T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
P O L İ T İ K A 20 KASIM 2005 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

AİHM özgürlük sınavını kaybetti, sıra Avrupa’da!

AİHM’in Leyla Şahin davasında aldığı kararın Avrupalı aydınları da böleceğine işaret eden sivil toplum temsilcileri, “AİHM ile AB elbette ki ayrı kurumlar. Aldığı bu karar ile AİHM özgürlük sınavını kaybetti” dediler

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Leyla Şahin Davası’nda başörtüsü yasağını onaylaması, halkın AB’ye verdiği desteği azaltacağı ifade ediliyor. ÜNDER Başkanı Prof. Şefik Dursun, AİHM kararının halkın hem Mahkeme’ye hem de AB’ye olan güvenini olumsuz olarak etkilediğini ifade ederek, “Kararla birlikte bir şok yaşanıyor. Bundan önce de olmuştu. Karar siyasidir. Aynı mahkeme başta Öcalan olmak üzere başka davalarda farklı kararlar alabiliyor, ilgili mevzuatın değiştirilmesini isteyebiliyor. Oysa başörtüsü konusunda yasal bir yasak yok, fiili bir yasak var. Avrupa üniversitelerinde başörtüsünü yasak değildir” dedi.

ÇİFTE STANDART

AB İlerleme raporlarında da çifte standart sayılabilecek yaklaşımların sözkonusu olduğunu ifade eden Prof. Dursun, “Konu Ruhban Okulu’na, azınlık meselelerine gelince başka türlü davranılıyor, çoğunluğun hak ve talepleri söz konusu olduğunda ise tam tersi davranıyor. Bunlar halkın AB’ye olan güvenini yitirmesine sebep olur” dedi.

Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Bekir Karlığa da Leyla Şahin davasının AB’ye verilen halk desteğine ister istemez etki yapacağını ifade ederek, “Bu dava diğer benzer davalara da emsal teşkil edecektir. Ancak bu durum, Türkiye’de başörtüsüyle ilgili bir yasal düzenlenmesi yapılmasına engel teşkil etmez” dedi. AİHM kararının mütedeyyin insanlar için hayal kırıklığına neden olduğunu belirten Prof. Karlığa, “AB’ye sıcak bakış eskiye göre azaldı. Bu tür kararlar artarsa AB yönünde menfi hareketler gelişir. Ama böyle diye AB projesinden vazgeçmemek lazım” diye konuştu.

AVRUPA AYIBI

AB hakkındaki olumlu düşüncelerin değişmesi için sadece Leyla Şahin davasının kıstas olamayacağını ifade eden Dr. Hidayet Şefkatli Tuksal ise, “Bu tür kararlar hoşnutsuzluklara sebep olur. Ben kendi adıma AB’den vazgeçmek için Leyla Şahin davasını bir mesele olarak görmüyorum. Avrupalılık benim için kör bir ideal değil. Orada iyi olan şeylerin Türkiye’de de olmasını istiyoruz, o kadar” dedi. “Bir spesifik olaydan yola çıkarak AB’yle derin ilişkisi kurulamaz. Halkımız çıkarlarına uygun olduğu için AB’ye olumlu bakıyor” diyen Dr. Tuksal, “AB’nin kendi iddialarıyla çelişen tavırları kendi saygınlıkları açısından kötü bir imaj, biz değil onlar düşünsün bunu” dedi. AİHM’nin Leyla Şahin’e uygulanan yasağı insan hakkı ihlali saymadığını belirten yazar Nihal Bengisu Karaca, “Dolayısıyla AİHM başörtü takma hakkını bir insan hakkı olarak görmedi. Bu karar AİHM kararlarının her türden siyasi eğilimlerin, modaların ve lobilerin üzerinde tümüyle ‘pure’, tümüyle objektif bir birim olduğunu düşünenler için hayalkırıklığı yaratmış olabilir; ama benim için yaratmadı. Zira Leyla Şahin’in başörtüsü takma hakkı AİHM’e göre bir azınlık hakkı değil, çünkü bu ülkede kadınların yüzde 70’i başörtüsü takıyor. Hatta bu çoğunluk vurgusu başörtüsünün sistemi tehdit ettiği şeklindeki yanlış algı ile bir araya gelince otoriter bir hava, korkuyu ve endişeyi perçinleyen bir etmene dönüşebiliyor” dedi. “AİHM, AB organı değildir ama AB’yi belirleyen akımlardan ve siyasi havadan etkilenir” diyen Karaca, “Bütün bunlara rağmen Leyla Şahin’in AİHM’e başvurmasını anlamayanlardan da değilim; elbette bütün hukuk yolları denenmeliydi. İyi ki denendi AİHM yolu; Leyla Şahin davası bir turnusol kağıdı oldu. AİHM sınavı kaybetti”diye konuştu. Mazlumder Genel Başkanı Cevat Özkaya ise, “Tersi de çıkabilirdi. Öte yandan AİHM kararı Türkiye’de siyasi mücadelenin bir aracı olarak kullanılıyor. AİHM, başörtüsüne son noktayı koydu gibi. Bir kere mahkemeler insanların dini inançlarıyla ilgili karar veren merciler değildir. Mesala AİHM, bir yehova şahidiyle ilgili kararında sadece müşahhas olayı inceledi, hıristiyanlığı yargılamadı. Ama gerek Leyla Şahin davasında gerekse Refah Davasında dini inançları yargılamaya gitti. Bu nedenle her iki karar da hukuki değil, siyasi kararlardır. Ben gerek AİHM’nin gerekse AB’nin çifte standartçı yaklaşımlar içinde olduğu kanısındayım” dedi.

‘‘SON DEĞİL’’

Prof Hayri Kırbaşoğlu ise AB İlerleme Raporlarında Türkiye’de ezici çoğunluğu teşkil eden Müslümanların problemlerine temas edilmemesinin izah edilir bir yanı olmadığını belirterek, “Bu durumun olumsuz bir rol oynayarak AB konusunda dindar kesimlerin desteğinin belli ölçüde azaltacağını tahmin etmek o kadar zor olmasa gerektir. Ancak kanaatimce bu konuda AB desteği konusunda tam bir geri dönüş ihtimali uzak gibi görünmektedir. AİHM ‘nin Leyla Şahin davasına ilişkin rapor ise herşeyin sonu elbette değildir” dedi.

AİHM’nin aldığı kararın Avrupalı aydınları böleceğini söyleyen Hak-İş Genel Başkanı Salim Uslu ise, “Bunun AB’ye verilen halk desteğini azaltacağı kanısındayım. Bu dava, AİHM’nin hak ve özgürlükler konusunda kendi değerleriyle ciddi bir çelişki içinde olduğunu göstermektedir. Burada AİHM ile AB’yi birbirinden ayırmak lazım. İki ayrı kurum. Ama doğrudan ilgisi olmasa bile, Avrupalı değerleri tartışmaya açar” diye konuştu.

Geri dön   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi