|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 22 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
AİHM'nin Leyla Şahin hakkındaki kararını değerlendiriyor TV'de Yaşar Nuri Öztürk. Saçların örtülmesinin şart olmadığını, ama başını örtene de saygı duyulması gerektiğini anlatıyor Ali Kırca'ya. Medyanın şöhret üretim merkezinden geçmiş her fani gibi, egosu yüksek cümlelerle başörtüsü sorunu için bir çözüm paketi olduğunu anlatıyor taze siyasetçi. Medya tarafından pompalanan havalı özgüvenle dünyada yapamayacağı iş olmadığına vehmederek hüsranına yelken açan diğerleri gibi -bakınız Semra Hanım- kendinden emin elbette Yaşar Nuri Hoca. "Başörtüsünü çözecek paket ceketimin iç cebinde. Ama size söylemem, bu modeli de beceriksizce kullanmaya kalkışıp berbat etmesinler diye" mealine gelen sözler elbette Halkın Yükselişi Partisi Genel Başkanı'nın muradını apaçık önünüze seriyor: "Beni seçin". Bu ifadelerden sonra, teoloji profesörü bir ilahiyatçıdan geriye nelerin kaldığı bilinmez. Bilinen o ki, binlerce öğrencinin geleceğini karartan bir inanç sorununu çözme karşılığında bile, jargona gereğinden hızlı vakıf olmuş, hiç de güven telkin etmeyen siyasetçi ağzıyla konuşarak seçilmeyi, iktidarı ve gücü isteyen ulemanın önceliği başörtüsü sorunu değil. Garip ve üzüntü verici ama, gerçek. Ortalığın birbirine girdiği "Ulema" tartışmasının ateşi, daha siyaset katmanlarında, devletin hassas kurumlarında ve "işte gerçek yüzleri" diye kaleme sarılanların sütunlarında sönmemişken, Başbakan bu yanlış anlaşılmayı henüz düzeltmemişken üstelik... Devlet tescilli bir başka ulemanın bütün bir Ramazan'a yetecek eğlence olarak Nurhan Damcıoğlu'nun yanına katık olsun diye ortaya attığından şüphelenilen "oruç nasıl açılır?" tefrikası sayesinde medyayla cilveleşmesinin, parça tesirli etkisi daha silinmedi kulaklardan. Her gün TV'de, din hakkında hafsala fesadına neden olacak şeyler anlatan ulemadan geçilmiyor ortalık üstelik. Kızgın tartışmaların harının sönmesinden sonra, her zamanki o akıldışı tepkiyi geliştirenlerin elinize bıraktığı argümana binaen sormak lazım: Ulema nasıl bir şey hakikaten? Kafalarda, zihinsel ağırlıkla, adab temsiliyetiyle, aklı selim ve itidalle varolan ulema tanımının, gösterişli bir paket olarak önünüze sunulan yeni hayat düzeninde Gazali'ler, İbn-i Sina'lar döneminden farklı niteliklere büründüğü bir gerçek. Postmodern çağın pop kahramanlığına soyunarak, medyaya pişkinlikle göz kırpmaya başlayanlar arasında, ulema zevatından şahsiyetlere rastlamak artık hiç şaşırtıcı değil yani. Şaşırtıcı olan, "ulema" sözünü duyunca tüyleri diken diken olanların kafalarındaki şablon haritalarının, onyıllara rağmen en ufak bir sınır değişikliğine uğramamış olması. Sistemin bekası adına külyutmazlığı hayat stili haline getirenlerin ıskaladığının, yakaladığı balıktan büyük olması ne gam. Önemli olan militarizme gönüllülerinin mutlak hassasiyeti. Endişeli 'rejim elden gidiyor'cuların kullanım kılavuzunu elinde tutarak, çok eğlenebilir aslında, biraz muzip bir siyasetçi. Çünkü sistem bekçiliğine inanç, gözlere, dünyayı algılamada kısırlaştıran, aklı melekelerinden uzaklaştıran, "sosisli sandviçin sıcak köpek" sanılması benzeri yanlış tercümelere sebep olan perdelerden çekmiş sanki. Ciddiyetin bu kadarı komik doğrusu.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |