|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 22 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Medya, siyaset ve sermaye üçlemesinin nasıl örgütlenip hayata biçim verdiğini, toplumları yönlendirdiğini, siyasetten iktisada uzanan geniş yelpazede örgütlenişi üzerinde teoride çok şey söylenir. Sermayenin medyayı yedeğine alarak siyaseti nasıl çıkarları doğrultusunda yönlendirdiğini, dünyaya nizamat vermeye çalıştığını gündemi takip eden sıradan insanlar bile fark edebiliyor. "Uyarıyı yapan ünlü basın devi Murduch olunca peşinden büyük bir gürültünün kopacağı belliydi. Bu yılın Nisan ayının son haftasında Los Angeles'de Nilken Institute'ün toplantısında "Avrupa'nın, özellikle de Fransa'nın sahip olduğu Müslüman nüfusla başının belada olduğunu" açık açık söyleyerek; bu kıtayı bekleyen büyük tehlikeye karşı uyarmıştı. Fransa'nın Müslüman nüfusu asimile edemediği takdirde Amerika'dan daha fazla terörist tehdit altında kalacağının altını çiziyor ve aynı masayı paylaştığı Nobel ödüllü Gary Becker, Alman Merkez Bankası yönetici Thomas Hughes, CIA şefi tarafından da büyük onay alan görüşlerini cesaretle açıklıyordu. Paris'in varoşlarını çevreleyen mahallelerde yoğunlaşan Müslümanlar asimile edilmedikleri sürece diyor Murduch, Amerikanın yaşadığı felaketin tekrarlanması kaçınılmazdır. Avrupa'nın, Amerika'nın Müslümanları asimile etmede gösterdiği başarıyı uygulayacak bir siyasi liderlikten mahrum oluşunu esefle altını çiziyor." (24 Temmuz 2004 tarihli yazımdan). Fransa olaylarının çıkmasından bir buçuk yıl önce medya devi Murduch'un CIA ve Alman Merkez Bankası yöneticilerinin önünde yaptığı bu uyarıların, aslında demokrasi ve özgürlüklerin olmazsa olmaz şartı sayılan medyanın en sembolik ismi tarafından dillendiriliyor olması daha da önemli… Amerikan toplumunu Avrupa'ya göre çok kültürlü olduğu varsayımının geçerliliği bir yana buradaki anahtar kelime olan "asimilasyon"un Batı demokrasilerinin temel direği sayılan medya temsilcisinin dilinde ne anlama geldiği üzerinde düşünülmeli… Paris'in varoşlarında patlak veren isyanlar nedeniyle Fransa'daki jakoben, tek kimlikli vatandaşlık esasına dayalı modeli hatırlayanlar Avrupa'daki farklı modelleri referans göstererek hem olayların nedenin açıklamış hem de bir çözüm yolu önermiş oldular. Türk modernleşmesini önemli ölçüde şekillendiren Fransız modelini baskı unsuru olarak gerekçe gösterenlerin Avrupa'dan farklı modelleri hatırlamaları boşuna değil. Çünkü tek kimliklilik, din-devlet ilişkisi gibi toplumun kırılma noktasını oluşturan konularda olur olmaz yerde Fransa örneğine başvuranlar, diğer Avrupa ülkelerinde durum çok daha farklıymış gibi sorgusuz başka modellere yönelmeleri Batıcılığın bu toplum için model olmaktan çıkma ihtimaline karşı bir tedbir sayılmalıdır. Aydınlanmanın beşiğinde çöken modernleşmeci model başka ülkelerde henüz alevler sarmadığından 'çökmüş görünmediği' için benzer bir zihin tembelliği sergilediler. Oysa Murduch, kehanetinde önerdiği asimilasyon önerisi yeterince işlemediği için Fransa'da isyanların çıktığını ileri sürüyor. Farklı olanları farklılıklarıyla değil asimile ederek birlikte olmayı esas alan model Batı toplumlarının tarihi açısından hiç de tek değil. Bizde ise resmi olanın dışında tutulan 'asli kültür'e bile tahammül edemeyenler için asimile edilecek bir kültürel zeminin olmaması bir açmazdır. Ne var ki pek çok konuda gelinen nokta kimlik siyasetini çoktan aşmış görünüyor. Etnik temelli çalkantı artık uluslar arası bir argüman haline getirilmiştir. Dahası, inanç temelindeki asli talepleri dışlayan elitistlerin ülkenin geleceğini ipotek altına soktuklarını önemsediklerini sanmıyorum.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |