T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 20 KASIM 2005 PAZAR
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Rasim ÖZDENÖREN


Derin devlet ve büyük engizisyoncu

9. Cumhurbaşkanı Demirel geçenlerde bir televizyon kanalında kendisiyle yapılan bir mülakatta bazı görüşler ileri sürmüş (Demirel, NTV'de yayınlanan programda Murat Birsel ile Yavuz Donat'ın sorularını cevaplandırmış. Ben o programı izleyemedim. Burada yer verdiğim Demirel alıntılarını Internet Haber, 15 Kasım2005 tarihli yayından alıyorum.). Andığım kaynakta, Demirel'in şu cümlelerine yer veriliyor:

"Ufak bir zorlukla karşılaşınca sivil devlet devreden çıkıyor, derin devlet devreye giriyor."

"Devletin tekliği esastır, iki devlet olmaz. Bizim ülkemizde iki devlet var. Bir derin devlet var, bir devlet var. Asıl olması gereken devlet yedek, yedek olması gereken devlet asıldır." (Buradaki italikler bana ait, R.Ö.)

"Gelin 35. madde gibi İç Hizmet Kanunu'na istinaden devlete el koymayı bırakın, gelin anayasayı işletelim. Anayasa'da devletin güvenliği düşünülmüştür. Devletin güvenliğini yasal yollardan sağlayacaksınız."

"Bu ülkede 10-20 senede bir devlet kalafattan geçiyor, ama devlet zaafa uğruyor. Devlet bu nedenle ruhunu kaybetmiştir. Ortalık biraz toz duman olunca bakalım arkasından ne gelecek diye şüpheler geliyor."

"Ben kendi halkı silahlı gücünden korkan bir ülke düşünemiyorum." (İtalik, R.Ö.).

"Ben bunları siyaset için yapmıyorum. Siyaset için yapsam meselenin önemi azalır. Siyasete girme niyetinde olsam bu başka türlü olur. Ortalığı silkelerim. Silkelemesem siyasete girmem. Silkeleme ihtiyacı varsa ben burda durmam, burada oturmam. Şu anda oturuyorum ve düşüncelerimi söylüyorum."

Donat, Kenan Evren'e izafe ettiği bir cümle ile Demirel'in görüşünü doğrulatıyor, o da şunu söylemiş: "Sayın Demirel doğru söylüyor. Derin devlet biziz. Devlet zaafa uğradığında el koyarız. 1980'de Demirel'in suçu yoktu. Daha yeni gelmişti, ne yapalım onun dönemine rastlamıştı."

Şimdi, burada üzerinde durulması gereken öyle şeyler var ki, onların üstünde nefes tüketmeye değmez. Mesela "yedek devlet" icadını bunca yıldır, sanırım benimle birlikte herkes, bütün hukukçular, bütün felsefeciler, bütün siyaset bilimcileri sanırım ilk kez işitiyordur. Sen, bir kez devleti yedekli olarak düşünürsen, asılın zaafa uğradığını farz ettiğin her seferinde yedeğini devreye sokmakta sakınca görmezsin. Demirel'in uygulamaları da zaten bunun böyle olduğunu gösteriyor. Keza, "Ben kendi halkı silahlı gücünden korkan bir ülke düşünemiyorum" diyen Demirel, vaktiyle: "Ben askerle ters düşmem (veya çatışmaya girmem)" anlamında bir cümle de söylemişti.

Ancak ben bunların üstünde durmak istemiyorum. Demirel'in sözleri bana, Dostoyevski'nin Karamazof Kardeşler adlı romanında geçen "Büyük Engizisyoncu" başlıklı parçayı hatırlattı. Orada, İspanya'nın bir şehrinde, 16. yy.da, verdiği zalimce engizisyon kararlarıyla halkı kırıp geçiren bir Kardinal'in hikâyesine yer verilir. Kardinal, bir gün şehirde gezinirken, karşı kaldırımda Hz. İsa'yı görür. Onu yakalatıp tutuklar. Geceleyin Hz. İsa'nın ziyaretine gider ve ona, özetle şunu söyler: "Sen, şimdi, benim verdiğim kararları yasaklamak isteyeceksin. Oysa ben, senin getirdiğin dinin korunması için bu kararları veriyorum. Benim işime karışma. Karışmaya kalkışırsan, tek bir işaretimle seni de yakarım. Esasen sen, söyleyeceklerini ikibin yıl önce söyledin, sıranı savdın. Şimdi konuşma sırası bizde."

Bu, gerçekten ilginç bir metafordur. İlginç olduğu kadar da, çok katmanlı anlamlar taşıyor. Biz de burada, Demirel'e Büyük Engizisyoncu'nun söylediklerini tekrarlayabiliriz: Sen, söyleyeceklerini 35 yıl boyunca söyledin ve sıranı savdın. Şimdiden sonra söyleyeceklerin geçerli değil. Onların olsa olsa bir anı değeri olabilir, o kadar!

Şimdi konuşma ve eyleme sırası başkalarındadır. Ve unutulmasın ki, fırsat, ele bir kez geçer ve tekrarlanmaz. Hiç kimseye tekrarlama şansı tanınmıyor, peygamberlere bile…

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi