|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| S P O R | 30 KASIM 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Ali Sami Yen’de Fenerbahçe-Galatasaray arasında oynanan derbi maçının sonucu benim gibi Fenerbahçelileri mutlu etti. Bir kere Milan maçının söylentileri ve esprilerini okkalı bir şekilde dindirdi. Kimilerinin kimlik yanılsaması içinde Milan üzerinden Fenerbahçe’yle rekabet ettikleri sanısını tuz buz etti. Pek de iyi oldu. Maç çok kaliteli bulmamış kimileri. Doğrudur ama, bunun bir ölçüde sorumlusu Galatasaray’dır. Sarı Kırmızıların temposuzluğu oyununu etkiledi. Temposuz ve ağır futbol, futbolcuların hızlı düşünme, ani ve yaratıcı hareketler yapma refleksleri azaltır. İyi futbol iyi rakip gerektirir. Nitekim bu yılın Fenerbahçe’si ile Galatasaray’ı arasında hem sahayı parselleme, hem oyuncu kalitesi hem oyun kurgusu açısından bir gömlek fark var. Galatasaray’ın bu Fenerbahçe’yi yenebilmesi için ya Milan gibi kötü bir gününde yakalaması lazım ya da aşırı efor sarfetmesi... Fenerbahçe ise ligin diğer takımlarına çıkardığı çabayla Galatasaray’ı alt edebilecek bir yapıda. Açıkçası Anelka gününde ya da biraz şanslı olsa iki takım arasındaki kalite farkı skora yansıyarak daha net ortaya çıkardı. Ama bu durumda daha mutlu olur muydum bilmem? Bu, belki de taraftarlığımın sınır noktası. Ezeli rakipler arasında makasların bu denli açılması Türk futbolu için hayırlı bir gelişme değil. Aynı durum Fatih Terim’in birinci dönem Galatasaray’ı için de geçerliydi. O takım UEFA kupasını kazandı, Türkiye’ye Dünya Üçüncülüğü’nü getirdi. Sonra dağılıp gitti ve ülke futbolu inişe geçti. Takımlar, özellikle ezeli rakipler arasındaki kalite ve düzey farkı ne yazık ki ülke liginin kalitesini aşağıya çekiyor. Kalite düşmesi futbolcu yetişmesine de sekte vuruyor. Örneğin bugün milli takım ve kulüp takımlarının uluslararası düzeyde mücadele edebilecek sağ ve sol kanat oyuncusuna sahip olmaması, rekabet ortamının düşüklüğünden bağımsız değil. Özetle diğer büyüklerin yapması gereken sağı, solu eleştirmek, hakemlere, federasyona yüklenmek, bahane üretmek yerine Fenerbahçe’nin yeni zihniyetini izlemek olmalıdır, hem kendileri hem Türk futbolu için...
Bir tavsiye
Tavsiyemi dinleyin bir gün maçı değil, tek tek oyuncuları izleyin... Mesela günümüz futbolunun en kritik noktaları olan kanatlar ile defans göbeğini tercih edin... Kanat, oyunu yayan ve açan taktik hamlelerin olmazsa olmaz unsurudur. Defans göbeği ise futbolcunun kendi arkadaşlarıyla uyum içinde rakip, top ve saha kontrolu üçlüsünden oluşan çok yönlü bir konsantrasyona sahip olmasını gerektir, bu yönüyle kolektif sportif düşüncenin temelini oluşturur... Bunu birkaç kez yapın, Eminim seyirden farklı bir zevk alacaksınız... Ve futbol ulemasını muhtemelen farklı değerlendireceksiniz.
Fanatik G.Saraylı Yeni bir yazarın diğerlerine merhaba demesi adetten değildir, ama biz yine de geçen Pazar günü bir futbol yazısı kaleme alan Abdülhalik Çimen’i selamlayalım. Herkes kusursuz olamıyor tabi, Abdülhalik de fanatik ve irrasyonel bir Galatasaraylı’dır. Ayrıca bizim gazetenin idari koordinatörüdür. Laf aramızda çalıştığı gazetede yıllar sonra bir spor yazısı yazması sanırım benim Fenerbahçe köşeme duyduğu tepki sayesinde oldu. Neyse Fenerbahçe Abdülhalik’i bile spor yazarılığa soyundurdu. Ne mutlu bize...
Domates ve hıyar
Murat Belge’nin kültür çoraklığımızı ifade etmek için yaptığı bir benzetmeyi pek severim... Der ki, “bir ülkenin gelişmişlik düzeyini anlamak için Çingenelerine ve Musevilerine bakmak gerekir. Çingeneler genellikle büyük müzisyenler, Museviler ise büyük entelektüeller çıkarırlar. Bizde ise daha çok çalgıcılık ve tüccarlık yaparlar. Onları buna iten, bizim faydacı kültürümüzdür...” Düşünüyorum da belki gazeteciler, özellikle spor yazarları da bu açıdan iyi bir kriter olabilir. Değerli olanları yok eden, ucuz ve renkli olanları öne iten mekanizma en çok spor basınında çalışır. Türkiye’nin en çok izlenen spor programının, en dikkat çeken hakem sunucusu popüler benzetmeler yapmak için patlıcan, domates, kabak, hıyar, oyma, dolma kelimelerinden başkasını bulamıyorsa, üstelik bu sevilen, model alınan bir tarz haline geliyorsa, dahası bu tip insanlar yayın yönetmenlerinin ilk tercihi oluyorsa, futbol yazarlarının süfli olanı meşrulaştırması işlevi üzerinde düşünmek gerekir. Türkiye’nin en iyi spor yorumcusu olarak bilenen Şeytan lakaplı eski bir futbolcu Fatih Hoca’sının (her ne kusur işlediyse) kendisini affetmesi için şiddete alkış tutuyor, sporu fayda karşısında rahatlıkla ve göstere göstere ikinci plana itiyorsa ve üstelik takdir ediliyorsa, bu işlev üzerinde iki kere düşünmek gerekir. Türk futbol kültüründeki şiddetin temelleri aslında bu üslupta yatar.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Kültür |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |