T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 22 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Yusuf KAPLAN

Doğa ve çocuk filmleri, neden pagan?

Hepimiz, hayvanlar âlemini anlatan doğa belgesellerini ilgiyle ve merakla izleriz. Neden acaba?

Bunun görünen nedeni, insanın dünyasının dışındaki dünyaları merak ediyor oluşumuzdur. Ama gerçek neden, bu değildir; bu belgesellerin dil'inde gizlidir: Bu dil, antroposentriktir: Doğa belgeselleri, aslında tabiatı ve hayvanlar âlemini anlatmaz bize: Bizi anlatır; bizim dünyamızı. Hayvanlar "ehlîleştirilir", insansılaştırılır. Tabiata ve hayvanların dünyasına insanın dünyası giydirilir; tabiî ki batılı seküler-çatışmacı insanın.

Burada enteresan bir temsil (yeniden-sunum) problemi vardır: Tabiat ve hayvanların dünyası olduğu gibi sunulmaz bize: İnsanların dünyası, tabiat ve hayvanlar üzerinden yeniden-sunulur. Antroposentrizm, tabiatın ve hayvanlar âleminin bir kez daha insan tarafından kontrol ve kolonize edilmesinin yegâne aracı ve dili'dir burada.

Sorunun paganizm tarafına gelince… Bu belgesellerde tabiat, sürekli olarak Tabiat Ana olarak adlandırılır ve Tabiat Ana'nın cömertliğinden, esrarengiz gücünden vesaire sözedilir. Hıristiyan sembolizmiyle karışık -ama esas itibariyle antik Yunan mitolojisinden ve panteonlar dünyasından devşirilen- pagan bir kodlama, alttan alta işle/ni/r: Tabiat Ana, "Dişi Tanrı"dır. Bu belgesellerde tabiatın bu tür tanrısal niteliklerine sık sık vurgu yapılır.

Peki, Tabiat Ana, "Dişi Tanrı"ysa, bu belgeselleri yapan, kuran, kurgulayan göz ve aklın sahibi insan nedir ve kimdir? Tam da pagan kültürün Hıristiyan teolojisine ve terminolojisine sirayet ettiği şekliyle insan, "Tanrı Baba"dır: Tabiata hükmeden, onu kontrol eden, değiştiren, istediği şekilde kullanan, tahrip eden odur; yani büyük İ ile İnsan'dır.

Ancak doğa belgesellerinde, insanın, tabiatı nasıl tahrip ettiği pek verilmez; aksine, tabiat, keşfedilmemiş yeni bir kıta (terra incognita) olarak resmedilir. Bir yandan tabiat, sanki doğal hâliyle gösterilmeye çalışılır; öte yandan, keşfedilecek şeyi keşfedecek aktörün (tanrısal bir güç sahibi aktör olarak) sadece insan olduğu örtük bir şekilde zihinlerimize kazınır. İnsanın, hayatın ve her şeyin merkezine yerleştirilerek tanrısal bir konuma yerleştirilmesi demek olan antroposentrizm, burada da hükmünü icra eder bir kez daha.

* * *

Mesele, çizgi filmlere, çocuk filmlerine geldiğinde, iş, daha da çetrefilleşir ve çığırından çıkar: Bu filmlerin çoğu, hayvanlar üzerinden kurgulanır: Ana veya yan karakterleri, görünüşte "hayvan kahramanlar"dan oluşur. Böylelikle hayvanların masumiyeti ve saflığı ile çocukların masumiyeti ve saflığı eşitlenerek, hayvanların üzerinden çocuklara her tür kültürel kodlama bombardımanı yapılır.

Bu tür filmlerin elbette ki, eğitici, öğretici yanlarından da sözetmek gerekir. Ama esas itibariyle, bu tür filmlerde yapılan tehlikeli şey, hayvanları insanlaştırmaktır: Bunun en klasik örneği Lassie dizisidir; en son sinema filmi örneği ise, bir kedi ile köpeğin başrollerde yer aldığı Garfield filmidir: Bu filmlerde, hayvanlar, insanlar gibi konuşur, insanlar gibi yer, insanlar gibi kavga eder, insanlar gibi hayat sürdürür, insanlar gibi bir hayat tarzı seçer; özetle hayvanlar gibi değil, insanlar gibi yaşar.

Meselenin problemli yanı burasıdır: Hayvanların yüklenen roller, kimi zaman, süper-zeki, hatta "süpermen" insan rolleridir; kimi zaman, saf, salak, asalak, tembel, düşük-zekâlı insan-rolleri.

Sonuç, tıpkı doğa belgesellerinde olduğu gibi, çocuk filmlerinde veya çizgi filmlerde de hayvanların dünyası kontrol altına alınır, kolonize edilir ve yok sayılır / yok edilir. Tabiî çocuk filmlerinin ve çizgi filmlerin doğa ve hayvan belgesellerinden açıkça çok daha tehlikeli tarafı, hayvanlar üzerinden çocuklara belli bir kültürün, hayat tarzının, zevklerin, beğenilerin, elbette ki -ezici çoğunlukla seküler Batı kültürünün ve kapitalist- ideolojinin empoze edilmesi, enjekte edilmesidir. O yüzden çocuklarımızın ruh ve zihin sağlığı açısından biraz dikkatli ve seçmeci olalım, diyorum.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi