AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ

D Ü Ş Ü N C E    G Ü N L Ü Ğ Ü
Yeni okul aile birlikleri yasası: Eğitimde 'iyi yönetişim' dönemi

Yeni rolleriyle aile birlikleri, 15 milyona yakın öğrencinin velisinin eğitime bakışını derinden etkileyecek ve yerel olandan ülke geneline genişleyen bir siyasi ufuk inşası için güçlü bir temel oluşturacaktır. Yasanın ruhuna ve amacına uygun olarak yeniden yapılanacak aile birlikleri okullarda eğitim ve hizmetlerinin sağlıklı yürütülebilmesini kolaylaştıracaktır. Bu konuda ilk yapılması gerekenlerden biri, yeni eğitim ve yönetim sisteminin modelleşmesine katkı sağlamak üzere bir zirve ya da şura toplanmasıdır. Okulların aile birliklerinin temsil edileceği zirve ya da şurada gerçekleştirilecek workshoplar ve seminerlerle gelişmiş ülkelerdeki başarılı tecrübelerin ele alınıp tartışılması ve işleyen bir model oluşturulması mümkün olabilecektir.

KENAN ÇAMURCU
Milli Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı Meclis'in 10 Kasım 2004 Çarşamba günlü 16. Birleşim'inde görüşülerek kabul edildi. Bu kanunla, 14.6.1973 tarih ve 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 16. maddesi değiştirildi. Yasa, 43 binin üzerinde okul idaresini (ilk ve orta öğretim), 15 milyona yakın öğrencinin velisini ve 550 bin civarında öğretmeni ilgilendiriyor. Sadece bu rakamlar bile değişiklik yapılan yasanın eğitim kurumları açısından anlamına ışık tutabilir.

Okul aile birliklerinin kuruluşu ve işleyişine yasal dayanak getiren kanun, daha önce okul ve eğitim hizmetleri okul koruma dernekleri eliyle yürütülürken Dernekler Kanununun değişmesi nedeniyle koruma derneklerinin bir anda yasal dayanaktan yoksun kalması sonucu doğan boşluğu büyük ölçüde kapatacak görünüyor. Tabii ki diğer idari düzenlemelerde sıklıkla rastlandığı gibi yönetmelikler ve genelgeler yoluyla varlığını gösteren bürokratik irade yeni kanunu işlemez hale getirmezse. Çünkü okul idaresi ile okul aile birliği ilişkisinde bildik "atanmış-seçilmiş" antagonizması tekrarlandığından idarenin tavrı yine bildik bürokratik refleksten farklı olmayacaktır.

Kanunun amacı, ilk bakışta eğitimin Genel Bütçe'ye yükünü azaltmak gibi görünse ve CHP muhalefetince ilk elde böyle yorumlanıp eleştirilmişse de gerçekte okulların yönetiminde şeffaflık ve denetimin azami sağlanabilmesi için velilerin yönetime ve hizmetlerin yürütülmesine katılmasına zemin hazırlayacaktır. Bu kanunla önü açılan geniş denetim olanakları ve katılımcılığın, eğitimde 'iyi yönetişim'e adım atılmasına imkan sağlayacağını söylemek gerekir. Yine yasanın yenilenmiş şekliyle okullar bir anlamda demokratik pratiklerin sergilenip öğrenileceği mekanlar haline gelmiş oluyor.

Okullarda mevcut yönetmeliğin yürürlükte olduğu uygulamada, velilerin hiçbir şekilde yönetiminde yeralmadığı okul idarelerinin bağış toplaması ve okul ekonomisini velilerin denetimi olmaksızın yönetmeleri her türlü kuşku ve şaibenin kapısını aralamaktadır. Sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın hiyerarşisi içindeki amirlerine karşı sorumlu ve onların denetimine açık okul idareleri velilerin denetimini pek önemsememektedirler. Okula katkı yapanlar veliler olmasına karşın veliye hesap vermeye istekli davranmamakta, kendilerini bununla yükümlü hissetmemektedirler. Yeni yasanın, okul aile birliği ile okul idaresinin alanlarını tanımlamasının bu bakımdan yerinde, anlamlı ve işlevsel olduğunu teslim etmek gerekiyor. Bundan böyle velileri temsil eden aile birlikleri, Milli Eğitim ve Maliye bakanlıklarının yasal denetiminin yanısıra velilerin ahlaki denetimine karşı da kendilerini yükümlü hissedeceklerdir.

Değişiklik getiren yeni kanun, halen yürürlükte olan 1739 sayılı Milli Eğitim Kanununun okul aile birliği kurulmasını öngören ama birliğin faaliyet alanı ve işlevini açıklamayan 16. maddesini değiştiriyor. Yeni kanun sayesinde okullarda eğitim faaliyeti ve onun hizmetleri birbirinden dikkatli biçimde ayrılıp bir de buna yasal dayanak sağlanmış olmakla çok yerinde bir iş yapılmıştır. Yasal dayanak, konunun anahtar önemdeki yanıdır. Kanunda aile birliklerinin görev alanı, yetkileri ve işlevi tanımlanarak yönetmeliklerin insafına terkedilmemiştir.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in, okul aile birliklerinin yapısını ve işlevini değiştiren, daha doğrusu güçlendiren yeni kanunu eğitimdeki öğrenci merkezli yeni sistemle ilişkilendirmesine dikkat edilmelidir. Çelik'e göre eğitimimiz bugüne değin 1967 yılında çıkarılmış müfredatla yönetiliyordu. Öğretmen merkezli ve ezberci bu eğitim sisteminin değiştirilerek demokratik, katılımcı ve öğrenci merkezli olması gerektiğinin savunulması; enformatik eğitimden, konstrüktif (inşacı) eğitime geçmekten sözedilmesi ancak yeni aile birliği yapılarıyla mümkün olabilecektir.

Aile birlikleri, benzerleri batılı ülkelerde de bulunan (school parent association) önemli bir kurumdur. CHP milletvekillerinin savunduğunun aksine batıda bu kurumlar hem eğitim, hem de mali konularda önemli roller oynar; öğrencilerin sosyal, kültürel ve sanatsal alanlarda gelişmelerini sağlayacak etkinlikler düzenler. AKP milletvekillerinin önerisiyle getirilen değişikliğin bu nedenle okullarda 'iyi yönetişim' dönemini başlatacağını söyleyebiliriz. Enformatik eğitimden konstüktif eğitime ve ezberci tarzdan analitik düşünce yöntemine geçen Milli Eğitim'in, bu köklü değişimi, okulun yönetimi alanında 'yönetişim'le taçlandırması gerçekten çok önemli bir adımdır. Bu büyük değişim, özel okulların karşısında gözden çıkarılmış hissi yaşayan devlet okulu öğrencileri ve velilerinin bir anlamda eğitimin sosyal hayatına katılmaları için bulunmaz fırsat yaratacaktır.

Yeni rolleriyle aile birlikleri, 15 milyona yakın öğrencinin velisinin eğitime bakışını derinden etkileyecek ve yerel olandan ülke geneline genişleyen bir siyasi ufuk inşası için güçlü bir temel oluşturacaktır. Yasanın ruhuna ve amacına uygun olarak yeniden yapılanacak aile birlikleri okullarda eğitim ve hizmetlerinin sağlıklı yürütülebilmesini kolaylaştıracaktır. Bu konuda ilk yapılması gerekenlerden biri, yeni eğitim ve yönetim sisteminin modelleşmesine katkı sağlamak üzere bir zirve ya da şura toplanmasıdır. Okulların aile birliklerinin temsil edileceği zirve ya da şurada gerçekleştirilecek workshoplar ve seminerlerle gelişmiş ülkelerdeki başarılı tecrübelerin ele alınıp tartışılması ve işleyen bir model oluşturulması mümkün olabilecektir.

Aile birliklerinin güçlendirilmesi ve okul yönetiminin 'iyi yönetişim'e uygun olarak demokratik, şeffaf, etkileşimli ve velinin etkin katılımına açılması kaçınılmaz olarak eski dokunun tepkisine yolaçacaktır. Kimi okullardaki aile birliği-okul idaresi çatışmalarının temelinde, seçilmişler-atanmışlar ilişkisindeki gerilimin okullar ölçeğinde yaşanması yatmaktadır. Dolayısıyla aile birliklerini yeniden düzenleyip güçlendiren kanunun bunu gözönünde bulunduran bir yönetmelikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.

Yeni aile birlikleri çerçevesinin, eğitimin kendisi ile okul ve eğitim hizmetlerinin üretilmesini mutlaka birbirinden ayırması gerekir. Bunun en önemli gereği olarak okul idareleri okul ekonomisinin yönetiminde yeralmamalıdır. Müdür ve öğretmenlerin sadece eğitime odaklanmaları ve okulun hizmetlerine zaman ve mesai ayırmamaları eğitimin kalitesinin yükseltilmesi için neredeyse vazgeçilmez gereklilik olarak tanımlanabilir. Okul ve eğitim hizmetlerinin liderinin (aile birliği başkanı ve yönetim kurulu) okulda eğitim kalitesinin yükselmesi ve öğrencilerin iyi şartlarda eğitim görmesi için yürüteceği çalışmalar eğitimin atanmış lideri olan okul idaresi tarafından engellenememeli, yönetmelik bu yönde oluşmamalıdır. Bürokrasinin, seçilmişlere olan güvensizliği ve merkezi idarenin temsilcisi olan okul idaresini seçilmiş yerel temsilcilerden üstün tutma refleksinin yeni yasayı işlevsiz hale getirmesinin önüne geçilmelidir.

Aile birliklerinin okulun kapalı ve açık alanlarını eğitimin niteliğinin yükseltilmesi amacıyla nasıl kullanacağının yönetmelikte belirtilmesinde yarar vardır. Kimi şikayetlere konu olduğu gibi, okul idaresinin okul binası üzerindeki tasarruf yetkisini atanmış-seçilmiş rekabetinin konusu yaparak çalışmaları engelleme yönünde kullanması mümkün olamamalıdır. Binlerce veliyi ve kollektif aklı temsil eden aile birliğinin atanmış okul idaresindeki bir veya birkaç aklın tercihleriyle iş göremez hale gelmesi sistemin çökmesine yolaçacaktır. İşleyişin kalıcı olabilmesi için veli-okul koordinasyonunu sağlamayı amaçlayacak bir şura veya zirve mutlaka gerçekleştirilmeli, yeni yasanın uygulamasını belirleyecek yönetmelik bu buluşmada çıkacak eleştiri, öneri, teklif ve modelleri temel almalıdır.

*İstanbul, Üsküdar Nezahat Ahmet Keleşoğlu İlköğretim Okulu
Aile Birliği Başkanı

  • TÜRKİYE 'PROJE TEMELLİ EĞİTİM'İN NERESİNDE?

    MUHMUT BALCI
    Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi ile İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü' nün 19-20 şubat 2005 tarihlerinde Terakki Vakfı Okulları konferans salonunda düzenledikleri 'Proje Temelli Eğitim Semineri'nden aldığım bazı önemli notları özellikle eğitimcilerle ve Türk Eğitim Sisteminin nereye gidiyor diye durduğunu merak edenlerle paylaşmak istiyorum.Türk Eğitim sisteminin ezberciliğe dayandığı ve geleceğe dair projelerden uzaklığı açısından Afrika ülkelerinden bile çok gerilerde olduğu vurgulandı .Gerek prof .dr. İsa Eşme ve gerekse İl Milli Eğitim Müdürü Ömer Ballıbey' in dünya ölçeğindeki ülkeler sıralamasında Türk Eğitim sisteminin geçerli olan günümüz eğitim modellerinin çok çok gerisinde olduğunu belirtmeleri acı olsa da seminere katılan herkes tarafından üzüntüyle karşılandı .

    İnsanoğlunun çeşitli teknolojik bilgiye ulaşmasının çok kolaylaştığı buna karşılık bilginin işe yarar hale getirilmesinin ise bir sorun olduğu dünyamızda küçük yaşlardan başlayarak eğitimde yeni bir sayfa açmak mümkündür . Günümüz insanı için sermaye artık bilgi ve onu pazarlamak gerekir. Çünkü buna paralel olarak ülkeler dünyanın yönetiminde söz sahibi olabilmekte..Gelişmişlikte öne çıkan bu ölçü şimdilik insanlığın en fazla tercih ettiği bir yoldur .Her ülke bu yolda elde ettiği başarıyı her geçen gün biraz daha arttırmaya ve gelişmişlik sıralamasında öne çıkmak istiyor.

    Bir çoğumuz çocuklarıyla ilgili bir veliler toplantısına katıldıktan bir süre sonra karamsar tablo karşısında heyecanlanır ve bir şeyler yapmanın gerekliliğini düşünmeye başlar .Gerek bu tür toplantılarda ve gerekse eğitimcilere yönelik her meslekle ilgili yapılan hizmet içi toplantılarda konuşulanların bir süre sonra salonda ve havada kalması ise en büyük sorun olsa gerekir. Ekonomik açıdan varlıklı aile çocukları için düşünülmüş modeller ile devlet okullarında görev yapan öğretmenlerin 60-70 kişilik sınıflarda rahatça görev yapamadığı bazı okullarda bırakın öğrencilerin bilgisayarlarla eğitim yapmaları evlerinde çalışma odası ve çalışma masalarının olmadığı İstanbul'da dahi proje temelli eğitime ne kadar yakın olduğumuz öretmenler tarafından sorularla teyit edildi.

    Eğitimde geleneksel anlamda bir çok metot olmasına rağmen günümüz dünyasında en önemli metodun öğrenciyi merak etmeye ,araştırmaya, tartışmaya,paylaşmaya, rapor yazmaya , iş bölümü yapmaya,zamanı iyi kullanmaya , ve katılımcı olmaya buna karşılık öğretmeni de birikimli ,gelişmelere açık ,iyi bir yönetmen konumuna doğru götüreceği vurgulanan proje temelli eğitim modelinin iyi bir çözüm modeli olacağı iddia edilmekte. Bu çerçevede belirtmek gerekirse ortak görüş okulların öncelikle yeni kaynakların yer aldığı kütüphanelerle, eğitim konusunda çalışan akademisyenlerin eğitimin pratikte yaşanan sorunlarını yakından görmeleri,yaşanları daha iyi görmek için zaman zaman sorunlu bölgelerdeki okullarda derslere girmeleri,öğretmenlerin şikayette bulundukları yirmi otuz yıllık okul yöneticilerinin zihnen yenilenmeleri için hemen eğitimden geçirilmesi ve maddi imkansızlıklarının da acilen giderilmesi gerektiği en öncelikli işler olarak öne çıkıyor. Bu çerçevede belirtmek gerekirse Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'in kamuoyu ile paylaştığı bir çok proje öncelikle takip etmeyi gerektiriyor.

    Eğitimin amacı mademki aklı özgürleştirmek ve çocuğu hayata hazırlamak ise 7 N 'nin (ne,neden-niçin,ne zaman,nasıl,nerede,ne kadar,ne oldu )cevabının öğretmen ve öğrenciler tarafından aranması gerekir Bunun yolu da öğrenciyi bu ve benzeri bir çok konunun cevabını merak etmeye yönlendirmek gerekir. Prof.dr Ali Baykal'ın dediği gibi hiç olmazsa öğrencilerdeki bu heyecanı ve merakı öldürmeyelim. Bu şekilde yetişen bir birey Özgür bir birey olacaktır .Halbuki bugünkü eğitim sistemimiz bireyi sadece itaatkar, hakkını aramayan ,umutlarını hep bir başkasına bağlayan silik bir kişilik olarak yetiştirmekte. Önemle belirtmek gerekirse proje temelli eğitim için hem öğrencilerin hem de eğitimcilerin sosyal bilimlerden çok daha iyi yararlanması gerekir .Çünkü sosyal içerikli projelerle öncelikle zihni dönüşüm gerçekleşecektir. Tasarlanan sosyal içerikli projelerin tam olması için günümüz insanı için önem taşıyan geleneksel değerlerin de projelerde objektif olarak yansıtılması gerekir Örneğin seminerde sunulan 'yaşadığım çevreyi en iyi ben tanırım' başlıklı bir projede tarihi mekanlar tanıtılırken cami ve kiliselerden pek de söz edilmediğini görmek üzücü bir durum olsa gerek. Halbuki bu mekanların kim tarafından yapılırsa yapılsın hangi dine ait olursa olsun o çevre için önemlerinin projede dikkate alınmasını önemsiyoruz Bu noktada saplantı ve önyargı yok ise mukayeseli tarih ve mukayeseli dinler tarihi kaynaklarından da yararlanabilirler. Öğrencilerin yaşadıkları yerel kültürlerin,sosyal çevrenin ,ailenin sahip olduğu dünya görüşünün,öğretmeninin sahip olduğu dünya görüşünün, resmi görüşün projenin objektifliği, evrenselliği ve geçerliliği noktasında karşılaşılacak sorunların da tartışmaya neden olacağı noktasında yeterince dikkate alınmamış olduğunu gördük.Bu sorunlar artık her öğretmenin önüne gelmekte.Çünkü herkes son zamanlarda temel hakların evrenselliğinden söz ediyor.Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulunun bu sorunları ciddiye alması gerekir. İyi niyetlerle yapılan düzenlemelerin aynı zamanda pratik hayatta kaosa dönüşmemesi için bu noktalara dikkat edilmesi gerekir.

    Her birimizin nasıl bir eğitim modeliyle karşı karşıya olduğumuzu tartışmamız gerekir Çünkü eğitim'saldım çayıra mevlam kayıra ' türünden hafife alınacak kadar basit bir olay değil. Yanlış bir eğitimin hayat boyu ilişkilerimize ,kişiliğimize ve davranışlarımıza nasıl olumsuz etki edeceğini kötü giden siyasi ekonomik ve sosyal çözümsüzlüklerden de anlamak mümkündür.

    Ama yine de felsefe uzmanı prof dr. Betül Çotuksöken'in belirttiği üzere Türkiye'nin 1 mart 2004 tarihinde Avrupa Birliği Eğitim programlarına katılma kararı almasıyla birlikte daha hızlı başlayan bu çalışmalar ve arayışlar yeni de olsa geleneksel toplum yapımızın yeni bir yapılanma sürecine girdiğini göstermesi açısından çok önemlidir. Bireyler kendilerini dar kalıplardan sıyırdıkları gibi evrensel değerlerle de bütünleşerek daha iyi bir noktaya gelineceği ,çözümün sadece eğitimde fırsat eşitliği olmayıp en iyi bir eğitim olması gerekir diyen Çotuksöken eğitimin sistemli sürekli ve etkili olmakla birlikte hem yerel hem de evrensel değerleri içermesinin şart olduğunu belirtmesi son derece önemlidir.



    28 Şubat 2005
    Pazartesi
     


    Künye
    Temsilcilikler
    Abone Formu
    Mesaj Formu

    Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
    Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
    Bilişim
    | Dizi | Çocuk
    Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
    © ALL RIGHTS RESERVED