T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 24 KASIM 2005 PERŞEMBE
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Rasim ÖZDENÖREN

Edebiyat ve günah

Fadime Özkan'ın Ahmet Altan'la yaptığı mülakatın bir yerinde, bir soru üzerine yazar şunları söylüyor:

"Dinle edebiyat arasında çok ilginç bir bağ var. Önyargılı bakmak istemem ama dindar kesimin günaha karşı tavrı edebiyatı öldürücü bir tavır. Siyasetçisi, yazarları, gazetecileri, din adamları ile dindar kesime bir bütün olarak baktığımızda bunu görüyorum. Dinin günahı reddettiğini hiç sanmıyorum. Günaha karşı hazırlıklı olunmasını, korunulmasını söyler din. Çünkü günah vardır. Dindar kesimin büyük kesimi günahı reddediyor. (vurgu R.Ö). Günahtan bahsedildiğinde kendini hakarete uğramış gibi hissediyor. Günah hem hayatın, hem dinin içinde var. Hayatın ve dinin içinde olan bir şeyi edebiyatın içinden çıkartırsanız edebiyatı öldürürsünüz. Dindar kesimin günah konusunda böyle bir problemi var. (vurgu R.Ö).Cinsellik konusunda da öyle. Bu, bir hukukçunun suçu reddetmesi gibi bir şey. Hukukçu suçu görür, cezasının ne olduğunu söyler. Suç yoktur demez. Bir insanın dindar olması ve günahtan korkması günahı ortadan kaldırmaz. Günahı reddetmek hayatı bütünüyle anlamayı engeller." (Yeni Şafak, 22 Kasım 05, s.11).

Dindar kesim hakkındaki bu yanlış bakış tarzı oldukça yaygındır. Günah nasıl reddedilebilir ki, bu, aslında insana insan olma haysiyetini kazandıran temel özelliktir. "Siz günah işlemeseydiniz, Allah sizi ortadan kaldırır ve sizin yerinize günah işleyip tövbe eden bir kavim yaratırdı" mealindeki hadisi şerif durumu özlü biçimde ortaya koyuyor. Günah işlemek insana mahsustur. Ancak hayvan ve melek günah işleme imkânından yoksundur. Çünkü insanın üstlendiği emanet kavramı ancak günah işlemekle kaim olan bir değerdir. Ve bu yüzden o emaneti üstlenmek bir veçhesiyle cehaleti ortaya koyuyorsa, bir diğer veçhesiyle de cesareti, dahası küstahlığı gerektiriyor. Reddedilen husus günahın varlığı değil, fakat günahın teşhiridir. Ancak işte tam da bu noktada, Müslümanların da kafası karışıyor. Günahın sergilenmesi, acaba her defasında onun yaygınlaşmasının yolunu açmaya mı medar olur? Olaya şematik bakan bazı Müslüman yazarlar, dar açılı, tıkız örnekler üretmiştir. Tıpkı, çelişkiyi yeterince kavrayamayan bazı Marksist yazarların işçi-patron sarkacına sıkışıp kalması gibi…

* * *

Öte yandan, Müslümanlar adına trajik durumu reddetmek isteyenlerin bulunduğunu da biliyoruz. Onlar da trajik durumun mahiyeti hakkında farklı bir kanıya sahip: trajik durumu, sanıyorum salt bir kan dökücülük olarak anlama eğiliminde bulunuyorlar. Trajik durumun, insanın, kendi seçiminin dışında karşı karşıya kalabileceği bir seçme zorunluluğu içine düşülmesi olarak algılamak istemiyorlar. Oysa "durumun" kalbi, tam da bu noktada atıyor. Ve İslam tarihi, hem de büyük Müslümanlar arasında bile, kabarık sayıda trajik durum örnekleriyle dolu. Hz. Ali ile Hz. Muaviye arasındaki ihtilâf ile bu ihtilâf esnasında her iki tarafta yer alan Müslümanların içine düştüğü durum tam da trajik kelimesiyle ifade edilen çelişkili anlamı yansıtır. Keza Hallacı Mansur'un yaşantısı ve öldürülmesine karar verilme süreci, baştan sona ve iç içe trajik durum sahneleriyle doludur. Bizzat Hallacı Mansur'un iddiası ve savunması, onu yargılayan yargıçların durumu, ahalinin Hallacı Mansur'a karşı olan tutumu ve nihayet o taşlanırken ona taş yerine gül atan dostun hali… Bütün bu insanların ve sahnelerin her biri, birer trajik durum örneği gösterir. (Bu konunun ayrıntısına Köpekçe Düşünceler adını taşıyan kitabımızda yer vermeye çalışmıştık).

Dindar yazarı, günahkar insanın durumunu (condition) yansıtmaktan alıkoyan engel bulunmadığı gibi, onun yatak odasına girmesine engel olan bir gerekçe de var değildir. Yeter ki, yazar böyle bir durum karşısında neye bakacağının ve neyi göreceğinin bilincinde olsun.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi