|
T Ü R K İ Y E ' N İ N B İ R İ K İ M İ |
||
![]() | ||
| Y A Z A R L A R | 27 KASIM 2005 PAZAR | ||
|
|
İsviçre maçındaki aşırı motivasyon, çıkan olaylar ve sonuçlarıyla Fenerbahçe'nin tarihi önemdeki Milan maçı hezimeti Türkiye'nin en iyi stadında 10 gün arayla, iki devre halinde oynanan bu trajikomik film, Önce milli takımımız sonra da Fenerbahçe'nin aleyhine dramatik bir şekilde sonlandı. Reyting, tiraj ve tıklanma heveslilerinin tüm mahrem alanları yerle bir eden anlayışı spora da yansıdı. Ve ne yazık ki kendi egosunu tatmin eden bir grup pragmatist entelin dümene geçmesi ile de tek sevinç kaynağımız olan futbol oyunu yeşil çimlere gömüldü. Halkımızı bir şemsiye altında toplamayı başaran milli takımımız, Eric Gerets'in deyimi ile "Şezlong yazar ve yorumcular" tarafından kendi kaderine terk edildi. Bizim sübjektif hatalarımız medyamız tarafından objektif habercilik adı altında adeta cımbızlanarak dünya kamuoyuna "bak biz Türkler İsviçrelileri böyle tekmeledik" diye servis yaptı. Yaptıklarımız öz eleştiri ya da nefis muhasebesi niteliği de taşımıyordu. Düpe-düz "ötekileştirdik" Tüm bunlar bir sebep sonuç ilişkisi, 'dramatik' bir şekilde ortaya konuldu. Ve futbolumuz anlamsız tartışmalarla bir 'fasit daire'ye hapsedilidi. Şerefli mağlubiyetlerden Dünya 3.lüğüne ve UEFA kupasına ulaşılan zorlu mesafede, perspektif derinliği olmayanlar her alanda olduğu gibi spordaki özellikle de futboldaki başarısızlıklarda köşelerinde akıl alamaz senaryolar yazdı. Bazıları da ekranlarda ağır çekimdeki 'pozisyonlara' mikroskopla baka baka, 'oynatalım' diye diye Andıçlar ürettiler. İktidarı derhal kafa koparmaya davet ettiler. Şu gitsin bu gelsin basitliğine düşerek spordaki istikrarı bozdular. Birkaç küresel yıldızımızı da kendilerince tarihin çöp sepetine attılar. Hakan Şükür'e her türlü olumsuz sıfatı taktılar. Şenol Güneş'in saçlarını beğenmediler. Fatih Terim'e önce 'kıro' sonra tahrikçi dediler. Ve bu Global troykamızı yaptığı işten bezdirdiler. Oysa bizim yapmamız gereken büyük ülkelerin ve liderlerin yaptığı gibi yenilsek de pes etmemek. Amerikan Başkanlarından Nixon'un dediği gibi "insan yenilince tükenmez, pes edince tükenir". Dünyanın en önemli derbileri arasında gösterilen GS-FB rekabeti bugün bu olumsuz havayı tersine döndürebilir. Küresel derbimizin taraftar ve oyuncuları fair-play ruhunu Ali Sami Yen'de yeniden diriltebilir.. Ülkemiz takım taraftarlığının yüzde 70'ni temsil eden bu iki takım dünyaya bugün şu mesajı vermelidirler: Bizler binlerce yıllık tarihimizde daima kardeşliğin misafirperverliğin öncüsü olduk. Bugün de, kavgaları bir tarafa bırakıp, sadece takımlarımızı desteklemek için var gücümüzle bağıracağız, alkışlayacağız. İki tarafa önerim şu: El ele vererek maça çıkıp hep bir ağızdan milli maçtaki gibi birbirlerine sarılarak istiklal marşımızı aynı heyecanla söylesinler. Taraftarlar da iki takımında ortak rengi olan sarı için Galatasaray'ın meşhur Şarkısını ortak okusunlar. Maçı, 'eski açık'tan izleyecek Fenerbahçeli taraftarlar, Galatasaray'ın "Eski açık, sarı desene" çağrısına "Sarı" diye cevap versinler. Bu derbiyle, hem İsviçre şapkalı Blatter'e güzel bir cevap versinler hem de asırlık rekabette beyaz bir sayfa açsınlar.
|
![]()
| ||||||||||||||
|
Ana Sayfa |
Gündem |
Politika |
Ekonomi |
Dünya |
Aktüel |
Spor |
Yazarlar Televizyon | Sağlık | Bilişim | Diziler | Künye | Arşiv | Bize Yazın |
| Bu sitede yayınlanan tüm materyalin her hakkı mahfuzdur. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz. © Yeni Şafak Tasarım ve içerik yönetimi: Yeni Şafak İnternet Servisi |