|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 29 KASIM 2005 SALI | ||
|
|
Sabahın ilk ışıklarını bekleyip odanın perdelerini açtığımda gözlerime inanamadım. Pencereden gördüğüm şimdiye kadar hiç karşıma çıkmamış türden bir güzellikti. 'Cennet' denildiğinde anlatılan her şeyin bir benzeri sereserpe önümdeydi. Gözlerimi içeri çevirdiğimde beni yeniden içine çağıran yatağım da kocaman bir şeydi; oda diye tahsis edilen yaşama mekânı da öyle... "Bir günün beyliği beyliktir" düşüncesiyle güne başlamak güzel bir şey... İspanya'nın dünya zenginlerini çeken en câzip köşelerinden biri burası: Mayorka adası... Adanın en güzel oteli olduğunu sandığım Andavall'ın sıradan bir odasıydı benim gecelediğim; pencereden müşahede ettiğim ise, hiç kuşkunuz olmasın, adanın en görkemli manzarası değildi... Zaten ben de buraya günümü gün etmeye gelmedim... Nerde... Mayorka adası, üç günlüğüne, dünya için büyük anlam taşıyan bir etkinliğe sahne oluyor. Türkiye ile İspanya tarafından başlatılmış, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın da desteklediği, dinler ve kültürler arası diyalogu artırmayı amaçlayan bir etkinlik bu... Başbakan Tayyip Erdoğan, kendilerinden 'bilgeler' diye de söz edilen katılımcılara "Hoşgeldiniz" demek için kısa süreliğine burada... Daha yolda gelirken, kendisini izleyen bizlere, "Artık dinler ve kültürlerarası diyalog dönemini geride bıraktık; şu anda medeniyetler ittifakı peşindeyiz" dedi Başbakan Erdoğan... Bu işlerden anlayan bir dost, "İspanya ve turizm dendiğinde aklımıza hep doğadan çalınan güzellikler gelir; daha fazla para kazandıracak zengin turistleri çekebilmek için İspanyolların doğayı tahrip ettiğine şartlandırılmışızdır" dedi ve ekledi: "Bizim sahil kentlerimiz buradan daha acınacak durumda..." Gerçekten de, Mayorka adası, hiç değilse şimdilerde, sadece güzellik hissini pekiştiriyor... Hani oteller geceleyen değerli müşterilerinin anısını sonradan gelenlere de yansıtabilmek için konuk defteri tutarlar, her sayfasını bir konuğun kendileri hakkında yazacağı övgü dolu yazılara ayırırlar ya... Madravall Oteli'nin yöneticileri de, o geleneğe uyarak, otelin en gözde köşesinde Zapatero ve Erdoğan'ın önüne konuk defterlerini koydular. He ikisi de büyük bir ciddiyetle oturdu defterin ilgili sayfasının önüne ve hislerini kâğıda döktü... Merak edip onlardan sonra deftere göz attığımda ne göreyim; İspanyol başbakan, "Teşekkürler" gibi tek bir sözcükle aktarmıştı hissini; Tayyip Erdoğan ise uzunca bir cümleyle... O tür bir deftere ne yazılır? Genellikle oteli, çevresini, hizmetleri, çalışanları öven sözler, değil mi? Tayyip Bey, az sonra bilge adamlar önünde yapacağı konuşmayla zihni dolu olduğu için, "Teröre karşı savaşta uygarlık başarıya ulaşacak" diye özetleyebileceğim uzun bir cümle yazmış deftere... Otele ve çalışanlarına teşekkürü de ihmal etmemiş tabii.. Ara sıra, dünyanın egzotik yerlerini gezip görmüş dostlarla karşılaşıyorum; kendi deneyimlerini ben de geçirmiş miyim merakıyla "Gittiniz mi, gördünüz mü?" diye soruyor o dostlar... Şimdi İspanya'daki turistik beldelere gitmiş olanlar, "Mayorka'yı gördünüz mü?" diye sorduklarında ne cevap vereceğim? Evet, tabii Mayorka'ya gittim... Görmek, orada bulunmak ve etrafa göz gezdirmekten ibaretse, evet gördüm de... Bizim bir devletluyla gidip gördüğümüz yerleri turistlerin gezip görmesiyle karıştırmamak gerekiyor... Biz görüp iç çekiyoruz, onlar ise keyfini çıkarıyorlar... Tayyip Bey'le bir yerlere gitmenin rahatlığı da var. Aynı uçakla götürdüğü gazetecilerin fazla vaktini almayacak bir meşgale takvimi yapılıyor gezilerde. Uçakta beraber oluyorsunuz... Bir saate yakın söyleşi imkânı da buluyorsunuz... Karaya ayak bastığınızdan itibaren kendisiyle ilişkiniz genellikle kesiliyor... Gazetecilerin bolca vakti olabiliyor bu gezilerde... Mayorka gezisi hariç. Hariç, çünkü gecenin bir vaktinde gelindi adaya ve öğle olmadan da ayrılmak gerekti. Bir cumartesi günü, bayağı tenha bir turistik adada, her an yola çıkılması tedirginliği yaşanırken, nereyi gezip nereyi görmemizi beklersiniz ki? Ben de, şimdiye kadar gecelediğim odaların en güzellerinden birinde, pencereyi açıp ufukta görünen denize kadar hiç bitmeyecekmiş havası veren yemyeşil çimlere gözlerimi dikip oturdum... Bu yazı o atmosferde yazıldı işte.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |