|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 24 KASIM 2005 PERŞEMBE | ||
|
|
Başbakan Erdoğan'ın Şemdinli ve Yüksekova turu siyasetin gelişmelere müdahale ederek, inisiyatif geliştirmesi açısından önemli bir adımdır. Öncelikle birilerinin bu bölgeyi devletin ve sivil siyasetin müdahale edemediği "kurtarılmış bölge" gibi göstermesine karşın, Başbakan düzeyinde böyle bir ziyaretin gerçekleşmiş olması, birçok oyunu boşa çıkarmıştır. Devlet, her karış memleket toprağında söz sahibi olduğunu göstermiş, devlet ile millet arasına duvar örmek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalmıştır. Bu bölgelerde devlete duyulan güven ve duygusal bağın giderek azalarak, halkın devlete karşı konumlandırılmaya çalışılması, siyasetin "dur" demesi gereken ciddi bir tehlikedir. Terör örgütünün de amacı asker ile halkı karşı karşıya getirmektir. Burada yapılması gereken öncelikle terör örgütüyle halk arasına set çekilmesi, halk ile devletin karşı karşıya gelmesine engel olunmasıdır. Bu noktada ilgili kurumların, sivil siyasetin kendi fonksiyonlarını üstlenerek görevini yapması tek çıkar yoldur. Başbakan Erdoğan'ın bölgeye giderek halk ile devlet arasında zayıflayan ilişkiyi onarmaya çalışması, bu görevin doğal bir uzantısı olarak görülmelidir. İlgili kurumların ve sivil siyasetin aradan çekilerek sadece halk ile güvenlik güçleri arasında bir ilişki ortaya çıkması sorunların içinden çıkılamaz bir mecraya sürüklenmesine sebep olur. Halkın taleplerinin muhatabı öncelikle yerel ve merkezi idare olmalıdır. Aksi halde sorun güvenlik meselesi ölçeğine sıkışır kalır. Erdoğan'ın bölgede yaptığı konuşmalarda halka "terör örgütüyle aranıza mesafe koyun" ve "netleşin" çağrısı yapması medyada fazla yansıma bulmadı. O kadar gergin ve provokatif bir ortamda Erdoğan'ın nabza göre şerbet vermek yerine halkı yanlışlıklara düşmemesi konusunda uyarması da önemlidir. Halk ile örgüt arasındaki ayrımı netleştirme çabasına herkes güç vermelidir. Halkı örgütün kucağına itecek tavırlar, bu bölgenin daha çok belirsizliğe sürüklenmesine yol açar. Yüksekova'da sivil toplum örgütleriyle gerçekleşen görüşmede DEHAP'lı bir belediye başkanının sorunu takdim etme biçimi de ilginçtir:
Bu Belediye Başkanı'na göre yaşanan olayların iki sebebi vardır. Birincisi Erdoğan'ın "Bu sorun benim sorunumdur" diyerek Kürt sorunuyla ilgili Diyarbakır ve Siirt'te yaptığı konuşmalar; ikincisi Avrupa Birliği sürecinde gerçekleşen reformlarla sağlanan demokratikleşme eğilimi. Belediye Başkanı'na göre birileri bu iki adımı da boşa çıkarmaya çalışıyor. Diğer taraftan gelen iddia ise, bu işin devleti zan altında bırakmak için planlandığı. Hükümetin yaklaşımlarını öven ve provokasyonların reform sürecini baltalamayı amaçladığını söyleyen yerel siyasetçilerin tavrı meseleyi hükümete karşı bir olay olarak takdim etmek şeklinde. Örgüt sempatizanlarının olayları kaşıyan ve laf dinlemeyen halleri, Belediye başkanlarının bu esnek tutumunu ve demokratikleşme söylemini bile yanlış bulduklarını gösteriyor. DEHAP'lı belediye başkanları makul davrandıkça, örgütün tesiri altındaki kitleyi yönlendirme güçleri azalıyor. Kin ve nefretle gözleri dönen terör örgütünün yönlendirmesi altındaki insanların iletişim kanalları kapalı görünüyor, ancak siyasetçilerin ve devlet kurumlarının halka ve sorunlara doğru yaklaşması, bu kitlenin büyümesini engelleyebilir. Bu noktada halk üzerinde etkisi olan yerel dinamiklerin de sağduyu ile hareket etmesi temel şarttır. Neticede savcılık iddianamesi hazırlanmıştır ve meselenin nasıl takdim edildiği yakında belli olur. Sorunları çözmek için de, tartışmak için de sağduyu gerekiyor. Bu olayı bahane ederek ortalığı birbirine katanlar da öncelikle bu sağduyu zeminini sabote edip, çözümü zorlaştırdıklarını bilmelidir.
|
![]()
| |||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |