T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Melikşah UTKU

Fotoğraf karelerinde acı

50 yılın en iyi haber fotoğrafları tren vagonları gibi geçiyor gözümün önünden.

Önce bir zenci kız öğrenciye takılıyor gözüm. Etrafını beyaz gençler sarmış; biri parmaklarını kızın kafasının ardından uzatmış, kulak yapıyor; gençler insafsız kahkahalar atıyor. Fotoğraf ödül alıyor, ama o güne dek sadece beyazların alındığı üniversitenin ilk zenci öğrencisi baskılara sadece 4 gün dayanabiliyor.

Birkaç yıl sonrasında yüzünde, ailesini komşu sandığı insanların kurşunlarına kurban veren birinin acısını taşıyan Kıbrıslı bir Türk kadının çığlığı işliyor kulaklara. Aynı kaybetme acısı daha sonraki fotoğraflara da sızıyor.

Bir başka sahnede soğukkanlı bir polis şefi, bir sivilin kafasını dağıtıyor tek bir kurşunla. Sonralarda köyleri Amerikan askerlerince napalm bombalarıyla yakılan çocukların dehşet içinde kaçışları var. Ortadaki kız çıplak, yanan kıyafetlerini söküp atmış. ABD'nin Vietnam macerasına son çiviyi çakmış demişlerdi bu fotoğraf için.

Fotoğraflar birbiri ardına geçiyor. Mekân ve insanlar değişiyor. Acı değişmiyor. Kiminde Filistinli mültecilerin haykırışlarında yankılanıyor. Kiminde Kosovalıların. Beyrut'taki kamplarda Lübnanlı milisler tarafından katledilen insanların üst üste yığılmış cesetleri etrafında şakalaşan İsrailli askerlerin gülüşlerindeki kara ironiye siniyor ardından. Kuraklık ve açlığın kavurduğu Afrika'da derisi kemiklerine yapışmış sabilerin acı çekmeye dermanı kalmamış suratlarına konuyor sinekler gibi acı. Yine bir başkasında, bir kimya tesisinden sızan zehirli gazlarla gözü saydamlaşmış, teni gömüldüğü toprağın rengine dönüşmüş bir çocuğun, üzerine toprak serilmeden önce gökyüzüne yönelttiği görmeyen bakışlara sabitlenmiş acı. Kafası çuvala sokulmuş Iraklı bir babanın oğluna sarılışından da acı sırıtıyor tel örgülerin ardından.

Bu acıları bu fotoğraflara başka insanlar işliyor. İnsanı insan düşürüyor acı çukuruna. Acıyı deprem sonrası çocuklarının yaşam çekilmiş vücutlarının önünde ağıt yakan anneleri de yakarken görüyoruz. Ama insanın insana yaptığını, hiçbir felaket yapmamıştır insanoğluna.

Kameralar çekiyor, fotoğraf makineleri tıkır tıkır çalışıyor. Acılar donuklaştırılarak çerçeveleniyor. Filistinli bir baba ile oğlunun çapraz ateş altında yaşadıkları son dakikalar işleniyor kafalarımıza. Ebu Garib cehenneminden sıyrılıp dünya kamuoyuna taşınan işkence görüntüleri iğrendiriyor hepimizi. En nihayet dün Irak'ta Amerikan askerlerinin "yanlışlıkla" taradıkları minibüsten çıkan çocuk cesetleri ile kahroluyoruz.

Kafamızdaki sahneler, iğreniyor olmamız, kahroluşumuz, Irak'tan her gün gelen katliam haberleri, tren vagonları gibi önümüzden akan acı görüntüleri. Artık biliyor ve görüyor olmamız ne değiştiriyor? Sanal bir tedirginlikten öte bir şey bırakmıyor mu, tüm bunlar? Yoksa artık kanıksadık mı, vahşeti ve başkalarının acılarını?

İneklerin geçen trene gösterdikleri ilgiden öte bir şey kaldı mı içimizde?

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi