T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mehmet ŞEKER

Mostar bizim hilâlimiz

On üç yıldır Türkiye'de yaşayan Bosnalı Bekim Muftaroviç ile sohbetimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bosna, Bursa'ya benzetilir hep.

Bu yüzden Saray Bursa derler. Gerçekten çok benzer. Safranbolu'daki evleri Bosna'nın her yerinde görebilirsiniz.

Evlilik, kına gecesi, nişan gibi törenler nasıldır?

Benzerlik arz ediyor muhakkak. Bizde haremlik selamlık çok katı değil. Bu konuda Şeyhülislam'ın fetvasına bakılmıştır. Yalnız evlerin mimarisi Türk tarzı olduğu için haremlik selamlık şeklinde yapılmıştır. Caddelerimize açılan sokaklardan biri Kuyumcular Sokağı'dır, diğeri Saraçlar Sokağı. Başçarşı'da bu isimler hâlâ durur.

Mostar Köprüsü bombalandığında ne hissetmiştiniz?

Şimdi o hisleri anlatmak mümkün değil. Hepimiz ağladık. O köprü bizim Neretva Nehri üzerine düşen hilâlimizdi. Hilâlimizi vurmuşlar. Bizim kültür birikimimizi yok etmeye çalışmışlar. Allah'a şükür o da yok olmamış. Sadece birkaç senelik uykuya dalmış ve sonra geri döndü. Mostar Köprüsü, biz ölmeyiz, bizi yok edemezsiniz diye bir mesaj vermekte bütün dünyaya.

Bir de Bosna'da ilk olarak kütüphaneleri vurmuşlardı.

Evet Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi ilk yanan yer. Sonra Avusturya tarafından yapılan Viyeçnika Kütüphanesi. Bu çok önemli çünkü Osmanlı'dan kalan bütün kitaplar, yazma eserler oradaydı.

KİTAPLAR KÜL OLDU

Ne oldu o kitaplar?

Çoğu yandı. Türkiye Devlet Arşivleri katkılarıyla bazıları kurtarıldı.

Halbuki Avrupa'nın Kudüs'ü derlerdi Bosna'ya.

Çünkü Saraybosna'da 500 metrelik alanda cami, Ortodoks, Katolik kiliseleri bir de havra yani sinagog görebilirsiniz. Bütün bu acı günlere rağmen Boşnaklar hiçbir mabede dokunmadılar. Saraybosna'da yaşayan ve Sırp çetelerine katılmayan hiçbir Sırp'a ilişmediler. Belki de dünya savaş tarihinde başka örneği yok.

Aliya İzzetbegoviç bu konuda çok ciddi mesajlar vermişti.

Aliya'nın bize öğrettiği bir şey vardı: Savaş ahlâkı. Yani savaş sırasında da insan kalmak. Her zaman o insanlık duruşunu muhafaza etmek. İzzetbegoviç bunu tesis etmişti.

Ama Batı bu duruşu gösteremedi.

Maalesef. Bernard Levis, İzzetbegoviç'i se-venlerden biriydi. Fransız Musevi bir entelektüel. Onun meşhur Bosna filmi var. Orada şöyle der: Batı Bosna'da öldü. Gerçekten Batı, Bosna'da sınavı kaybetti.

Şimdi de Irak'ta kaybediyor.

Zaten bir kez kaybettiğinizde bunun gerisi gelir. Bosna'da aslında yeni dünya düzeni kazanabilirdi.

BİZ ZULÜM YAPMAZDIK

Haçlı seferi gibi mi baktılar?

Haçlı seferi geniş bir kavram. Ama Bosna'da kesinlikle öyle oldu. Tersi olsaydı mesela zulüm altında kalan Hıristiyan bir toplum olsaydı, belki de Batı'nın tutumu çok farklı olacaktı. Biliyorsunuz Vatikan Bosna'nın burnunun dibindedir. Çevresinde çok güçlü ülkeler var. Bosna'ya herkesin gözü önünde tecavüz edildi. Zulme maruz kaldı.

HER DOĞUM SANCILI

Savaştan sonra daha bilinçli bir kimlik kazandı mı Bosna?

Bakın, her doğum sancılıdır. Bu yeni bir doğum olduğu için biz de yeni doğan çocuğu terbiye ediyoruz. Savaş büyük bir mücadeleydi. Ama sonrasında daha büyük bir mücadele başladı. İşte burada bizim mesajımız Türkiye'ye. Biz bu terbiyeyi ancak sizin katkılarınızla başarabiliriz.

Bosna'dan Türkiye nasıl görünür?

Türk deyince bizde dört dörtlük bir insan akla gelir. Yani terbiyeli, dürüst, mert, cesur, hakkı hukuku savunan, inançlı, çalışkan bir kişi demektir. Buraya ilk geldiğimde bizim bildiklerimizin aksine açıklamalar duyduğumda çok şaşırmıştım doğrusu. Yahu bunlar ne diyor dedim kendime.

Bunun sebebi ne olabilir?

Bakın herkes bunu iyi anlamalı. Biz iç Türkler dış Türkler bir bütünüz. Tek vücuduz. Eğer bir parmak acıyorsa, bütün vücut acıyı hisseder. Doğu Türkistanlı, Türkmenistanlı, Kerküklü ya da Rumelili ne olursa olsun. Bu tabloda bütün vücudun kalbi Türkiye'dir.

Bir üst kimlik olarak mı görüyorsunuz?

Bu derin bir konu. Türk kimliğini tartışmak bize düşmez. Sadece hissettiğimi açıklıyorum. Biz Türk kimliğinin bir parçasıyız.

Son soru: Aliya için ne söylersiniz?

Büyük annesi Üsküdarlıydı. Üsküdar ne kadar güzelse, Aliya da o kadar güzeldir. Saf, temiz, entelektüel ruhu temsil eder. Onun başarısı orada saklı.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi