|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 30 KASIM 2005 ÇARŞAMBA | ||
|
|
Emre Kongar meselesine yeniden girmek istemiyordum ama, değerli sosyolog, bir yerlerde, başörtüsü sorununa ilişkin olarak, "bunlar saptırma gündem" gibilerden bir şeyler söylemiş. Belki de, Cumhurbaşkanımız'ın da bazı metinlerinde yer aldığı şekliyle "yapay gündem" demiştir; orasını tam bilmiyorum. Bir görüştür. Ben de diyorum ki, yıllardan beri "sorun" olarak duran ve Türk halkının kahir ekseriyeti tarafından bir an önce çözümlenmesi istenen bir olay (Kongar'ın anlaması için de "olgu" diyelim) niçin saptırma ya da yapay gündem olsun? Bu meseleyi gündeme "kasıtla" taşıyanlar, acaba hangi hayatî meseleleri(mizi) gözlerden kaçırıyorlar? Benzeri bir yorumu, CHP'nin okumuş Grup Başkanvekili Prof.Haluk Koç'tan da duymuştum. Koç'a göre, "birileri sıkıştıkça başörtüsü meselesini ortaya atıyor"du... Bu "birileri"nin hükümet yetkilileri olduğunu hatırlatmaya gerek var mı? "Bu kadar işsiz, bu kadar dar gelirli, kan ağlayan bu kadar esnaf varken sırası mıydı bu tartışmaların?" diyordu Koç. Doğru... Bu kadar sorunumuz varken, başörtüsü meselesiyle uğraşmak hakikaten can sıkıcı. Fakat anlayamadığım nokta şu; bu kadar sorunumuz olduğu için mi CHP'liler ya da Kongar gibi düşünenler başörtüsü meselesini "sorun" olarak görmüyorlar? Oysa, böyle bir sorunumuz var! Kongar daha iyi bilecektir; yasalarımız, (dinli olsun, dinsiz olsun, azınlıktan olsun, çoğunluktan olsun, siyah olsun, beyaz olsun) hiç kimsenin eğitim-öğretim hakkından mahrum bırakılmayacağını söylüyor. Ünlü İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de benzeri bir madde var. Ama hangi hukuka istinad ettiğini bilemediğimiz bir genelgeyle, kamu hizmetinden yararlandırılmaları yasa emri olan bazı öğrenciler okullara alınmıyor, sınavlara sokulmuyor. Daha kötüsünü gördük: Devletle bağı "vatandaşlık"la sınırlı olan, vergi mükellefi olmaları hasebiyle kamu hizmetinden yararlandırılmaları gereken bazı vatandaşlar (tabii ki başörtülü oldukları gerekçesiyle) bir tarihte müzelere, okul bahçelerine, lojmanlara da alınmıyorlardı. Son durum nedir bilmiyorum ama, "yasak uygulaması" bazı lojmanlarda devam ediyormuş. Daha da kötüsünü gördük: Tarihe "28 Şubat postmodern darbesi" olarak geçen o netameli ara-dönemde, bir kısım kamu görevlisi (aralarında parti kapatmakla övünen bir eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı da bulunuyordu) "kamusal alan" sayılan park, bulvar ve caddelerin de başörtülülere kapatılması gerektiğini savunuyordu. Neden? Çünkü bulvar ve caddeler de devletindi... "Devlet faaliyetinin yapıldığı her alan" kamusal alandı. YÖK Başkanı Erdoğan Teziç'in de örnekleyerek vuzuha (!) kavuşturduğu gibi, polis parkta kimlik kontrolü yapmak istediğinde, orası başörtülü için otomatikman kamusal alana dönüşüyordu. Bireyler, çünkü, inançlarına dayalı hususları sadece özel (mahrem) alanlarda dışlaştırabilirlerdi. Bu da, her zaman olduğu gibi, "koşula" ve "işleve" bağlıydı. Sadece devlet faaliyetinin yapıldığı alanlar değil, polis kontrol yapmak istediğinde, mahrem bölge saydığınız bölgeler de (mesela eviniz) kamusal alana dönüşüyordu. Yani, her özel mekan "özel mekan" değildi. Özel mekan olabilmesinin de "kurallarla belirlenmiş" koşulları vardı. Emre Kongar "saptırma gündem" diyor. Peki kendisi ne öneriyor? Parkları, caddeleri, hatta evlerimizin içini "kamusal alan" sayan bu kafa yapısına Emre Kongar'ın toplumbilimci mantığı ne diyor? Cidden merak ediyorum!
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |