|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| R Ö P O R T A J | 23 KASIM 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Son romanınız En Uzun Gece çıktıktan sonra sustunuz, konuşmak için 500 binlik satışın tamamlanmasını beklediniz. Sizinle birlikte medya ve edebi kamuoyunun susmasını neye yoruyorsunuz? Hayatta üç iktidar alanı vardır: Paranın, silahın ve yazının. İnsanlar ve medya paranın da, silahın da iktidarına boyun eğer ama yazının iktidarını kabul etmek istemezler. İktidar yazarın değil yazınındır. Diğer yazarlar gibi ben de kitaplarım çıktıkça konuştuğumda, saygısızlığa varan eleştirilerden rahatsız oldum ve sustum. Konuşmak için romanın kendini ispat etmesini mi beklediniz? Hayır. Kitap satışlarıyla yazarın konuşmasının arasında bir ilişki olmadığını göstermek istedim. Yazar konuşmayınca kimse konuşmuyor. İsmi 'marka' olmuş bir yazar olmasaydınız, yayınevi de 500 bin gibi zaten tek başına haber konusu olan bir basım gerçekleştirmeseydi yine de susar mıydınız? Yeni yazarlar için söylüyorsanız, tabii ki konuşması gerekiyor yazarın. Kitabı yazarken bir odaya kapanmış, gecesini gündüzünü vermiş ve orada yeni bir hayat kurmuştur. Yazarken okuyucuyu düşünmez ama kitap bitince beğenilmesini, alkışlanmasını ister. BEN ÖLÜMÜ, YALNIZLIĞI, ÖFKEYİ, CESARETİ, KORKUYU DA ANLATTIM Romanlarınızda insanı anlattınız ama en çok da aşkı anlattınız. Yıllarca size hep aşk soruları soruldu, cevapladınız. Sıkılmadınız mı bundan? Bu indirgemeci bir yaklaşım tabii. Çünkü sadece aşkı anlatmadım ben. Temalarımdan biri aşk, biri ölüm, biri cinsellik, biri cesaret, biri öfke, biri affedememek, biri yalnızlık... 'Aşk yazarı' sıfatı üzerinizde niye kaldı o halde? Duyguların en kısa yoldan ifadesinin aşk olduğunu düşünüyorlar da ondan. Oysa yalnızlık, din, ölüm, korku, cesaret beni çok ilgilendirir. Bu temaları anlatan uzun pasajlarım vardır. Ama bunların arasından aşkı seçiyorlar. Bunun böyle olmasının bir nedeni de, diğer konularda soru sormanın çok zor olması. YAŞAR KEMAL'İ DE ELEŞTİRECEK MİYİZ? Son dönem Türk edebiyatında şöyle bir şey var. Yazarlar daha çok İstanbullu hatta Cihangir, Etiler gibi belli semtlerde yaşayan insanları anlatmaya başladılar. Anadolu kayboldu romanlarda. Ve bu eleştirildi. Ben bu eleştirileri anlamıyorum. Bunları anlatmak isteyenler de çıkabilir. Mahmut Makal'ı köyü yazdı da şehri niye yazmadı diye, Yaşar Kemal'i Çukurova'yı yazdı da, İstanbul'u niye yazmadı diye mi eleştireceğiz? Belli bir dönemde yayınlanan romanların büyük çoğunluğunun aynı şehirlerde yaşayan, aynı mekanları kullanan benzer insanları anlatıyor olması bir şeye işaret etmez mi peki? Edebiyattaki tek soru şu olmalı: Yazar anlattığını iyi ve sahici anlattı mı, okuyanlar olayın içine girdi mi? KİTAPLARI ÇOK SATANLAR ÖZÜR MÜ DİLESİN? Bir ucuz edebiyat, bir de edebi kitapların ucuz fiyatlara satılması meselesi var. Burada bir karmaşa var mı? Yok ama bazen sırf aşağılamak için varmış gibi gösteriliyor. Bu çağın çok okunan yazarlarından Marquez'in, sırf çok okunuyor diye özür dilemesini mi bekleyeceğiz. Çok okunmak benim açımdan sevindirici. Kitabın etiket fiyatı sizi ilgilendiriyor mu? Elbette, kitapların mümkün olduğunca ucuz olmasını istiyorum. İnsanların ceplerinde yeterince para olmadığı için bir kitabı alamamasından dolayı acı çekerim. Alkım Yayınları'na geçişinizde bunun etkisi oldu mu? Alkım'la baştan böyle anlaştık. Ben de, onlar da kitapların mümkün olduğunca ucuz satılmasını istiyorduk.
Yazarın yazmadığıyla eleştirilmesini anlamıyorum İsyan Günlerinde Aşk'ta sorunlu bir zamanı; 31 Mart'ı anlattınız. Roman içeriğiyle büyük ilgi gördü ama hikayesi, anlattığı aşk güme gitti sanki. En Uzun Gece'de ise kahramanları en civcivli bölgede, tartışmalı konuların içinde gezdiriyorsunuz ama bu sıcak durumun romanı ele geçirmesine izin vermiyorsu-nuz. Aşkı tercih ediyorsunuz. Tercih yazara aittir. Neyi anlatmak istiyorsa onu anlatır. Yazarın yazmadığı ile eleştirilmesini anlamıyorum. Yazar, toplumsal siyasal sorunlarla da ilgili Ahmet Altan, kahramanın gittiği yer de Güneydoğu olunca, ister istemez böyle bir beklenti oluşuyor. Çünkü orada Kürt sorunu, töre cinayeti, askerin zor koşullarda mücadelesi var. Bunlar romanda da var ama çok geride. Yelda'yı niye başka bir yere değil de, özellikle Güneydoğu'ya gönderdiniz? Benim anlattığım hikaye başka bir yerde anlatılabilecek bir hikaye değildi. Kahramanımın duygularının kendinden çıktıktan sonra yaşadığı ortama çarparak kendine dönebilmesi için sert bir coğrafyaya ihtiyaç vardı. Kitap benim, film kim çekerse onundur En Uzun Gece çok sinematografik. Film teklifi aldınız mı, gelse ne dersiniz? Geçen gün bir yönetmen aradı. Bilmiyorum, görüşeceğim. Olabilir elbette. Edebiyat uyarlamalarında genelde şöyle olur: Romanın sahibiyle filmin sahibi arasında sorun çıkar. Yazar romanı değiştirildiği için rejisöre kızar. Bu beni ilgilendirmez. Kitap benim. Film ise kim çeviriyorsa onundur. Kıskandığınız yazar var mı, keşke şu romanı ben yazmış olsaydım dediğiniz? Bu daha çok gençlikte olan bir şeydir. Elli yaşıma geldikten, çeyrek yüzyıl yazdıktan sonra kendi yazacaklarımla ilgilenirim. Hâlâ kendin yazamıyor, bir başkasının kitabını yazmak istiyorsan, geç kalmışsın demektir.
İnsanlar ölüyordu bir çığlık atmalıydım En Uzun Gece'nin iki Kürt karakteri var: Heja ve annesi. İkisi de suskun ve öfkeli. Onların susarak çok şey anlattıklarını düşünüyorum. O kadının konuşmaması yazılabilecek bütün cümlelerden daha etkili bence. Size bir şey anlatmadılar mı? Anlattılar. Şunun için soruyorum ben: Dünyanın ve AB'nin bölgeye olan yoğun dikkati sonucunda sorunun ele alındığı, bölge insanının da en çok ve en rahat konuştuğu bir dönem bu. Siyasi planda bir şey anlatıyorsunuz siz. Ben oradaki insanların günlük hayattaki sorunlarını anlatmıyorum. Ben bunu yıllarca makalelerimde yazdım. Defalarca yargılandım, mahkum oldum. Benim romancılık anlayışım romanın makale olmasına izin vermiyor. Ben insanları anlatmak istiyorum. Siyasi konjonktür genel geçer. Geriye insanı anlatan edebiyat kalır. Bir dönem ülkenin siyasi konuları üzerine cesur yorumlar yaptınız, zihin açıcı sorular sordunuz. Atakürt başlıklı yazınız nedeniyle yargılandınız. Sonrasında, kendinizi biraz geri mi çektiniz yoksa bana mı öyle geliyor? İnsanın kısıtlı bir zamanı ve enerjisi var. Bunu artırmak mümkün değil. Ben roman yazmayı seviyorum. Kalan zamanımı ve enerjimi buna harcamak istiyorum. Bu tercihiniz konuştuğunuz için cezalandırılmanızla, yalnız bırakılmanızla ilgili değil, değil mi? Ben böyle şeylere hiç aldırmam. Düşüncemi söylemekten hoşlanıyorum, hâlâ da yazıyorum ama sadece internette. Ayrıca o dönemlerde bu konularda yazanlar çok azdı. Ben kendimi bunları yazmak mecburiyetinde hissettim. Bugün bir kalem eksik olsa da bir şey olmaz. 1995'te Atakürt'ü yazdığımda her gün insanlar ölüyordu. Yazmak, çığlık atmak zorundaydım. Ama bugün o kadar cesaret gerektirmiyor bunları yazmak. İsteyen istediğini söyleyebiliyor, yazmak yasak değil. Bugün de, sizin o günlerde yaşadıklarınızın benzerlerini yaşayanlar var. Orhan Pamuk yargılanacak mesela. Bu meseleler çok konjonktürel şeyler. Ben Türkiye'nin iyiye gittiğini düşünüyorum ve iyiye de gidiyor zaten.
İNSANLIK EDEBİYATI KEŞFETTİ Hem tarihi romanlar hem de kişisel tarih yazımında bir açılım var. Siz de konusu tarihte geçen romanlar yazdınız. Türkiye tarihe bakış konusunda bir şaşılık yaşayan bir ülke. Edebiyatın tarihin yeniden yazılmasına, sivilleşmesine, şaşılığın ortadan kalkmasına katkısı olacağını düşünüyor musunuz? İnsanlık edebiyatı keşfetti. İnsan kendini, geçmişini geleceğini görmek için edebiyata muhtaç. Çünkü edebiyat insanı hayatı geçmişi belli duygularla anlatıyor. Düşünceyle algılanamayanları algılıyor. Türkiye'de tarih en tehlikeli şey. Bunun nedeni tarihimizin yalanlarla dolu olması. Başka ülkelerde de bu böyledir. Devletin yalanlarla doldurduğu tarihe karşı toplumun gerçeği arayan aydınlarının olması gerekir. Şanlı bir tarih olamaz. Tarih kanlıdır. Edebiyatçı da bunu anlatma gücüne sahip değil midir işte? Bu edebiyatçının amacı olamaz. Belki farkında olmadan gerçekleri de ortaya çıkarır ama kimse bunun için edebiyatçı olmaz. Bunu yapmak istese bilim adamı olurdu. Edebiyatta duygu bilginin önünde gider. Ben bilginin öne geçmesine izin vermemeye çalışıyorum.
|
![]()
| ||||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |