|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 22 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
IMF, bu yılın Nisan ayında yürürlüğe giren 19. Stand-by düzenlenmesi öncesi Fon uzmanlarının Türkiye'deki yaptığı çalışmaların bir özeti olan Türkiye uzman raporunu, nihayet geçen hafta sitesinde kamuoyu ile paylaştı. Rapor, 2005 başında hazırlanmış olduğu için daha ziyade 2004 verileri üzerinden yorumlarda bulunuyor. Tahmin edileceği gibi, raporda Türkiye'nin istikrar ve büyüme konusunda önemli adımlar attığı, bununla birlikte kalıcı bir istikrar ve yatırım ortamı için yapısal reformların devam etmesi gerektiği ve ülke ekonomisinin hala ciddi kırılganlıklara gebe olduğu ifade ediliyor. Bu ana fikir, tabii olarak, mevcut programın devam ettirilmesi ve yeni bir Stand-by ile sürecin pekiştirilmesini savunuyor. Raporda altı çizilen risk alanları; kamu borç stokunun yapısı ve döndürme gerekliliği, özel kesimin artan döviz yükümlülükleri ve mali sistemin artan küresel entegrasyon karşısındaki bünye zayıflığı olarak belirlenmiş. KAMU BORÇ STOKU IMF uzmanları, kamu borç stokunun milli gelire nispetle düşüyor olmasını tek başına yeterli bulmuyor. Borç stokunun kayda değer bir kısmının dövize endeksli veya değişken faizli kâğıtlara bağlanmış olması, kamunun piyasalardaki faiz veya kur gibi değişkenlerden ciddi anlamda etkilenebileceği anlamına geliyor. Bu durum, borçların hala kısa vadeli oluşundan dolayı önemli bir tehdit olarak algılanıyor, zira kısa vade demek borcun daha hızlı döndürülmesini gerektiriyor. Raporun yazıldığı tarihten bu yana, kamu borç stokunda önemli gelişmeler kaydedildi. Kamu borçlarının vadeleri uzadı, piyasa şartlarındaki değişmeler karşısındaki kırılganlığı azaldı. Bu bakımdan, Hazine'nin özellikle bu konuda belli bir iyileştirme için çaba sarf ettiğini söyleyebiliriz. Ekonomideki dolarizasyon oranı, IMF uzmanlarının üzerinde durduğu bir başka risk unsuru. Gerçi raporda, son yıllarda yaşanan TL'deki reel değer artışı ile fiyatların ve tasarruf araçlarının döviz ve dövize endeksli olanlarına ilginin azaldığı, Türk insanında TL'ye güvenin arttığı belirtiliyor. Buna karşılık, özel kesimin borçlanma maliyeti düşük gibi gözüken döviz yükümlülükleri altına girmesi ve pozisyon alması ciddi bir tehdit olarak görülüyor. Cari açığın önemli boyutlara ulaşması ile birlikte açığın finansmanın da özel kesim ağırlıklı olarak yapılıyor olması, bu tehdidi arttırıcı bir durum. Döviz kurlarındaki herhangi bir hareketliliğin özel kesimde ciddi sıkıntılar doğurabileceğinin altı çiziliyor. Maalesef bu alanda o günden bu yana riskler daha azalmış değil, artmıştır. Başta iç piyasaya yönelik çalışan kesimlerdeki kur riskinin, kolaylıkla bu kesimlerin ilişki içinde bulunduğu finans sistemine aktarılabileceğini biliyoruz. Yine raporda, başta bankacılık olmak üzere mali piyasaların zayıf yapısı da bir risk olarak telakki ediliyor. Türk mali sistemi derinlikten uzak. Bu durum, ülkemize giren portföy yatırımlarının sistemin etkinliğini ve istikrarını kolaylıkla bozabilmesine imkân sağlıyor. Bir diğer problem de Türk bankacılık sisteminin kamu kâğıtlarından boşalttıkları likiditeyi kredi piyasalarına arz etmeleri. Bankalarımızın önemli bir kısmının, kredi piyasalarında ciddi bir deneyim eksikliği var. Düşen marjlar ve artan rekabet, bankaların bu alanda yeni ürünleri ve sahaları denemelerine sebep oluyor. Tabiatıyla bu yaklaşım bankacılık sistemi üzerine ciddi riskler getiriyor. Hâsılı kelam, raporda bahsi geçen kırılganlıklar, kamu borçları müstesna, artarak tehdit oluşturmaya devam ediyor.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |