T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 29 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Akif EMRE

Bosna'nın geleceği ne olacak?

Bosna Savaşı'nı sona erdiren Dayton Anlaşması'nın imzalanmasının üstünden tam 10 yıl geçti. Bu geçen süre sonunda hâlâ uluslararası güç olmadan bağımsız, birleşik bir Bosna devletinden bahsetmek zor görünüyor.

Öncelikle Dayton'un Bosnalılara ne kazandırmış olduğuna bakalım: Herkesin üzerinde ittifak ettiği belki de tek olumlu sonuç; akan kanın durdurulmuş olmasıdır.

Akman kanın durdurulmuş olması, hatta geçici de olsa bir anlaşmanın yapılmış olması sağlam kurumları olan, siyasi ve ekonomik anlamda kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülke olmak için yeterli değil. Bunun temel nedenlerinden biri suçluyu ödüllendiren bir anlaşmanın mazlum tarafa dayatılarak savaşa neden olan hayallerin ilk fırsatta yeniden canlanmasına cesaret veren bir ortamın oluşturulmasıdır. Bağımsız bir Bosna idealini sonuna kadar savunan Boşnakların onca katliama maruz kaldıktan sonra cezalandırıldığı, Büyük Sırbistan hayali uğruna binlerce insanı katleden Sırpların ödüllendirildiği bir anlaşma temelinde bir devletin yaşaması elbette çok zordu.

Dayton Anlaşması devlet içinde devlet olan iki ayrı yapı ortaya çıkardı; biri Boşnak Hırvat Federasyonu, diğeri Sırp Cumhuriyeti. Alabildiğine zayıf bırakılmış bir merkezi hükümet, her önemli kararda etnik her tarafın ikna edilmesini gerektiren hassas dengeler üzerinde yavaş işleyen bürokrasi. Gerçek bir varlık olarak kendini hissettirmekten uzak, etnik dengeler üzerinde kurulu Bosna Devleti etnik gruplar arasında ne bir bir aidiyet duygusu ne de bir üst kimlik de oluşturabildi. Yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Bosna'yı oluşturan etnik gruplardan Hırvatlar ve de Sırplar kendilerini Bosnalı olarak tanımlamıyor. Sadece Boşnaklar kendi kimliklerini Bosnalı olarak ortaya koyuyor. Bunun bir nedeni de Hırvatların ve Sırpların kendilerinin hamisi olarak gördükleri (bağımsız bir devlet için iç işlerine müdahale anlamına gelen) Sırbistan ve Hırvatistan'ın varlığıdır. Sadece Boşnaklar savaşın başından beri kimliklerini burayla tanımlamakta ve varlıklarını bağımsız Bosna'nın varlığına bağlı görmektedirler.

On yıl sonra geri dönülüp bakıldığında Dayton'un nihai bir anlaşma olmaktan çok bir ateşkes anlaşması olduğu daha iyi anlaşılıyor. Nitekim anlaşmanın mimarı Richard Holbrooke bile "haksız tarafa gereğinden fazla taviz verildiğini" bugün itiraf etmek zorunda kaldı.

Askeri ve siyasi olarak artan biçimde Avrupa'nın denetim mekanizmasına tâbi bağımsız Bosna'nın bu geçici siyasi yapıyla ayakta kalamayacağı daha net görülebiliyor. Parçalanmasa bile coğrafi, siyasi ve ekonomik olarak Hırvatistan'ın kuşatması altında, Sırbistan'ın sürekli etkisini hissettirdiği, bağımsız bir devlet olarak yaşaması güçleşecektir. Bu yapıdan dolayı Bosna dağılan Yugoslavya içinde ekonomik anlamda en az yatırım çekebilen ülkelerin başında gelmektedir.

Başından beri çok kültürlü ve çok etnik yapılı bağımsız bir Bosna idealini savunan Müslümanlar en büyük etnik grubu oluşturmalarına rağmen her anlamda zayıf bırakılmış durumdalar. Boşnak Müslümanların varlıklarını sürdürebilmeleri Sırp ve Hırvatların ortak Bosna kimliğine ve siyasi varlığına entegre edilmelerine bağlı görünüyor.

Bu arada özellikle kültürel anlamda yoğun bir kuşatma altına alınan Müslümanların varlıkların koruyabilmeleri kültürel ve tarihi kimliklerinin diri kalmasıyla mümkündür. Aksi halde 'Hırvatlaştırılma tehlikesi'yle karşı karşıyadır. Bosna meselesini bir an öce nostalji objesi olmaktan çıkarıp somut adımlara hazırlanmalıyız.

Bu görev daha çok resmi Türkiye'nin dışında kalan dinamiklere düşmektedir.

Bosna yeni bir sürece girmiş bulunuyor. Bu yeni sürece Bosnalılar kadar Türkiye'nin de hazır olması gerekmektedir. Bir yanda AB ile görüşmelere başlanırken diğer tarafta yeni bir siyasal yapılanma için özellikle Amerika tarafından girişimler yürütülmektedir. Bosna anayasasının oluşturulacağı bu yeni süreçte Boşnaklara yönelik haksızlıkların tekrarlanmaması ve kalıcı bir siyasi yapının oluşması için çok yönlü girişimlere ihtiyaç vardır.

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi