|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 29 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Ben ilk kez görüyorum ve çok sevdim bu işi. Galatasaray’lı yöneticiler kendi sahalarına gelen Fenerbahçelileri kolonya-çiçek ve çikolata ikram ederek karşıladılar. Televizyonda bu tabloyu yorumlamaya çalışan yorumculardan biri bilhassa kolonyayı çok yadırgadı, hatta şaşırdı. Sen hiç misafirliğe, bayram ziyaretine falan gitmedin mi kardeşim. Derbi’yi bir bayrama çevirmek için bundan güzel ikram olur mu? Arkadaş durumu belki de pek alaturka bulmuştur, neyse. Ayrıca maçtan önce ve sonra bir çatışma, kavga, yaralama vb. de olmadı ki, işte bu daha da sevindirici. Galatasaray tuhaf bir sezon geçiriyor. Uzun süre lig lideri olarak zirvede kaldılar. Buna rağmen bir kısım taraftar inatla “Yönetim istifa” diye bağırmaya devam etti, hâlâ da ediyor. Demek ki Galatasaray’da (yönetimde) çözülmemiş, bir veya birkaç düğüm var. Bu düğümler her hâl ü kârda Mart ayına kadar sürecek galiba. Hemen bütün seyirciler ve yorumcular sahadaki futbolu beğenmemekte ittifak ettiler. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi dünyanın sayılı dört-beş derbisinden biri sayılıyor. Eh, o zaman şanına layık bir futbol görmemiz gerekmez mi? Hayır. Ligin zirvesinden dibine kadar oynanan futbol doyurucu değil. Türk futbolu bir düşme eğiliminde. Ne zaman, nasıl düzelir kimse bilmiyor. Kimileri yabancı futbolcu kontenjanının artırılmasına bel bağlamış. Lakin bu da çözüm değil. Çünkü, bilhassa Avrupa ile rekabette kaliteli futbolculara ihtiyaç duyuluyor. E, onlar da pahalı. Bizim kulüpler kendi bütçelerine uygun adam alıyorlar ve tabi istenen verim elde edilemiyor. Tesadüfî olarak ele geçen elemanlar (Msl: Ribery) ise aymazlık sebebi ile elden kaçırılıyor. Oyunda bahse değer bir şey görülmeyince, Tv.deki futbol programlarını maçtan önceki ve sonraki görüntüler ile demeçler dolduruyor. Bir nevi geyik muhabbeti. Daum bu durumu Milan maçından sonra gayet veciz bir ifade ile ortaya koydu: “Aramızdaki sınıf farkı ortaya çıktı” dedi. İyi de canım kardeşim, sen bu Milan’a kendi evinde kafa tuttun, az daha puanı kapıp geliyordun. Demek ki istenince oluyormuş (İsviçre’yi burada ezmemiz gibi). Lakin sen önce futbolcularına on sekizin dışından şut atmayı, atılan şutun kaleyi tutmasını öğret. O zaman biz de Shevchenko ile Anelka’yı karşılaştırmaktan vazgeçeriz.
|
![]()
| ||||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |