T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
S P O R 23 KASIM 2005 ÇARŞAMBA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Ali BAYRAMOĞLU

Neden futbol?

Duvar Pası başlığı bizim spor servisi müdürü Erhan Köknar’ın fikri. Ben “Zihin idmanı” olsun demiştim, spor yazmaya soyunmamın nedenini anlatıyordu bu başlık. Zihin idmanı çok yönlüdür. Konu ne olursa olsun zihin bildikleri arasında bildiği kadar dolaşır. Futbol söz konusuysa, lezzet, teknik, siyaset, imaj, siyaset arasında kendi kendine gider gelir örneğin. Üstelik her zihin idmanı bir itiraftır... Biraz zihniyet itirafıdır... Biraz insanın ve toplumun kültürel otopsisidir. Bu idman bir de futbol merkezli olmaya görsün, itiraf iyice şeffaflaşır.

Mesela kim bugün futbola sadece bir spor deyip geçebilir? Bugünün dünyasında futbol aynı zamanda kitlelerin, dünya kültürlerinin temaşa içinde buluştuğu, karşılaştığı dev ve şeffaf bir arenadır. Davranışa, mücadeleye ilişkin kuralları, ilkeleri, yaptırımları bir dünya dili haline getirir.

Madalyonun bir yüzü böyle... Peki ya diğer yüzü?

Mesela Türkiye için bizzat siyasetin, kültürün kendisidir futbol. Kuralsızlıkların, keyfiliğin, şiddetin, kara paranın, aklanmaların, tarafgir ruh halinin ürediği, meşrulaştığı, model haline geldiği yerdir.

Kısacası bunlar haydi haydi benim konuma giriyor.

Ayrıca bir futbol hastasıyım ben, gerçek profesyonel bir seyirciyim. Futbolun çağın zekasını yansıttığını düşünenlerden, bu oyunun hayatla karşılaştırılabileceğini varsayanlardanım.

Onun için sanmayın ki. bu köşede sadece futbol siyaseti yazacağım.

Konumuz tüm yönleriyle futbol olacak.

Merhaba...


Fenerbahçe'nin farkı

Bu gece Milan’ın karşısına hangi Fenerbahçe’nin çıkacağını kestirmek zor. Bu, Manisa Vestel karşısındaki dağınık, usta ayaklarıyla işi zar zor idare eden Fener de olabilir, İtalya’da olduğu gibi kalitesi, sahaya yayılışıyla rakibe sahayı dar eden Fener de...

Kabul etmek gerekir ki bu iki uç arasındaki gidiş geliş Fenerbahçe’nin bugünkü gerçeği. Belki de kaliteli, oturmuş bir takım olmaya doğru gidişin ara bir yolu.

Nitekim Daum’lu Fenerbahçe her yıl farklı bir kimlik çizdi. İlk yıl kötü futbol oynayan ama kazanmayı bilen bir takım; ikinci yıl iyi futbol oynamaya başlayan ne var ki orta saha gedikleriyle inanılmaz iniş çıkışlar yaşayan bir ekip; bu yıl sahayı parselleyen, dengeli, orta sahası baskın, soğukkanlı, ani ve karşı koyulmaz patlamalar yapan, sistemli, ama zaman zaman Schalke ya da Manisa karşısında olduğu gibi düşüşler yaşayabilen bir Fenerbahçe.

Önümüzdeki yıl daha iyi, daha istikrarlı bir takımın sahada olacağına şüphe yok.

Bu yaşanan seyircisi, alt yapısı, finansal yapısıyla bir bütün içinde, ezeli rakiplerine model olacak kadar olumlu bir evrim, yukarı doğru seyirdir.

Bunlar Fenerbahçe’nin özellikleri...

Bir de Daum’un Fenerbahçe’sinin değişmez özellikleri var...

Spor bilgeleri ne derse desin, elindeki kadro ne olursa olsun, iki çapalı, değişken dörtlü forvetli, çağdaş Brezilya sistemi, bu değişmez özelliklerin önde geleni.

Türk futbolu için anlamı şu söz konusu sistemin: Fatih Terim’in UEFA Kupasını alan Galatasaray’ından başlamak ve Dünya Kupası 3.’lüğüne uzanmak üzere ilk defa Türkiye’de bir takım iyi futbolu rakip takımın sistemini bozmaya yönelmeden, rakibin oynamasını engellemeye çalışmadan kendi futboluyla üretmeye soyunuyor.

Büyük takım üretme, büyük futbol anlayışı oturtma böyle bir şeydir.

Beğensek de beğenmesek de Daum Türk futboluna sonucu ileride anlaşılacak katkılarda bulunuyor.

Umalım Milan maçı, bunu kanıtlayacak Fenerbahçe’yi seyretmemize vesile olsun...


İlk itiraf

Koyu Fenerbahçeliyim. 60’lı yıllarda İskenderun-Arsuz arasındaki dar yolda, K.Ahmet’li Beşiktaş karşısında Ogün’ün şutunun ağlarla buluştuğunu haykıran radyo spikerinin sesiyle ellerini havaya salıp, içinde olduğumuz Vosvos’u neredeyse yol kenarındaki ağaca bindirecek kadar “hasta FB’li” bir babanın oğluyum. Ondan Lefter’in gollerini, Can’ın salvolarını, Cihat’ın direkten direğe seyahatlerini dinleyerek büyüdüm. Hayal dünyamda ilk yer edenler bu mucize adamlardı. Ziya Şengül’ün Bursa’daki bir maçta Tezcan’ın bir şutunu havada uçarak ayağının içiyle kaleden alışı bende yıllarca futbolun büyüsünü oluşturdu. Bir şey daha: Fanatik değilim. İlke, ahlak, kaliteye saygı taraftarlığımdan önce gelir.


Temizlik zamanı

İsviçre maçı, ülkenin yıllardır basını, iş adamı, siyasetçisiyle verdiği imaj kavgasını bir anda sıfırladı. Terim, Dişli zihniyeti Türkiye’yi temsil eder hale getirildi. Ortaya çıkan yeni imajı yıllarca silmek kolay değil. Bunun için Türkiye önce kendi spor kültürüyle, kendi şiddet mimarlarıyla hesaplaşmalı. Başbakanlığın başlattığı soruşturma bu açıdan önemlidir.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi