AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Başmüzakereci

Ankara'nın 17 Aralık'tan sonra rehavete düştüğü ve Avrupa Birliği yolundaki adımları atmakta biraz çekingen davrandığı kanaatini paylaşanlara sonunda AB Türkiye Temsilcisi de katıldı. Baskılar o kadar arttı ki, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Türkiye'nin öncelikli gündemi AB'dir" demek ihtiyacını hissetti.

2 yılı aşan ve her haftası başka bir aksiyon yaşatan AB sürecinin keskin virajı müzakere tarihinin kesinleşmesiyle alınırken, ortaya yeni beklentilerin çıkması doğaldır. Çünkü, en iyimser tahminle 2013'ü gösteren tam üyelik zamanı kamuoyu için hiç de heyecan verici bir hedef değildir. Süre uzundur ve Türkiye gibi hareketli bir ülke için yeni hedefler koymak, yeni süreçler yaşamak ihtiyacı vardır.

Aslında, iç politika gündemi de zaten böylesine heyecanlar için fazlasıyla yüklü ve detaylı. Hükümetin geçen yıldan aktardığı sorunlar en az AB takvimi kadar iş yükü potansiyeli de içermektedir. YÖK Kanunu, Kamu Reformu kanunları, 2B ve muhtemel anayasa değişikleri iktidar partisinin icraat kapasitesini yeterince doldurmaktadır.

Ne var ki, bu alanlarda da bir hareket gözlenmemektedir.

Öte yandan, kamuoyunun özellikle medyanın beklentisi de başka bir alana kaymış görünüyor.

Mesela, AB başmüzakerecisinin belirlenmesi konusu hem içteki, hem de dıştaki adımların belirleyicisi haline geldi.

Hatta, Bakanlar Kurulu revizyonundan bile önce...

Atilla Koç'un Kültür ve Turizm Bakanlığı'na getirilmesi yani tek değişiklikle yetinilmesi kabine üzerindeki revizyon beklentilerinin ertelenmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Yani, Başbakan bu boşluğu fırsat bilip bir süredir tahmin edilen değişikliklerin hepsini birden yapmamakla, revizyona sıcak bakmadığını hissettirdi. Ayrıca, bu tek atamanın bile Çankaya ile hükümet arasında bir gerilime sebep olduğu haberleri Başbakan'ın revizyon konusunu daha da ağırdan alması sonucunu doğuracaktır.

Geriye yine başmüzakereci konusu kalmaktadır.

Adı bu konuda en çok zikredilen kişi, Devlet Bakanı Ali Babacan'la önceki akşam konuşma imkanı buldum. Babacan, net bir ifadeyle, "Bugüne kadar Başbakan bana başmüzakerecilik konusunda tek bir kelime dahi söylemedi. Karar da zaten kendisinindir" diyor.

Aslında, Başbakan da bu "karar"ı büyük ölçüde netleştirdi. Dışişleri Bakanı Gül'ü "heyet başkanı" olarak ilan ederek, başmüzakerecilik pozisyonunun etkinliğini sınırladı. En hafif deyimiyle müzakerecinin gücü paylaştırılmış oldu. Türkiye'nin AB ile müzakerelerinde belirleyici bir "tek adam" olmayacaktır.

Dolayısıyla, eğer baştan beri heyecanlı bir bekleyiş söz konusuysa Gül'ün ismi açıklandıktan sonra bu heyecan bitmiş olmalıdır. Müzakere Dışişleri Bakanı'nın yönetiminde yapılacaktır. Yani AB süreci bugüne kadar nasıl işliyorsa o şekilde, yine hükümetin yakın nezaretinde devam edecektir.

Gül için belki, Babacan'la çalışmak daha kolay ve tercih edilir görünmektedir ama "heyet başkanı" yöntemi benimsendikten sonra, Babacan gibi hükümet içinde fonksiyon icra eden bir ismin başmüzakereciliğe kaydırılması zaten çok da anlamlı değildir. Yeni bir isim ihtimali daha yüksek ve daha makul görünmektedir.

İsmin bir an önce belirlenmesi de sadece spekülasyonları bitirmek için değil, AB konusundaki kritikleri ortadan kaldırmak için gereklidir.

DÜZELTME: 24 Şubat tarihli yazıda sehven, "Suriye topraklarının üçte biri İsrail işgali altındadır..." ibaresi yer aldı. Doğrusu, "Golan bölgesindeki yerleşim birimlerinin üçte biri" olacaktı. Bu da bütün ülke topraklarının binde 7'si demektir. (MK)


1 Mart 2005
Salı
 
MUSTAFA KARAALİOĞLU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED