T Ü R K İ Y E ' N İ N    B İ R İ K İ M İ
Y A Z A R L A R 29 KASIM 2005 SALI
  Ana Sayfa
  Gündem
  Politika
  Ekonomi
  Dünya
  Aktüel
  Spor
  Yazarlar
  Televizyon
  Sağlık
  Karikatür
  Bugünkü Yeni Şafak
 
  657'liler Ailesi
  Bilişim
  Çalışanın Sesi
  Diziler
  Düşünce Gündemi
  Hayat
  Kültür-Sanat
  Nar-ı Beyza
  Okur Sözcüsü
  Röportaj
  Sinema
  Yemek
  Zamanda Yolculuk
 
  Bize Yazın
  Abone Formu
  Temsilcilikler
  Reklam
  Künye
 
  Arşiv

  Yeni Şafak'ta Ara
 

Mehmet ŞEKER

Şeyhin kızı böyle istenir

Evliya Çelebi şefaat dileyeceği yerde, ağzından seyahat çıktığı için diyardan diyara dolaşmış.

Fakir de benzer bir dil sürçmesi sonucu "gez, gör, yaz" sözüyle muhatap olunca, vurduk yollara.

İlk olarak Söğüt'ü seçmiştik.

Osmanlı'nın beşiği.

Oradan sonra ilk fethedilen yer olarak Bilecik'e geldik.

Namık Kemal şöyle der:

"Muhammerdir serâpa mâyemiz hûn-i şehâdetten.

Cihangirâne bir devlet çıkardık bir aşiretten."

* * *

Osman Bey 1299 yılı yaz başında Belekoma (Bilecik) kalesini ve peşinden Yarhisar kalesini fethetti.

Bilecik, Yıldırım Bayezid dönemine kadar Osmanlı yönetiminde kalmış, ancak, 1402 yılında Ankara savaşında Bayezid'in Timur'a yenilmesi sonucunda iki ay kadar Timur'un hâkimiyetine geçmiş ve Çelebi Sultan Mehmet tarafından geri alınmıştır.

Timur'dan ne iz kaldığını merak edenler için hemen belirtelim; ismi Timur olanlardan başka bir belirti yok. Ki aynı isimden kişilere Timur'un hiç uğramadığı yerlerde de rastlıyoruz.

* * *

Bilecik tarihî bakımdan gayet önemli olmasına rağmen, fazla büyümemiş bir ilimiz.

Şehir merkezi 34 bin nüfusa sahip.

İlin toplam nüfusu ise 195 bin civarında.

İstanbul-Antalya yolu şehrin içinden geçer; Ankara-Bursa yolu da az ötesinden.

İstanbul-Ankara demir yolu ise şehrin düzlüğündedir.

Bilecik'in taşı mermer, toprağı seramik, yaprağı ipek…

Osmanlı'nın mânevi kurucusu kabul edilen Şeyh Edebalı'nın türbesi burada.

ŞEYH EDEBALI

Edebalı, Fransız yazar Lamartin'in yazdığı gibi "Adana doğumlu bir Arap şeyhi" değildir.

1208 yılında Karaman'da doğmuştur ve Türk'tür.

Kayıtlarda Edebalı, Edebali, Atabalı, Ede-şeyh olarak geçtiği görülür.

Selçukluların Şeyh'ül İslam'ı Şeyh Sadrettin Konevî ve Mevlâna Celâleddini Rumî ile çağdaştır.

Lamartin'in yanılması, Edebalı'nın Şam'da tahsil görmesinden kaynaklanmış olabilir.

Tahsil için Şam'a gideni Arap sanacaksak, Avrupa ve Amerika'ya gidenleri ne sanacağız?

Bir de doktora yapmak için Japonya'ya gidenlerimiz var.

Onlar da çekik gözlü olmayan Japon sınıfına mı girecek?

Velhasıl bu işler sanmakla olmuyor ve dünya çapında büyük yazarlar bile bazen yanılabiliyor.

* * *

Şeyh Edebalı'nın, Eskişehir yakınlarındaki İtburnu Köyü'nde bir zaviye kurarak halkı irşada başladığını öğreniyoruz kayıtlardan.

Âşıkpaşazâde, zaviyesinin hiç boş kalmadığını, Edebalı'nın gelip geçenlerin her türlü ihtiyacını gidermeye çalıştığını, hatta bu maksatla koyun sürüsü bulundurduğunu kaydeder.

İLK KADI

Edebalı aynı zamanda Ahi teşkilatı lideri idi.

Edebalı, mutasavvıf olmasının yanında ilk Osmanlı kadısı ve müftüsüdür. Dönemin birçok fakihi ile görüşmüş ve onlardan ders almış, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Önde gelen öğrencilerinden aynı zamanda damadı Dursun Fakıh, Edebalı'dan sonra Osmanlı Devleti'nin ikinci müftüsü ve kadısı olmuştur. Mevlidi Şerif'in yazarı Süleyman Çelebi, ikinci kuşaktan Şeyh Edebalı'nın torunudur.

OSMAN, KIZA ÂŞIK

Öğütlerini dinlemek için gelenlerden biri de Ertuğrul Bey'in oğlu Osman'dı.

Şeyhin kızı Malhun (Rabia Bala) Hatun'u görüp beğenir.

Evlenmek ister ancak Şeyh razı gelmez.

Lamartin bu konuyu şöyle özetler:

"Osman'ın sülalesinin gözü pekliğinden ve tanınmamış olmasından dolayı kızının saadeti üzerine endişelenen şeyh, Malhatun'u vermedi. Genç kızın güzelliğini bilen başka komşu prenslerin de talip olmaları bir sonuç vermedi. Osman yıllarca rakipleriyle mücadele etti. Sabır, Tanrı katında en fazla mükâfat gören şey olduğu için Osman'ın sebatı Edebalı'nın yüreğine dokunuyordu."

RÜYADAN DOĞAN DEVLET

Dergâhta misafir kaldığı bir gece Osman Bey şöyle bir rüya gördü:

Şeyh Edebalı'nın koynundan çıkan bir ay, kendi koynuna girdi. Göğsünden bir ağaç bitti. Öylesine büyük bir ağaç oldu ki dalları gökleri sardı, kökleri dünyaya yayıldı. Gölgesi bütün yeryüzünü tuttu. İnsanlar o ağacın gölgesinde toplandılar. Ulu dağlara ve dağların eteğinden çıkan coşkun sulara hep o ağaç gölge etti.

Rüyasını Şeyh'e anlatınca, Edebalı "Helalindir" diyerek kızını Osman'a verdi.

"Oğul Osman, Hak Teala sana ve soyuna hükümranlık verdi, mübarek olsun. Kızım Malhun Hatun senin helâlin olsun."

* * *

Bütün kayıtlarda aynı ifadelerle geçen bu rüya hakkında tereddütleri olanlar için iki söz söylemek şart.

Osman gerçekten o rüyayı görmüş müdür, görmemiş midir?

Rüyanın belgesi olmaz, ne yapalım!

Görmediyse ve o tasviri kendi iradesiyle yaptıysa ne çıkar?

Şeyhten böyle kız istenir.

EDEBALI'NIN ÖĞÜDÜ

Şeyh Edebalı, kulağı olanlara şöyle tavsiyelerde bulunurdu:

"Toprağa bağlanın. Suyu israf etmeyin. Mirasınızın sağlam kalmasına dikkat edin. Verin, cömert olun elleriniz yumuk kalmasın. İlim sahiplerini koruyun. Ağaç dikin. Ödünç aldığınızı fazlasıyla iade edin. Kur'an-ı Kerim'i güçlü olmak için okuyun. Bağınızı bahçenizi viran bırakmayın. Hadis ezberleyin. Bildiklerini öğretenler unutmaz. Asıl ölüm, ilimden payını almayanlaradır. Faydalı ile faydasızı bilenler, bilgi sahipleridir."

Geri dön   Mesaj gönder   Yazdır   Yukarı


ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği

Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya | Aktüel | Spor | Yazarlar
Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak
Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi