|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 24 KASIM 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Yapıp ettikleri, sırf samimiyet ve aşkla yapıldığı için saygıdeğer bulunan bir iki isim dışında, Türkiye'de kadın hakkını savunduğunu iddia eden, çoğusu medya mensubu pek çok kadının "başörtüsü" konusundaki jakoben tavrına aşinayız. İzlememiş olanların, Yeni Şafak'ın önceki sayısında "Leyla Şahin'e Kadın Saldırısı" başlığıyla verdiği haberden hatırlayacağı, geçtiğimiz pazar yayınlanan Basın Kulübü programında yaşananlar da, beklenenin icrası olduğundan hayalkırıklığına düşürmedi kimseyi. Haber, ANAP'tan milletvekili adayı olduğu dönemde, katıldığı TV programında çıkınında kadınlar için ne boncuklu işler olduğunu anlatırken, "ya başörtülüler" sorumuzu oy kaybetme tehlikesinden dolayı birkaç kere tekrarlattıktan sonra, "karşıyım, çalışma yapmam" diyerek cevaplayan Pınar Türenç ile Yazgülü Aldoğan'ın Basın Kulübü'nde Leyla Şahin'e yönelttiği ağır ithamlar üzerine. Kurulan cümlelerse, iki kadının psikodinamiğini açık eder nitelikte: "Avrupa'da hangi örgüt imkanıyla okudun? Kimi kandırıyorsun, riyakarlık yapma! Madem bir davanın militanısın, buna katlanacaksın!" Stanford'da okuyun, ilk 5 dili şakır şakır konuşun, soyunuz varlığa, asalete dayansın, eğer başınız örtülüyse, bu ülkede seküler dünya görüşünden beslenmiş, dini ve dini yaşantıyı en hafif anlayışla lüzumsuz, ortalamada kendilerine ve savundukları her ne varsa ona ciddi tehdit unsuru sayarak kategorize eden, değer skalası "açık-kapalı" adlı iki noktadan müteşekkil olan insanların önyargısına yine de kurban gideceğiniz kesindir. Bütün silme çabaları nafiledir, çünkü ideoloji olarak onyıllardır paket servisi yapılan bakışa göre, din, cehaletin, köylülüğün, geri kalmışlığın hepsini birden karşılayan tek terimdir. Fransa'da tam tersiyse de, bu ülkede sosyal-politik giyotin yıllardır din temsiliyeti olduğuna inanılan mefhumlara çalışır. Başörtülülerin maruz kaldığı "fırsat eşitsizliği" sorununa farklı bir açıdan, maskülen bir dünyanın iş ya da sosyal hayatında düçar olan ve hukuk dahil olmak üzere her türlü arenada hak aramakla, politik kimlik mücadelesi vermekle tanınan çağdaş Türkiye'nin duyarlı Atatürk yurttaşı olarak, kadın hakkı savunuculuğuna soyunan gazetecilerin, mutabakata rıza göstermek ya da konuya en azından bir konsensus noktası olarak kadın olma asgari müştereğinden bakması beklenemezdi elbet. Beklenemezdi de... Başörtülü kadını, "kökü kurutulmak suretiyle acilen kurtulunması gereken bir çıban" gibi görme eğilimiyle onu tekamül etmemiş bir alt canlı türü olarak tanımlayarak, işi saygısızlığa götüren bu bakış da, doğrusu beklenmedik ölçüde ve karşı tarafa atfettikleri kadar militancaydı. Başörtüsü bir hak mücadelesi olarak görülebilir, görülmeyebilir. Mücadelede başvurulan yöntemler eleştirilebilir. Kutsallara kuşkuyla bakılabilir ve vakayı kişisel perspektiflerle sorgulayanlar da çıkabilir. Herkes haklıdır. Ancak bir argüman geliştirmeyi geçtik, neredeyse sokak ağzında bir öfkeyle, düşman belleneni ekşi mi ekşi bir küçümsemeye, muhatabın onurunu incitecek kışkırtıcı sözlerle vurmaya herhalde insan kalbi elvermemelidir. Kıtipiyoz, kendi uzayı dışında bir hayat tasavurundan bihaber sözlerle, zorbaca yapılan onur işgali de kanaatimce ciddi bir insanlık suçudur. Kadını, tek eliminasyon noktası olarak, açtı-kapadı meselesi üzerinden dekoratif değerlendirmeye tâbi tutmak ve ıslah olmayanı ağzından köpükler saçarak aşağılamak çözüm değildir. Bugün ve bu şartlarda bile tek geçer akçe, insan olmak, mümkünse öyle kalmaktır.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |