T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Fehmi KORU

Kontrolsüz gücün tehlikesi

Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Şemdinli, Yüksekova ve Hakkari'ye yaptığı sürpriz çıkarma, başka hiçbir işe yaramasa, hükümetin 'derin devlet' konusunda çaresiz kaldığı yolundaki umutsuzluğu sona erdirmesi bakımından önemli. Geçmişte benzer ortamlarda yaşanan hareketsizlik, siyasîleri iktidarsız kılacak bir süreç başlatmıştı; şimdi tersinin olmasını bekleyebiliriz.

Emir-komuta zincirine bağlı olmaksızın kendiliğinden harekete geçen milis-tarzı güçler var mı Türkiye'de? Bu soru önemli. Önemi de, Türkiye'nin de üyesi olduğu NATO tarafından, 1950'lerde, 'devlet içinde devlet' görüntüsü verecek bir örgütlenmeye gidildiği bilgisinden kaynaklanıyor. 14 Avrupa ülkesinde varlığına rastlanan bu örgütlenme, oluşturulma amacı ne olursa olsun, her ülkenin özel durumuna göre, sorunlara yol açabildi. Kontrolsüz güç tehlikeli bir güçtür çünkü.

Şemdinli'de meydana gelen olaylar, pek çok bakımdan, varlığı bilinen o örgütlenmeyi andırıyor. Ancak, daha önce konu "Tasfiye ettik" güvencesiyle kapatıldığı için, tespitin doğruluğu noktasında tereddüt gösterenler çıkabiliyor. Hükümetin de devlet birimleri tarafından değişik biçimde bilgilendirildiği belli. Yetkili ağızlardan zaman zaman çelişkili açıklamalar çıkması bu sebepten.

İktidar çelişkiyi kaldırmaz. Başbakan Erdoğan'ın bölgeye gidişinin hayli zaman alması, varolan çelişkileri sona erdirme çabasıyla ilişkili olmalı. Bölgede düzenlediği toplantılarda verdiği mesaj netti Başbakan Erdoğan'ın: "Hükümet olarak konunun üzerine kararlıkla gidilecek..." Meclis de, kendi payına, olan-biteni bu hafta gündemine alacak...

Devlet içinde yuvalanmış çetelerin varolduğu başka ülkelerde de tasfiye işlemi kolay gerçekleşmemişti. Bu konuda simge sözcük 'kararlılık'... Çetelerin varlığı ve eylemleri, doğası gereği, siyasî destek gerektiriyor. Çeteler, pek çok ülkede, hizmetlerini siyasilere de sundular. Bazı ülkelerde, çete tarzı örgütlenmeler, devletin hiyerarşik yapısı içerisinde verilen kararlarla 'devlet düşmanı' diye vasıflandırılan gruplara karşı da kullanıldı. Aynı çete, 'vatan hizmeti' olarak yansıtabildiği hizmetler verirken yanlış işler de yapmışsa, devlet, ona karşı nasıl bir tavır alır: Göz yumup sessiz mi kalır, gözünün yaşına bakmadan üzerine mi gider?

Bu soruya kesinlikle "Üzerine gider" cevabı verilemediği noktada çeteler kendilerine hayat sahası bulabiliyor. Varoldukları ülkelerde 'kararlılık' sergilenene kadar himaye de görebildi çeteler. Tasfiye işlemi başladığında ise, kararlılık sergileyen siyasîlere, ya da soruşturma yürüten yargı mensuplarına müdahaleler de oldu. Tasfiye ancak kesin bir kararlılıkla sonuç alabildi bir çok ülkede.

Bizde bugün durum ne? Susurluk kazasının ortalığa döktüğü pisliklere rağmen tasfiye işleminin tamamlandığı konusunda ortak bir kanaat yok. Pislik orada, ama üstü örtülü. Bu sebeple de, çizgi dışı her yeni gelişmeye, "Acaba yine o örgüt mü?" kuşkuculuğa ile yaklaşılıyor. Bu da, ister istemez, meşru zeminde yürütülen yasal çalışmaları da gölgeleyebiliyor. Bu defaki kararlılık gerçek bir kararlılık olmak zorunda; bunun için de hükümet varolan kafa karışıklığını ve çelişkileri hiç değilse kendi içinde barındırmamalı.

Devletin istihbarî bilgilerine sahip hükümetten, özellikle konu görev alanına giren bakanların ağzından, olana farklı teşhisler konulduğuna işaret eden açıklamalar gelmişti. Başbakan Erdoğan'ın bölgeyi ziyareti, farklı bakış açılarını kararlılık istikametinde yoğurma amaçlı bir 'ince ayar' yerine geçecekse, bundan sonraki gelişmelerden umutlu olabiliriz. Yok, tersine, Meclis'e de yansıyan Başbakan Erdoğan'ın sonuna kadar gitme iradesi bazı siyasîler ve bürokratlar tarafından sulandırılacaksa, bunun ceremesini, ülkeyle birlikte iktidar partisi de çekecektir.

Bölgeye ziyaretle başlatılan adımı başka kararlı adımlar izlemeli.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi