır. Eğitim düzeyi yüksek olan toplumların, üretim güçleri de büyük olur.

Fransa ve Türkiye'de sekülerlik adına inançsızlık ödüllendirilirken, inançlar cezalandırılmaktadır. Oysa inançsızlık, inancın yerine geçebilseydi, Sovyetler Birliği'nde geçerdi.

İnançların özünde özgürlük vardır. İnançsızlığın peşinden dayatma gelir.

İnançsızlık hiçbir inancın yerini dolduramaz.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi