T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Yusuf KAPLAN


Çelişkileri aşabilme ve kendi-olma iradesi

Bugün, gündemimize nedense giremeyen iki sorunu "düşünce gündemi"mize alıyoruz: Biri, Rauf Denktaş'ın "irtica-savarlar korosu"na dahil edilmesini sağlayan, başörtülüleri "kara kargalar" diye niteleyen talihsiz beyanatı üzerinden Denktaş'ın siyasî kariyerini ironik ve ustalıklı bir dille gözden geçiren; diğeri de Mısır seçimlerinde elde edilen beklenmedik sonucu özlü bir şekilde tahlil eden iki metin sunuyoruz.

Orhan Oğuz Gürbüz, bazı okuyuculara belki biraz "nefesli" gelebilecek ilginç makalesinde, Denktaş'ın çelişkilerinin ve siyasî çalışmalarının nefis bir portresini çiziyor ve analizini yapıyor.

Mısır'ın güçlü yorumculardan Fehmi Huveydi'nin makalesi ise, İslâm dünyasının geleceğine ilişkin önemli ipuçları sunan Mısır seçimlerinde ilk turda alınan sonuçları değerlendiriyor. Üç aşamalı seçimlerin son aşamasının 1 Aralık'ta yapılacağı Mısır seçimlerinin sonuçları, Müslüman toplumların kendi hâllerine bırakıldıkları takdirde, kendi kaderlerini hâkim güçlerin, ideolojilerinin ve projelerinin değil, zengin tarih, kültür ve medeniyet tecrübelerinin sunduğu imkânları hayata ve harekete geçirecek kendi projelerinin belirleme imkânına kavuşabileceğini hatırlatıyor bize.
(YUSUF KAPLAN)


Senden büyük tarih var!

Bugün Kuzey Kıbrıs'ta yarına olan inancı kuşkulu, dolayısıyla aidiyetlerine ilişkin kaygıları olmayan, kültürel kopuşun ve kimlik krizinin güvensizliğiyle tarihini ve geleceğini arayan çaresiz bir gençliğin başlıca sorumlusu olarak karşımızda duruyor.

Mısır: Seçimlerin
galibi İhvan
   FEHMİ HUVEYDİ

  • ORHAN OĞUZ GÜRBÜZ
    Emeklilik halidir elbette; sesini duyurmak ister insan... Bakın ben buradayım ve varlığımı sürdürüyorum demek için olağandışı işlere girişir… Hele bir de zorunlu olarak statüsünü kaybetmiş bir politikacıdan bahsediyorsak, sözlerinin ilginçliği, bir o kadar da kışkırtıcı bir "oyunbozanlığa" dönüşür. Yavru vatan Kuzey Kıbrıs'ın birinci ve emekli Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, 10 Kasım dolayısıyla Akdeniz Üniversitesi'nde düzenlenen bir törende şiddetli ve garip bir uyarıda bulunmuş: "İstanbul'un bir çok mahallesinde kargalar gibi giyinmiş kara çarşaflar içindeki genç kızlar Atatürk'ün ruhunu rencide etmektedirler."

    AB sürecinde Kıbrıs meselesini bir çözüme kavuşturmak gerekliliğine inanan Tayyip Erdoğan hükümetine duyduğu öfkeyi artık açıktan ve hassas bir zamanlamayla duyuruyor yavru vatanın bilge lideri! Türkiye kamuoyunun büyük bir çoğunluğunun artık eskisi gibi arkasında durmadığının bilgisiyle geliştirdiği taktiksel bir söylemle manevra peşinde kuşkusuz... Görünen o ki "laiklik" ve "irtica" gibi rejimin yumuşak karnını oluşturan kavramları bir kez de kendisi "cephane" olarak kullanmak ve hükümeti hedef tahtasına oturtmak niyetinde... Ciddiye alanlar da olabilir, hükmü geçmiş bir liderin sızlanması diye merhametle bakanlar da... Ama artık başı sıkışan herkesin başvurduğu deja vu (daha önce görmüştük) tadındaki bir tahrik ve manipülasyon yöntemini; Türkiye siyasetine âşina olanlar için sığ bir politik atraksiyon olarak yorumlamaktan başka tercih kalmıyor.

    BABALAR VE DUBLÖRLER

    Kuzey Kıbrıs'ın tarihi O'nun hayatıyla özdeş olarak anılır oldu. Türk cemaatinin liderliğinin ardından oturduğu Cumhurbaşkanlığı koltuğunu "millî davamız" zırhının dokunulmazlığıyla korumayı başardı. "Sürdürülebilir bir çözümsüzlükten" yana oldu hep... Rum tarafının adaletsiz talepleri karşısında "yaptıklarıyla" değil "yapmadıklarıyla" karşılık vermeyi tercih etti. Türkiye'nin mâlî yardımları sadece bir "bürokratik devlet"in varlığını korumaya yaradı ... Ekonomik yoksulluğun bahanesi zaten ambargoydu. Sosyolojik kimlik krizinin, dolayısıyla kendinden "kopuş"un önünü alma gereği hiç hissedilmedi.

    Sahte bir sevgiye dayalı "otorite"yi aynı adlı kitabında inceleyen sosyolog Richard Sennet, baba-soyluluğa dayanan yönetim biçimi olarak Paternalizm'i inceler: "...Bu egemenlik erkeklerin, babalık rollerine dayanır. Koruyucu, müsamahasız yargıç ve güçlü kişi ...ancak bu roller..." diyerek uyarır; "maddi olmaktan çok simgeseldir. Paternalist bir toplumda hiçbir baba (lider) çocuklarına dünyada belli bir yer edineceğine dair güvence veremez; yalnızca bir koruyucu olarak davranabilir."

    Kuzey Kıbrıs'ın kurucu liderliğini üstlenen Rauf Denktaş, bu lider tipolojisinin bir örneği olarak otoritesini sürdürme yolunu seçti. Ada'daki Türk toplumuna yeni bir hayat sunmaktan, sahici bir gelecek kurmaktan hep kaçındı. Onları dış dünyanın ve Rumların tehditlerinden (geçmişin haklı anılarını da hep taze tutarak) koruduğunu söyleyerek yüzyılın içinde paranteze almayı başardı. Güvence vermedi, yalnızca koruyucu, yani Baba kimliğinin gerekliliği ve tekliğiyle ayakta kaldı. Minyatür bir Türkiye olarak tasarlanan bu adanın tarihinde meslektaşı ve yakın dostu Süleyman Demirel'in adeta politik dublörü olarak eşzamanlı bir oyun sahneledi. Polemikçi söylemini de hesaba katarak söylersek, ustasının popülist ve demagojik liderliğinin tüm telif haklarını kullanarak, Kuzey Kıbrıs'ın Baba'sı olarak kendini kurguladı. Taklit, aslını yüceltti ama siyasal ömrü/geçerliliği de onunla aynı zamanda tükendi.

    FAİL-İ MEÇHUL İTİRAF

    Annan Planı'nı kabul eden Türk toplumunun gençlerine sitem ederken sözde bir itirafta bulunmaktan da geri kalmadı liderimiz. Bir demecinde mealen, "Barış Harekâtı'ndan sonraki dönemde Türk gençlerinin dinî ve millî kimliklerinin korunmasına gereken özeni gösterememekten, ihmalkârlıklarından dolayı pişman olduklarından" söz etti. Bugün de Türkiye'deki bazı kadın vatandaşların giyimlerine "kara kargalar" sıfatını layık görerek, milliyetçi ve muhafazakâr tanımlamasıyla oluşturduğu profilin sahiciliğinin artık okunmasına istemeden imkân sağlamış gözükmekte! Oysa, Türkiye'deki muhafazakar yayınevlerine "gençlere dinî ve millî duyarlılıkta öğütler" içeren kitaplar (Kur'an'dan İlhamlar vb.) yazarak, Demirel benzeri "imanlı ve fedakâr" lider imajının gerekliliği için her meşrebe göre şerbet vermişti.

    Bugün Kuzey Kıbrıs'ta yarına olan inancı kuşkulu, dolayısıyla aidiyetlerine ilişkin kaygıları olmayan, kültürel kopuşun ve kimlik krizinin güvensizliğiyle tarihini ve geleceğini arayan çaresiz bir gençliğin başlıca sorumlusu olarak karşımızda duruyor.

    BİR ADADAN FAZLASI!

    Shakespeare ünlü "Ottello" tragedyasında Kıbrıs'a başkomutan olarak gönderilen Arap (Mağrib) asıllı bir Venediklinin öyküsünü anlatır. Dalkavukların sözlerine ve kendi vazgeçilmezliğine fazlasıyla değer vererek karısı Desdomona'yı elleriyle öldürür kahramanımız. O'nu aldattığını düşünmüştür ve kıskançlığının esiri olmuştur. Ottello karısına kıymıştır ama kendisi de bu sondan kurtulamaz ve son pişmanlığını da intihar ederek tescil eder.

    Bizim trajedimizin aktörü Rauf Denktaş ise kendisine "millî kahraman"lık kazandıran çıplak hırsının gücüyle bir halkın hayatına kıymayı başardı. "Küçük olsun benim olsun" hevesiyle Kuzey Kıbrıs'ın geçmişini yok etti, geleceğini ise hâlâ ipotek altına almaya çalışıyor. Ottello'dan tek farkı ise sahici ve telafi edici bir pişmanlıktan hâlâ yoksun olması... Çelişkileriyle ve hamasî bir retorikle mazinin bilançosu- nu gözden kaçırmaya çalışıyor. Dün Kıbrıs'taki Türk ordusuna işgalci diyerek kitap yazan Perinçek ve benzerleriyle artık "ulusalcı koalisyon" çatısı altında kol kola geziyor.

    Toplumun omurgasını oluşturan geniş bir kitleden artık beklentisi olmadığı için de "kara kargalar" diye tanımlayarak yavru vatana liderlik dönüşü için kışkırtıcı bir zemin yoklaması gerçekleştiriyor. Kurtlar Vadisi dizisindeki performansı için belki gelecek vadeden oyuncu ödülünü alabilirdi. Ama bu kez talip olduğu rolden bir gişe hasılatı beklemesi safdillik olacak!

    "Ulema" rolüne heveslenecek yerde anılarını yeniden ve içtenlikle yazsa vicdanını rahatlatmayı başarır belki de! Çünkü muhasebesini yapacağı geçmişinde bir adadan fazlası var! Kirli paranın, karanlık bir rant trafiğinin (tıpkı Rum kesimindeki gibi) bir adayı nasıl jeo-strateji kamuflajıyla kimliksizliğe ve geleceksizliğe mahkum edip adeta hapishaneye dönüştürdüğünü anlatmalı!

    "Mağrur olma devrik Başkan! Senden büyük tarih var!"

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi