T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Davut DURSUN

Yayıncılar ve sorunlar...

İletişim toplumsal hayatın en önemli gerçeğidir. İnsanların düşündüklerini, duygularını, kanaat ve görüşlerini başkalarıyla paylaşmaları insan olmanın bir gereğidir. Buna temel oluşturan ifade hürriyeti, hem ulusal hem de uluslar arası insan hakları düzenlemelerinde temel bir konu olmuştur.

İfade hürriyetinin kullanılmasında en önemli rolü hiç şüphe yoktur ki medya olarak kavramlaştırılan yazılı ve sözlü-görüntülü kitle iletişim araçları oynamaktadır. Özellikle görsel ve işitsel medya olarak ifadesini bulan radyo ve televizyon çağımızın iletişimin alanında en etkin araçlar olarak öne çıkmışlardır.

Teknolojik gelişmeler, özellikle de dijital ve mikroelektronik alanındaki yeni keşifler radyo ve televizyon iletişiminde devrim yaratacak nitelikte sonuçlar doğurmuştur. Bugün havaya gönderilen radyo ve televizyon sinyalleriyle milyonlarca insana ulaşmak, görüntü ve ses mesajları göndermek, farklı düşünce ve kanaatlerin en hızlı şekilde bir yerden başka yerlere transferine çalışmak, geniş kitlelerin ifade hürriyetini kullanmalarına imkan oluşturmak, yine kitlelerin haber alma, bilgilenme, eğlenme ve kültür kazanmalarına katkıda bulunmak mümkün.

Ancak teknolojinin iletişim alanında getirdiği bu yeni imkanlar aynı zamanda yönetim, düzenleme ve denetleme gibi ciddi sorunlara da yol açmaktadır. Zira kitleler üzerinde son derece önemli olumsuz sonuçların ortaya çıkması, kamu düzeninin bozulması, kitlelerin şiddete yöneltilmesi, genel ahlakın tehdit altına girmesi, çocukların ahlaki, fiziki ve ruhi gelişimlerinin olumsuz etkilenmesi söz konusudur. Sadece havaya gönderilen söz ve görüntülerin yol açtığı karmaşa ve kirliliğin ötesinde toplumsal hayatın varlığı ve devamını tehdit etmesi asla uzak ihtimal değildir. Bu nedenle radyo ve televizyon yönetimi, bu çağın en ciddi kamusal sorunlarından birini oluşturmaktadır.

* * *

Türkiye'de radyo ve televizyon yayıncılığında uzun yıllar devlet tekeli söz konusuydu. Radyo yayıncılığıyla 1927'de, televizyon yayıncılığıyla da 1968 yılında tanışan Türkiye, doksanlı yıllarda önce fiilen arkasından da resmen özel radyo ve televizyon yayıncılığıyla tanışmıştı. Özel radyo ve televizyon yayıncılığının devreye girmesiyle bu alanda ciddi bir yönetim bir sorununu gündeme gelmiş oldu.

Bu çerçevede 1994 yılında çıkarılan Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun ile bu sektörü düzenlemek ve bu kanunla kurulmuş özel radyo ve televizyonların denetlemesinden sorumlu Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) özerk bir idari kurul olarak doğmuştur. Buna göre 1994 yılından bu yana sektörün düzenlenmesi ve özel radyo ve televizyonların denetimi bu üst kurul tarafından yönetilmektedir.

RTÜK'ün görevlerinden biri de bu sektörde faaliyet gösteren yayıncıların eğitimine katkıda bulunmak ve bu alandaki gelişmeleri yayıncılara aktarmaktır. Bu çerçevede kurum, periyodik olarak belli bölgelerde yayıncıların katıldıkları eğitim seminerleri düzenlemektedir.

Bu nitelikteki seminerlerden biri de geçen hafta sonunda Bursa'da gerçekleştirildi. Bursa, Balıkesir, Sakarya, Kocaeli, Yalova ve Bilecik illerindeki yerel ve bölgesel yayın yapan radyo ve televizyon kuruluşların katıldıkları ve iki gün süren seminerde yayıncılıkla ilgili idari, mali, hukuki ve teknolojik gelişmeler ve sorunlar tartışıldı. Yayıncılar kendi sorunlarını ifade etme imkanı buldukları gibi karşılıklı görüş alışverişi sağlanmış oldu.

Tartışmalardan anlaşıldığına göre yayıncıların pek çok sorunu var. Bu konuda ciddi bir karmaşa, belirsizlik ve düzensizlik söz konusu. Yayıncıların dile getirdikleri taleplerin başında yerel düzeyde resmi ilan ve reklamlardan yararlanamamaları, kuruma ödemekle sorumlu oldukları reklam gelirlerinden kesilen yüzde onluk (% 5 RTÜK payı+ % 5 eğitime katkı payı) payın çok yüksek olması ve ödemede zorlanmaları, sektörde ciddi bir telif karmaşasının bulunması ve yayında kullandıkları eser sahiplerinin çok yüksek paralar istemeleri ile sektörün içinde bulundukları fiili belirsizlik durumudur.

Radyo ve televizyon yayıncılığının kalitesinin yükseltilmesi için yapılması gereken çok şey olduğu açık. Özellikle Avrupa Birliği tam üyelik sürecine giren Türkiye'deki yayıncıların kendilerini Avrupa Birliği standartlarına uydurmaları temel hedef olmak zorundadır. Bu tür seminerler yayıncılar arasında bir görüş alışverişine imkan verdiği gibi otorite olan RTÜK ile yayıncılar arasında da yakınlaşma, belli çözümler geliştirme ve ortak inisiyatifle çözüm yolları aramada da katkısı olacaktır.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi