|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 23 KASIM 2005 ÇARŞAMBA | ||
Avrupa Birliği'ne gireceksin; ''Bir arkadaşa bakıp çıkacağım'' diyebileceğin, damsız girilmeyen bir gece klübüne değil. Dur ki, adam,bir çift laf etsin. İmkan ve ihtimal yok; avuruna-zavuruna bakmadan karşısına kim çıksa yüzüne tükürecek: ''Baasçı, hödük, geri zekalı...'' Batı'da ne varsa heybesine yükleyip memlekete boca etmeye memur bu ''Nakliyeci'' taifesinden, köy meydanında, elinde eşek kadar teyp caka satan bir zamanların ''Alamancı''sı bile daha necip, daha samimi, daha munistir. Eyvahlar olsun ki, bir çift lafına kulak verilsin diye diller döktüğümüz, ''Ulusalcı'' tesmiye edilen muhterem zevatın bir kanadında da küfrün haddi hesabı yok: ''Satılmış, ajan,vatan haini...'' Bre aman,bre insaf... Avrupa kapısında kırk yıldır, ne diyorum, yüz elli yıldır ikbal arayanların cem-i cümlesine vatan haini demek yiğitliğe sığar mı?! Avrupa'nın sadece nimetlerinden yararlanmak için fırsat kollayan bu açıkgözlere sorarsanız, Avrupa Birliği'ne girelim ama Avrupa bize girmesin. Bir de külyutmaz lakırdılar: ''Avrupa Birliği'ne girelim de, bizi almazlar; boşuna demokratikleşmeyelim abi!..'' Yahya Kemal'in deyimiyle, ''Birbirlerini dilleriyle dinleyen'' bu iki taifeden ehl-i cühela, ehl-i mütelaa, ehl-i zırva ve dahi ehl-i livata, AHİM'in başörtüsü kararını hep birlikte öyle bir alkışladı ki, gök gürültüsü kaç para. Akılarınca, AHİM kararı, türbana son noktayı koydu. Türbanı bilmem ama, başörtüsüne asla. Kimse davasından, inandığı değerden bir hukuk kararıyla vazgeçmez. Mücadele, çileyle gümrahlaşır. "Işık olmak için yanmak gerek." Başörtüsü ahlaki bir davadır ve hukuk ile ahlak her zaman aynı yöne bakmaz. Burada dikkat isterim. Ahlak bize vecibelerimizi söyler, hukuk haklarımızı. Ahlak zaman ve mekanla sınırlandırılamaz. Hukuk muayyen bir zaman ve mekanda bulunan mensuplarının subjektif haklarını korur ve işlerlik kazandırır. Modern hukuk muhataplarının niyetine bakmaz. Ahlakta niyet esastır. Hukuk kendisine behemehal biat edilmesini ister... İster kanun korkusuyla, ister kanuna saygı duyarak olsun; fark etmez. Ahlak kendisine inanmayanların yüzüne bile bakmaz. Kant, yasallık kavramıyla, kanunlara saygı duymak ile mecburiyet arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Hukuk normlarına cebri oldukları için değil meşru oldukları için de riayet edildiği yerde hukuk ve ahlak aynı yöne bakmaya başlar... Hazır laf ahlaktan açılmışken şu da gizli kalmasın: AHİM'in başörtüsü konusunda verdiği kararla; ta kökleri Aristotales'e ve Rönesans dönemine kadar dayanan, kamusal özerkliğe birey özgürlüğünden daha fazla önem veren anlayışı esas alarak ahlaksızlığın aynı zamanda nasıl "gerici" olabileceğine mükemmel bir örnek vermiştir. Bir kaç adım daha geriye sıçrayıp, hiç hukukla zaman kaybetmeden direkt haçlı seferlerine başlayabilirlerdi. Buna da şükür... Gelgelelim, bu muvazanesiz, insafsız adamların habis suratına mürekkep fırlatacak olan da yine hukuk olacaktır. Avrupa Birliği kapılarına post sererken şu da aklımızın bir köşeciğinden çıkmasın ki; gece gündüz kilisede yatıp kalksak, ömür boyu Laila'dan çıkmasak, Batı'nın gözünde, Doğuluyuz. Demem o ki, Avrupa Birliği'ne bir gün girersek, hepimiz Avrupa'nın İmam Hatipli vatandaşları olduk demektir. Madem Türküz, Avrupalının gözünde İmam Hatipli muamelesi görmeye "mahkumuz..." Bu durumda, mesela, bizim Emin Çölaşan da İmam Hatipli olmuş oluyor. Yaa, işte böyle Emin bey!..
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Dizi | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |