T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
D Ü Ş Ü N C E   G Ü N D E M İ 25 KASIM 2005 CUMA
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

YÖNETEN:
Yusuf KAPLAN


Taze bir başlangıç için…

Düşünce Gündemi'nin ilk "sunuş" yazısında dünyanın, İslâm dünyasının ve Türkiye'nin entelektüel birikimini Yeni Şafak'tan takip etme ayrıcalığına sahip olacağınızı söylemiştim. Bugüne kadar yapmaya çalıştığımız şeyin iyi anlaşıldığını gösteren heyecan verici ve gönendirici tepkiler aldık sizlerden. Bunun için, gazete adına teşekkürlerimi sunmak isterim.

Bugün sayfamızda, İslâm dünyasının en seçkin düşünürlerinden Abdülvehhab el-Mesiri'nin ilginç bir makalesini yayımlıyoruz. El-Mesiri, Türkiye'de yete-rince tanınmayan bir isim. Önceden Marksist olan ve sonradan İslâmî dünya görüşünü seçen El-Mesiri makalesinde postmodern Amerikan kültürünün tek-tipleşme, yüzeysellik ve "ilkel bir hayat ve dünya algısı" üreten hayatî açmazlarını hamburger metaforu ekseninde tartışıyor. Ve tüm dünyanın İslâm'ın evrensel paradigmaları ekseninde yeni bir medeniyet yürüyüşüne çıkmasına her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç hissedilen bir zaman diliminden geçtiğini ve bu bağlamda, taze bir başlangıç yapma sorumluluğunun Müslümanlara ait olduğunu hatırlatıyor bize.
(YUSUF KAPLAN)


Hamburger medeniyeti ve yeni bir medeniyet arayışı

Bugün Kuzey Kıbrıs'ta yarına olan inancı kuşkulu, dolayısıyla aidiyetlerine ilişkin kaygıları olmayan, kültürel kopuşun ve kimlik krizinin güvensizliğiyle tarihini ve geleceğini arayan çaresiz bir gençliğin başlıca sorumlusu olarak karşımızda duruyor.

  • ABDÜLVEHHAB EL-MESİRİ
    20. yüzyılın en önemli gerçekliklerinden biri, küresel tüketim medeniyeti olarak adlandırılabilecek bir olgunun ortaya çıkışıdır. Bundan önceki hiçbir medeniyet, bu denli yaygınlık kazanmış değildir. Bu medeniyetin yaygınlaşması belki de onun belirli bir toplum ve medeniyet temeline ya da mekana dayanmayışından kaynaklanıyor.

    Bu medeniyeti, özünde tarih ve geleneğe (kültürel mirasa) düşman olması, zamanla ve mekânla irtibatının kopuk olması nedeniyle, değerden bağımsız bilim ve teknoloji medeniyeti olarak tanımlayabiliriz.

    Bazıları, bunun medeniyet olmadığını söyleyebilir; hatta bilinen bütün medeniyet biçimlerine ters olduğu için, medeniyet karşıtı ya da karşı-medeniyet (anti-culture) olduğunu ifade edebilir. Doğrudur, çünkü o, insanı, beşeri topluluklar arasında binlerce yıllık bir etkileşimin veya kişinin belirli bir kimliği edindiği birbirinden farklı medeniyet yapılarını oluşturan çevrenin bir hasılası olarak görmediği gibi, insanı ruh ve bedenden oluşan kompleks bir bütün veya maddeden, maddenin ötesine doğru uzanan, bir takım beklentilerden oluşan bir bütüncül varlık olarak da görmez.

    Bu medeniyet, insanı son derece basit bir "şey"den ibaret görür. Bu medeniyete göre, insanın yeryüzündeki varoluş nedeni; hakikati, hayrı, güzelliği aramak ya da iyiliği emredip kötülüğü nehyetmek değil, aksine insanın üretim-tüketim kısır döngüsüne sürüklenmesi, tüketmek için üretmesi, üretmek için tüketmesidir.

    BU MEDENİYETİN ÖZELLİKLERİ

    Bizim bu makalede yapmaya çalıştığımız şey, bu yeni medeniyeti yargılamak değil. Bilakis sadece bazı özelliklerini gözlemlemeye çalışıyoruz. Bunu belirli şekillerde, medeniyete ilişkin ortaya koyduğu ürünler ve semboller üzerinden yapmamız mümkün.

    Bu medeniyetin en önemli sembollerden biri, kot pantolondur. Kot pantolon, son derece basit özelliklere sahip bir giysidir. Dikimi, bir yerden diğerine değişmeyen son derece basit bir tarzda gerçekleşir. Bu şekilde bir giyim tarzı, zaman ve mekana ilişkin farklılaşmaları reddetmenin bir ifadesidir.

    Bununla birlikte bu pantolonun arkasına onu üreten şirketin markasının ve logosunun üzerinde bulunduğu etiket, gözü olan herkesin görebilmesi için daha çok bir reklam panosuna benzer şekilde yapıştırılır. Böylelikle pantolon sahibinin kimliği, toplumsal ve sınıfsal statüsü belirlenmiş olur.

    Levi's marka kot pantolon arkasına yapıştırılan etiket hariç bütün ayrıntılarıyla diğer pantolonlara benzemektedir. Kot pantolonun fiyatını belirleyen şey, marka, yani dış kabuktur. Bu nedenle, marka, gerçekte pantolonun kendisinden daha önemli olmaktadır. Singapur'da kot pantolonu üreten şirketlerden biri bu yöne dikkat çekecek şekilde, pantolonun arkasında yer alan markayı saf altından yapmaya başlamış. Bu medeniyetin ikinci muhtemel sembolü, temelde kot pantolondan çok da farklılaşmayan tişörttür. Bu da tıpkı kot gibi son derece basit bir elbise olup, dikimi faniladan çok da farklı olmayacak şekilde basittir. Siz bu tişörtün aynısını Florida ve Alp Dağları'nda satın alabilirsiniz.

    Atletin üzerinde verilmeye çalışılan mesajın içeriği ne olursa olsun, tişörtü giyen kişinin tıpkı tişört gibi sathi olduğunu düşünmekten alıkoyamayız kendimizi: Çünkü her şey metaya ve reklama dönüştürülmektedir: Tişörtün bir reklam enstrümanı olarak bir yüzeye, bez parçasına ya da bir alana indirgenmesi o kadar önem arzetmez; önemli olan dış görünümdür, iç görünüm o kadar önemli değildir.

    Sanatı da son derece basit ve yüzeyseldir bu medeniyetin… Mekansal ya da zamansal özeliklerinden ayrıştırılmıştır. Disko müziği, örneğin, tek boyutlu bir sese sahiptir. Temel ses düzeni üzerinde farklılaşmaya rastlanabilirse de bu, temel sisteme ilişkin olmayan basit farklılaşmalardır.

    Bu medeniyetin en önemli ve en "güçlü" sembollerinden biri, hamburgerdir. Hamburger, tektipleşmenin, yüzeyselleşmenin, mekanikleşmenin, sıradanlaşmanın göstergesidir. Herhangi bir hamburger dükkanına girdiğinizde sizin daha önce yediğiniz ve daha sonra da yiyeceğiniz hamburgerin aynısını yersiniz. Karşınızda aynı satıcıları, aynı yapay gülümsemeleri ve aynı fiyatları bulursunuz.

    Ayrıca hamburger zamanı ve mekanı aşar. O ne Çinli, ne Hintli, ne Mısırlı, ne Yunan ne de Fransız'dır. O sadece basit bir yemektir.

    Dahası, hamburger, insanın ailesiyle değil, tek başına yediği bir yiyecektir. Hamburgeri araba sürerken, yarı uyur vaziyette, ya da bir işçi işini yaparken yiyebilir. Hamburger, kamusal hayatta bulunan insanın bireysel yemeğidir. Hamburger, bütün medeniyetleri peşinden sürüklemektedir. Son yapılan anketlerden birinde, Batı dünyasında en çok yaygınlık gösteren markanın, sayıları kiliselerdeki haçları geçen McDonalds'lar olduğu ortaya çıkmıştır.

    VE DAYATMALARI...

    Tüketim medeniyetinin dayandığı temel değerlere gelince… Her şeyden önce, bu medeniyetin değerleri, kökleri hiç bir şekilde belirli bir zamana ve mekana ait olmayan değerlerdir. Bu medeniyetin tek değişmez ilkesi, değişimdir. Bu nedenle şarkılar, danslar, moda, zevkler ve değerler hızla değişir. Bu medeniyetin mensupları, her sene moda evlerinden, sinema kulüplerinden, albüm ve video şirketlerinden çıkacak "emirler"i beklerler. Son anlarına kadar meşguldürler. Kendilerine kaça ve neye malolursa olsun, modayı takip ve taklit etmeye çalışırlar. Ve dış görüntüye büyük önem verirler. Bu medeniyetin kökleri, her ne kadar Amerika'ya dayansa da Amerikalı değildir. Bu atomize edici, değerlerden, zamandan, mekandan ve tarihten bağımsız medeniyet; sadece Doğu medeniyetlerini parçalamakla kalmaz, aynı zamanda, ABD ve Batı da dahil bütün medeniyetlerini çözer ve parçalar.

    Batı'da yeni nesiller, ülkesinin kültürel mirasını bilmemektedir. İngiltere gibi derin geleneklere sahip bir ülkede bu gelenekler, turistleri çekecek ve çocukları eğlendirecek birer araç konumuna indirgenmiştir. ABD'de örneğin Lousiana'da yarı Fransız gelenekleri, Masasuchetts'de Protestan kültürüne ait gelenekler, küçük şehirlerde aile geleneklerini devam ettiren, Güney'de ise aristokratik tarım geleneğinin kalıntılarını şöyle ya da böyle sürdüren mahalli yerler vardır. Bütün bunların bozulma ve parçalanma süreci tamamlanmıştır.

    Şunu hatırlayalım ki, bu medeniyet bize Sophokles, Racine, Shakespeare gibi büyük tiyatro yazarlarının muhteşem eserleri aracılığıyla ulaşmamıştır. Ya da Dickens, Faulkner, Malraux gibi büyük romancıların eserleri, Bach, Mozart, Çaykovski gibi usta müzisyenlerin besteleri ya da Yunan, Fransız, İtalyan mutfaklarının birbirinden lezzetli yemekleri aracılığıyla da ulaşmaz. Ve son olarak, "kültürel istila" kavramı bu medeniyetin yayılma biçimini anlatmak için yeterli değildir. Bu anlamda, "kültürel aldatma ve ayartma"dan bahsetmek daha doğru olacaktır. Pekçok toplum, bu aldatmacaya teslim olmuştur. Bütün Arap ve Müslüman ülkelerin uydu kanalları, bütün gayretleriyle bu "kültürel aldatma ve ayartma"ya katkıda bulunmaktadırlar.

    Geri dön   Yazdır   Yukarı


  • ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Kültür | Spor | Yazarlar
    Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
    Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi