T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Koray DÜZGÖREN

Önce, meseleye nasıl baktığımıza bir bakalım...

Meseleye nasıl bakıyoruz?. "Hangi meseleye?" diyeceksiniz. Hani birçoğumuzun -gazeteci, yazar-çizer, politikacı, devlet görevlisi vesaire olarak- şu son günlerde Şemdinli, Yüksekova, Hakkari olayları vesilesiyle, "Bu kadar da fazla, artık çok oluyorlar. Devleti kışkırtmasınlar. Ne demekmiş sokağa çıkıp devlete karşı gelmek?" gibi laflarla sözünü ettiğimiz ya da bazı yetkililer, parti liderleri vesaire gibi yaparak sözünü etmediğimiz, o yöre insanlarını nasıl görüyoruz?

Onlar bizim neyimiz? Vatandaşımız mı? Tebaamız mı? Kardeşimiz mi? Akrabamız mı? Neyimiz bu insanlar?

Hangi konuda onlarla kader birliğimiz var? Hangi ortak değerlerin peşindeyiz ve hangi heyecanları, zevkleri, ve duyguları paylaşıyoruz? Paylaşmamız gerekiyor?

Nasıl görüyoruz durumu? Son olaylar nedeniyle canlarına tak dediği için, hepbirlikte sokağa çıkıp, devletten, hükümetten güvenlik ve huzur talep ettikleri, olayların aydınlatılmasını istedikleri için bazı yetkili bürokratlarımız ve kıbleleri bu bürokratlara çevrili bazı meslektaşlarımız tarafından neredeyse toptan vatan haini ilan edilen bu insanlara nasıl bakıyoruz?

Son günlerde yapılan açıklamalar arasında, yazılanlar, konuşulanlar arasında çok örnek var. Hangi birini ele alsak?

Hemen en kestirme yolu seçip, o bölgede cereyan etmiş bir olayı, telefonu açıp Ankara'da güvenlik hiyerarşisinin tepe noktalarındaki birilerine sormayı gazetecilik faaliyeti zannedenleri bir kenera bırakıyoruz.

Yöre halkı ile devletin arasındaki zaten güçsüz olan köprülerin atılmış olmasında bu yaklaşımların rolü büyük.

Son günlerde çıkan yazılara, yapılan yorumlara bir gözatın. Birçoğu, yöre insanlarına yönelik, tavsiyeden başlayarak gözdağına kadar uzanan çeşitli nüanslarda bir tepeden bakma, uyarma havası ile malül.

Hemen bir örnek vermek gerekirse, Yavuz Donat'ın 20 Kasım tarihli Sabah Gazetesi'nde yayınlanan'Yüksekova Raporu' başlıklı yazısına bir göz atmak yeter. (Yavuz benim Rüzgarlı'dan beri tanıdığım bir meslektaşımdır. Burada onu üzmek gibi bir amacım kesinlikle yoktur. Yazısı, Kürtlere ilişkin genel yaklaşımın güzel bir örneğini oluşturmaktadır, o kadar)

Salih Yıldız Yüksekova Belediye Başkanlığı'na yüzde 70 oyla seçilmiş... DEHAP'lı. Yavuz onunla konuşmasını kaleme almış"(...) Son günlerde TV'lerde konuşan konuşana.'Türkiye o bölgeyi ihmal etti' diyen de var. 'Bölgenin yolu, suyu, elektriği yok' diyen de. Oysa "gerçek" çok farklı. Dün Yüksekova Belediye Başkanı'na da söyledik:

- Devlet, yolunuzu, hastanenizi yapmıyor mu?.. Daha geçen ay oralarda okul üstüne okul açılmadı mı?.. Çocuklara bilgisayar gönderilmiyor mu?"

Yavuz bir devlet adamı gibi soruyor: Belediye Başkanı Salih Yıldız cevaplıyor:

"- Abime samimiyetle söyledim, halkın sorunu ekmek, yol, su değil.

- Nasıl değil?"

Yavuz kızıyor galiba burada. "Bu devlet size herşeyi veriyor siz daha ne istiyorsunuz" gibisinden.

"Taşlı, dikenli yolda da yürürüz... Açlığa da çare bulunur... Ama ya özgürlük?.. Ya demokrasi?

- Başkan bölge özgür değil mi?.. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Bakan, Milletvekili, Belediye Başkanı olabiliyorsunuz... Yalan mı?

- Abim doğru söylüyor... Bu dediklerinize itirazım yok... Ama ana dilde eğitim istiyoruz... Kendi kültürümüzü geliştirmek için destek istiyoruz... Yüzde 10 olan seçim barajı insin istiyoruz." Başkan devam ediyor: "Adalet, sosyal barış, genel af."

Ne var bunlarda. Hepimiz aynı şeyleri istemiyor muyuz?

Ama Yavuz çok kızıyor besbelli: "Yani öncelikle Apo'ya af. Sizin derdiniz bu.."

Başkan yüzde 70 oyla seçilmiş. Çok büyük bir oran bu. Aslında demokratik anlamda bazı sakıncaları da içeriyor. Diğer partiler yok gibi bir şey.

Bu yaklaşımlarla ve Kürtleri yok sayan tavırlarla bir dahaki seçimde bu oran yüzde 90'lara çıkarsa şaşmamak lazım.

Bu insanlarımız, artık bir iki maddi olanak, alt yapı vesaire sözü ile yetinmeyeceklerini açıklıyorlar. Demokrasi, barış, huzur ve özgürlük olmadan refahın sağlanamayacağının bilincindeler.

Artık kuşkuyu ve onlara tebaa gibi davranmayı bırakıp, bu bilinç seviyesini ve olgunluğu olumlu bir mutabakata dönüştürmek lazım.

Oturup birbirimizi dinlemekten başka bir çaremiz olmadığına göre…

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi