|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 22 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Şemdinli olayları ülkenin iç içe geçmiş bir dizi sorununa neşter atmış durumda. "Devletin içindeki devlet" sorunu, Kürt sorunu, şiddet sorunu, yönetim krizi hepsi bir kez daha aynı anda masaya yatmış bulunuyor. Meselenin ne es geçilecek yanı var, ne ertelenecek yanı... Şemdinli'nin gözler önüne serdiği bu sorunların her biri ayrı ayrı ele alınıp düşünülmek zorunda... Bu düşünce ve analiz alıştırmasını ise fiili, sonuç verici eylem planları takip etmek durumunda... Bununla birlikte ilk atılması gereken adım siyasidir. Siyasi adımdan kasıt, bölge halkının endişesi ve tepkisini dindirmeye yönelik hükümet ve devlet hamleleridir. Şu açık: Bölgeye ilişkin her çalışma, her araştırma, her gözlem özellikle Şırnak, Cizre, Şemdinli, İdil, Hakkari, Yüksekova gibi merkezlerde devlet ile bölge halkı arasındaki güvensizliğin had safhada olduğunu gösteriyor. Güneydoğu'nun bu bölgesi Van, Diyarbakır gibi kent merkezlerinden, hatta kırsal alandan farklı bir doku oluşturur ve farklı bir siyasi anlam taşır. Şırnak, Cizre, Hakkari Güneydoğu'nun bir anlamda siyasi laboratuarıdır. Bu üçgenin ruh hali, siyasi eğilimleri, belirleyici olur. Perde ve sis ardındaki bu bölgedeki kimi uygulamalar devlet içindeki kimi karanlık noktaların varlığına, kimi vahim anlayışların devamlılığına işaret eder. Kayıplar burada olur, insan hakları merceğinden kaçan uygulamalar da... Sürekli, düzenli ve biteviye yeniden üreyen, üretilen bu güvensizlik hali en çok bu üçgende meydana çıkar ve oradan tüm Güneydoğu'ya yayılır. Evet, Güneydoğu'da güvensizlik bugünün en temel meselesi... Her tür diyalog ve uzlaşma girişiminin önündeki en büyük engel.
TESEV'in yürüttüğü kapsamlı ve önemli bir araştırmadaki, "Türkiye'de ülke içinde yerinden edilme sorunu" başlıklı çalışmadaki şu tespitler bu güvensizlik meselesinin boyutunu ve önemini açıkça ortaya koyuyor: "OHAL'in en ağır faturası, devlet ile bölge halkı arasındaki güven eksikliği (…) Kendilerini 'devletin vatandaşı' olarak hissedememeleri. Bu güvensizlik, devlet görevlilerinin vatandaşı her an PKK'ya destek vermeye hazır şeklinde algılamasına yol açıyor. Geri dönüşün yaşandığı Batman'ın bir köyüne yaptığımız ziyarete 'güvenliğimizi sağlamak' gerekçesiyle eşlik eden güvenlik görevlilerinin konuştuğumuz köylülerin isimlerini almaları ve köyü video kamerayla görüntülemeleri, bu algılamanın somut bir göstergesi. Bu güvensizlik hissi, tek taraflı değil. PKK ve devlet güçleri arasında kalmış olan ve en mağdur kesimi oluşturanlar, devletin kendilerine 'yetim evlat' muamelesi yaptığına inanıyor. Yardımlarının ve 5233 Sayılı Yasa altında verilen tazminatların öncelikle ve büyük ölçüde koruculara gittiği şeklindeki algılama, korucularla zaten sorun yaşayan (göç mağdurlarında) 'devlet bizi korumuyor' şeklinde bir kanısının oluşmasına yol açıyor. Bu güvensizliği, son dönemde yaşanan ve giderek artan çatışma ortamı da besliyor. Bu nedenlerle Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dün Şemdinli'ye yaptığı geçikmiş ziyaret bu konuda atılmış en önemli adım, verilmiş en önemli mesajdır. Semdinli'de halka şöyle hitap etmiş Başbakan: "Bakanlarımızla birlikte huzurunuzdayız. Şemdinli'den sonra Yüksekova ve Hakkari'yi ziyaret etmek suretiyle vatandaşlarımızla kısmen de olsa dertleşmek imkanı bulacağız…. Biz bir şeyin halli için buradayız… Bu işi ortada bırakmanın ihmalkarlığı içinde olmayız…Müfettişlerimizi gönderdik, Adalet Bakanlığı bünyesinde özel komisyon kurduk……" Bu sözleri takip edecek siyasi adım ve eylemler hükümeti bürokrasi kaynaklı kimi karanlık uygulamaların karşısındaki koruma gücü haline getirecek ve güvensizlik sorununun çözülmesinde büyük bir hamle olacaktır… Yeter ki o adım ve eylemler hayat bulsun…
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |