T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mehmet ŞEKER

Yahya Kemal roman yazardı

Yahya Kemal genç bir şairken tek kelime Fransızca bilmeden zamanın cazibe merkezi olan Paris'e gidiyor. Dili en üst düzeyde öğrendikten sonra ünlü şairlerle tanışıyor.

Aklıma takıldı, üstat bugün yaşasaydı ne olurdu?

Yahya Kemal'i çok iyi tanıyan ve yazdığı kitaplarla okurlarına tanıtan Beşir Ayvazoğlu ile bir varsayım üzerine konuştuk.

Varsayım üzerine çünkü Beşir Bey, Yahya Kemal hakkında yazılacak her hususu kaleme almış. Bütün bilgiler kitaplarda mevcut.

Ve bugünlerde Paris'in altı üstüne geliyor.

"Mesela dedik" ile başlayıp şöyle bir soru sordum:

- Yahya Kemal bugün genç bir şair olarak Paris'e gitseydi...

- Yahya Kemal bugün yaşasaydı, genç bir şair olarak Paris'e gitmek ister miydi, emin değilim. Bugün Paris'e gitmeyi hayal eden genç bir şair düşünebilir misin? Şiiri seçer miydi, o bile tartışılabilir.


OKULU BİTİRMEZDİ

- Ya ne yapardı?

- Bana kalırsa Amerika'ya gider, romancı olurdu. Hadi, Paris'e gitti diyelim; orada da romanı tercih edeceğini sanıyorum. Biliyorsun, üstadın büyük hayallerinden biri de roman yazmaktı. Ve tabii bugün Paris'te şairler, yazarlar, ressamlar vb. en çok nerede toplanıyorlarsa oraya postu serer, babasının gönderdiği paraları çıtır çıtır yiyerek tatlı vakit geçirir, mektebini de bitiremez, tamamlanmamış birkaç roman müsveddesiyle dönerdi.

- Paris'teki olaylara bakışı nasıl olurdu?

- Göçmenlerin yaşadığı varoşlara adımını bile atmayacağından emin olabilirsin. Hele ayaklanma sırasında buralardan özellikle uzak dururdu. Hazret her zaman tehlikeden uzak durmayı tercih etmiştir. Tabii, Paris'te yaşayıp Türkiye'ye dönmek artık sıradan bir hadise olduğu için, dönüşünden kimsenin haberi olmaz, yazılmamış romanlarından orada burada okuduğu kırık dökük pasajlara da kimse metelik vermezdi.

(Konunun erbabı böyle söylediğine göre, varsayımlara devam edebiliriz.)

- Belki bugün Yahya Kemal çapında birçok genç aramızda dolaşıyor ve bizim onlardan haberimiz bile yok.

- Yahya Kemal şanslı adamdı, Paris'e ne zaman gitmesi gerekiyorsa o zaman gitmiş, ne zaman dönmesi gerekiyorsa o zaman dönmüştü. Bugün dünyanın en büyük şairi bile, Yahya Kemal'in geçen asrın başlarında -üstelik çoğu tamamlanmamış şiirlerinin kırık dökük mısralarıyla- kazandığı itibarı kazanamaz. Yahya Kemal'i Yahya Kemal yapan, yaşadığı devrin edebi şartları ve onun bu şartları iyi okumuş olmasıdır.


385 SAYI, 33 YIL

Rahmetli Ahmet Kabaklı'nın kurucusu olduğu Türk Edebiyatı Dergisi, 385. sayıya ulaştı.

385 ay, 32 yılı geride bırakmak, 33. yıla girmek demek.

Dile kolay gelse de bir dergiyi bunca yıl yaşatmak ve geliştirerek bugüne getirmek takdire şayan.

Dergi, birkaç aydan bu yana Beşir Ayvazoğlu yönetiminde çıkıyor.

Kasım sayısında Don Kişot için bir dosya hazırlanmış.

2005 yılı Unesco tarafından "Cervantes Yılı" ilan edilmişti.

Dosyadaki yazıların -o konuyu evvelce işleyen bazı dergilerin yaptığı gibi- tercüme değil, bütünüyle telif olması önem arz ediyor.

Dağıstan Çetinkaya'nın Don Kişot çizgileriyle dosya kanatlanmış.

*

Ahmet Turan Alkan, "Biz Türkler Don Kişot'u neden okuruz" başlıklı yazısında önemli tespitlerde bulunuyor.

"Aşka, sadakate, yiğitliğe ve civanmertliğe yürekten inananlar için Don Kişot, en sefil ve düşkün ânında bile yüksek insanlık değerlerini kükrercesine dillendiren bir kahramandır. Biz Türkler Don Kişot'u roman diye değil, biraz da bir Gazavatnâme, Hamzanâme, bir menkıbe tadını damağımızda gezdirerek okuruz."

Alkan'a göre, Mahzun Şövalye'nin serüvenleri okunmağa değer bulundukça, yeryüzünün ıslah olunabileceğine inanan birileri de nefes alıp veriyor demektir ve bu güzel bir haberdir.


Bakan Koç'tan Cengiz Dağcı'ya davet
"Sizi Türkiye'de görmek isteriz"

Türk edebiyatının en güçlü yazarlarından olan Cengiz Dağcı, 9 Mart 1919'da Kırım'ın Yalta şehrine bağlı Gurzuf kasabasında doğdu.

Eğitimine köyünde başladı, Akmescit'te devam etti. Kırım Pedagoji Enstitüsü öğrencisi iken İkinci Dünya Savaşı çıktı.

Ukrayna cephesinde Almanlara esir düştü.

Almanların yenilmesi üzerine esir kampından kurtuldu ve 1946'da Londra'ya yerleşti.

Eserlerinde Kırım Türklerinin Rusların zulmü altındaki hayatını hüzünlü bir dille anlatır.

İlk romanı 1956 tarihini taşıyan Korkunç Yıllar'ın ardından pek çok eser verdi.

Yurdunu Kaybeden Adam, Onlar da İnsandı, O Topraklar Bizimdi, Anneme Mektuplar, Yoldaşlar, Bay Markus Burton'un Köpeği, Biz Beraber Geçtik Bu Yolu, Benim Gibi Biri, İhtiyar Savaşçı gibi romanları yanında hatıralarını kaleme aldı: Yansılar, Ben ve İçimdeki Ben, Hatıralarda Cengiz Dağcı.

*

Dünya Turizm Fuarı dolayısıyla Londra'ya giden Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, Cengiz Dağcı'yı evinde ziyaret etti.

Bakan Koç, Türkiye'yi hiç görmediği halde bütün kitaplarını Türkiye Türkçesi ile Türkiye'de yayımlayan Cengiz Dağcı'yı Türkiye'ye davet etti.

"Kitaplarınızı okuyan insanlar sizi Türkiye'de görmek istiyor. Sizi Türkiye'de misafir etmekten memnunluk duyarız."

Ziyaret sırasında, Londra'da yaşayan şair Mevlüt Ceylan da Bakan Koç'un yanındaydı. Yaklaşık bir saat süren sohbette ünlü yazar, sağlığı iyi olmadığı için Türkiye davetini kabul edemeyeceğini bildirdi.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi