|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| D Ü Ş Ü N C E G Ü N D E M İ | 26 KASIM 2005 CUMARTESİ | ||
|
|
Kültür ve medeniyet değiştirme tercihimiz, Türkiye'yi içinden çıkılması zor sorunların eşiğine fırlattı. Her şeyden önce, kendimize olan güveni yitirdik ve her alanda başkalarından, başkalarının ideolojilerinden ve projelerinden medet umar hâle geldik. Sonuç: Kendi dünyamızı yitirdiğimiz için, kendi sorunlarımızı bile tanıyamama, tanımlayamama ve sadece vaziyeti kurtarıcı, kalıcı olmayan ve gelecek vaat etmeyen palyatif çözümler üretmek oldu. Temellerin ve ölçülerin sarsılması, özgüven kaybını getirdi. Özgüven kaybı da her şeyi korku siyaseti üzerinden halletme patolojisini.
Bugün Düşünce Gündemi'nde Bülent Aras'a ve Ahmet Kavas'a ait iki önemli analiz metni yayımlıyoruz. Bülent Aras, Kürt Sorunu'nun yapı-çözümüne tabi tutuyor ve sorunun temel nedenlerini ve muhtemel çözüm yollarını belirliyor. Ahmet Kavas ise, Kürt sorununa doğrudan göndermede bulunmadığı yazısında, sadece Kürt sorununun değil, hem Türkiye içindeki, hem de küre ölçeğinde yaşanan hayatî sorunların Osmanlı medeniyet tecrübesinden yararlanılarak nasıl kalıcı olarak hâl yoluna konulabileceğini çarpıcı bir analizle ve örneklerle gözler önüne seriyor.
Şemdinli ve korku siyaseti Ortaya çıkan tablo korku siyasetinden medet umanların rüyalarını süsleyen bir altın çerçeve sunuyor. Kürt siyaseti yapanlar, korku siyasetinden medet umuyorlar ve korku siyasetini pazarlıyorlar
Şemdinli'de yaşanan şüpheli olay şaşırtıcı olmayan bir şekilde ülke gündemine oturdu. Susurluk benzeri bir ilişkiler ağının ortaya çıkması beklenen bu gelişme, yargının gündeminde. Gerek güneydoğuda, gerekse batıdaki şehirlerimizde bazen terör örgütünü destekleme eğilimi gösteren protestolar oldu. Bir ânda Avrupa Birliği müzakerelerine hazırlanan ülkede taşlı, sopalı, polis panzerli çatışma manzaraları medyaya yansıdı. Ortaya çıkan tablo korku siyasetinden medet umanların rüyalarını süsleyen bir altın çerçeve içerisinde karşımızda duruyor. Sorunun devletin içerisinde rutinin dışına çıkan muhtemel unsurlar ile ilişkisi üzerinde duruldu. Bu açıdan olaya bakmanın zorunluluğu ve üzerine gidilmesi gerektiğine inanıyorum. Ancak olayın başka bir boyutunun ele alınması Türkiye'de Kürt siyaseti yapanların sorunlu yaklaşımlarının anlaşılması açısından önemli ipuçları sunuyor. Şemdinli olayı Kürt siyaseti yapanlar açısından kitlelerine uzun süredir pazarladıkları korku siyasetinin haklılığını gösterme imkânı olarak algılanıyor. Kürt siyasetinin fon olarak kullandığı savaş, şiddet, kan, kayıplar ve göç gibi unsurlar geniş bir kitlenin kanayan yaralarını kaşıyan söylemler üretmenin ana unsurları. Canlı tutulan hassasiyetlere dokunarak kitleyle irtibatı sağlamaya çalışıyorlar. İdeolojik/aşırı politik söylem Kürt siyasetinin belirleyici özelliği. Öndeki isimlerden hangisini dinleseniz 70'lerden kalmış ideolojik jargon ile karşılaşıyorsunuz. Soğuk savaş dönemine ait geride kalan "cemaatçi" siyaset tarzı ısrarla sürdürülüyor. Kürt siyasetinin üzerine inşa edildiği sistemik unsurlar, aynı zamanda bu hareketin açmazlarını ve dönüşümünü zorlayan kısır döngüyü tanımlıyor. Siyasetin üzerine oturduğu aşırı milliyetçi, ideolojik tavır temel sorunlar üzerinde çözüm üretme ihtiyacını ya da temsil ettiği kitlelerin talepleri ile ilgilenmeyi gereksiz kılacak problematik bir siyaset tarzı üretiyor. AB sürecinde demokratik kazanımlar ve beklenen özgürlüklerin bir kısmının hayata geçmesine karşılık neden mesafe alınamadığı sorusu, cevaplanması gereken bir soru. Belediyeler düzeyinde icraat yapma imkânı kazanan Kürt siyasetinin, belediyecilik/şehirleşme sorunları yerine, makro siyasetle ve çözüm üretme imkanı olmayan alanlarla ilgilenmesi asıl problem. DEMOKRASİ VE GÜVENLİK 11 Eylül öncesi dönemde yapısal dönüşüm yaşayan "siyasal İslâm", muhafazakâr-demokrat kimlikli bir iktidar partisi ortaya çıkardı. Söylem düzeyinde bile olsa "siyasal İslam"'ın yaşadığı dönüşüm daha sorunlu ülkelerle karşılaştırıldığında zamanın ruhunu yakalayan bir evrim olarak tanımlandı. Aynı bağlamda, Türkiye'deki Kürt hareketi geliştirebileceği entegrasyonist eğilimlerle önemli bir ufuk yakalayabilirdi. 11 Eylül'ün dayattığı siyaset modeli ve tarzı, siyasal partileri / hareketleri dönüşmeye zorluyor. Partilerin gündeminde barıştırılması çok da kolay olmayan iki hedefe ulaşma var. Bunlar güvenlik ve demokrasi. Siyasal parti ya da diğer siyaset formları, bir yandan küresel terör çağında güvenliği sağlarken, diğer tarafta demokrasiyi koruma ve geliştirme yönünde azami gayret harcama durumundalar. Kürt siyasetinin acilen kendini yenilemesi, soğuk savaş paradigmasından kurtulması, ideolojik/aşırı milliyetçi siyaset tarzından daha mikro siyasete odaklı ve geniş Türkiye resmini görebilen bir siyaseti benimsemesi gerekiyor. Bu siyasetin öncüleri, şikayetçi oldukları devlet baskısından kısmen rahatlarken, üzerlerindeki diğer baskılara karşı en azından aynı ölçekte karşı koyabilme cesaretini göstermeliler. Demokrasi ve güvenliği barıştırarak beraber geliştirme birçok farklı sürecin itinayla sürdürülmesine bağlı. Yeni dönemin bir diğer özelliği, siyasetin öznesinin devletten bireye doğru kaydığı bu dönemde, yeni aktörlerin sınırlı güçlerine karşılık artan sorumluluk alanlarının ortaya çıkması. Yeni siyasetin unsurları, dikkatli şekilde güvenlik-demokrasi dengesini gözetmek, istikrar ve siyasal ahengin sağlanmasında üzerine düşeni yapmak ve siyasetin meşruiyet alanının genişlemesine hizmet ederek, eğer dışındalarsa meşru aktörlere dönüşmek zorundalar. Kürt siyaseti akıntıya kürek çekerek korku siyasetinden beslenme eğilimini sürdürüyor ve örtülü bir şekilde Şemdinli benzeri olayların terör örgütü ile irtibatını sürdürmenin sözde meşruiyetini sağladığını ortaya koyuyor. BALKANLAŞMA TEHLİKESİ Kürt siyasetinin dayandığı aşırı milliyetçi söylem uzun dönemde çıkarlarını temsil ettiği iddiasında olduğu kitleler için çok fazla bir şey ifade etmiyor. Bu tarz milliyetçiliğin örneğin Balkanlarda Arnavutları, İttihat ve Terakki Osmanlısını ve Arapları ne hale getirdiği ortada. Fransız devrimi sonrası milliyetçilik Avrupa'da ulus-devletleri ortaya çıkaran bütünleştirici bir rol oynarken, İslâm dünyasında tam tersi etkiye sahip olmuştur. Türkiye'yi aşan boyutu ile düşünürsek Kürtlerin aşırı milliyetçiliğini bölgesel ve uluslararası gerçekliklerle uzaktan yakından ilgisi yoktur. Şemdinli olayı karşısında medyası, toplumu ve hükümeti ile kararlı bir tavır sergileyen Türkiye'nin haklar, özgürlükler ve demokrasi yolunda emin adımlarla yürüdüğü bir gerçek. Ancak bu satırların yazarı bir gül bahçesinden geçmediğimizin de farkında. Soğuk savaş döneminden taşan sorunlu yapıların temizlenmesi ve eski alışkanlıkların terki şüphesiz zaman alacak. Önümüzde sıkıntılı bir sürecin olduğu aşikâr. Ancak önümüzdeki on yıl global ölçekte demokrasi ve güvenliğin beraber sağlanmaya çalışıldığı, karşılıklı bağımlılık, toplumsal ve bölgesel barış için mücadele verilen, ayrışmacı değil bütünleşmeci siyasetin belirleyici olacağı bir dönem olacak.
Kürt siyaseti, mevcut haliyle yeni dönemin gereklerinin tam tersi eğilimler sergiliyor. Kitlesi ile irtibatının gün geçtikçe azalması ve oy kaybı bu açıdan şaşırtıcı değil. Siyasal sistemin meşruiyetinin genişlemesi, AB sürecinde haklar, özgürlükler ve hukukî alanda yaşanan kazanımlar ve hepsinden önemlisi olgunlaşmaya başlayan siyasal ortamda Kürt siyasetinin aşırı milliyetçiliği ve korku siyasetini bir yana bırakan, daha demokrasi ve barış için mücadele eden bir vizyona sahip olması gereğini dayatıyor. Kürt siyasetinin bir anlamda zamanın ruhu olan yeni parametreler ile değişmesi Ortadoğu'nun fitili niteliğindeki bölgesel Kürt sorununa katkı sağlayacak potansiyele sahip. Gerekli sabır, irade ve cesaretin ortaya konması halinde bu dönüşüm imkânsız değil. Ancak bu gerçekleşmezse Kürt siyaseti, daha fazla irtibatlı olduğunu düşündüğü kitleyi olumsuz etkilemekle birlikte ülkenin ufkunu karartmaya bir süre daha devam edecektir.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |