|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Başbakan Erdoğan, doktorlara iğne vurdurmadığını, hemşirelerin bu konuda daha tecrübeli olduğunu söyledi ya, nereden tepki gelecek diye beklemeye başladım. Fazla uzun sürmedi, bazı doktorlar mikrofonların karşısına geçip kaşlarını çatarak açıklama yaptılar. Bekleyişimin boşa gitmediğini görmek sevindirici. Hemen belirtmek zorundayım; doktorlardan daha zarif bir tepki umuyordum. Yine de şükür. Ellerine birer şırınga alarak, ülkenin dört bir yanından, kıble ve keşişleme de dahil, Ankara'ya doğru yürüyüşe geçseydiler ne yapardık!.. Bazı genç doktorlar, hastane dışına çıktıklarında, kendilerinin hemşire veya hasta bakıcılar ile karıştırılma endişesine kapılıyorlar sanıyorum. Çapa civarında rastladığımız doktorlar, boyunlarında hastaları dinledikleri stetoskoplarla dolaşıyorlar. Fotoğraf makinesinden ayrılamayan fotoğrafçılar gibi, lokantaya girince de çıkarmıyorlar. Yemek boyunca boyunlarında kravat gibi sallanıyor. Müşteri veya garsonlardan birisi sanki her an acı dolu bir bağırtıyla yere yığılacak. Öyle bir durumda, üç beş doktor birden koşacak. Bir öğretmen arkadaş, "Biz de elimizde tebeşirle mi dolaşsak?" diye sordu doktorları görünce. Peki yazarlar? Artık kalem yerine çoğunlukla klavye kullanıldığına göre, kucakta klavye ile mi dolaşsın? Fenni sünnetçi, dükkan vitrinine bir saat koymuş. Birisi gelmiş, saati görünce şaşırmış. - Siz saatçi değilsiniz, vitrine niçin saat koydunuz? Sünnetçi şöyle cevap vermiş adama: - Ya ne koysaydım? Başbakan, bir vesileyle punduna getirip, ekmeği fırından almanın daha iyi olduğunu söylese, ekmek satan bakkal ve market sahiplerinden de tepki gelir herhalde. - Başbakan yanılıyor, punduna gelmemiştir!.. Bizden de ekmek alabilirsiniz. Hatta biz daha iyi satarız. Ekmeğimizle oynamayın!
ÇAĞRIŞIMLAR
Çok küçük bir yalanı
Çok büyük bir yalanı
Gecikmiş bir gizemi,
Gelmeyecek bir gideni,
Bir gerçeği erken,
Hep mi hep ölecekmiş gibi,
Yalanı sürmeye sürmeye,
Doğruluğun yönünde,
Ortamsız bir yaşamda,
Sahtekarlığın en kötüsü
Sahte ilaç üreten ve piyasaya sürme hazırlığında olan bir çete çökertildi. Düşünün, taşının; sahte ilaç yapmaktan daha beter, daha aşağılık bir iş bulamazsınız. Ne sahte para basmak, ne süte su karıştırmak!.. Birini öldürmek bile bu kadar kötü değildir. Derdine çare olsun diye eczaneden aldığı ilaçların sahte çıktığını öğrenen bir hastanın durumunu tahayyül etmek bile kolay değil. Kök
Ahmet Çakar, Haluk Ulusoy'a "Beni sen mi vurdurdun?" diye sorunca, Ulusoy'dan şöyle bir cevap aldı: "Biz köklü aileyiz, bu işlere bulaşmayız". Demek ki neymiş? Köklü aileler, adam vurma-vurdurma işlerine bulaşmazmış. Adam vurduranlar köksüz aileler oluyor bu durumda. İyi de köksüz aile nasıl oluyor? O GÜN BUGÜNDÜR
Size özür borçluyum. Geçen gün Özdemir Asaf'tan bir şiir okuyacaktık, yer problemi yüzünden bugüne kaldı.
GÜNÜN SÖZÜ
Veriye yeteri kadar işkence yaparsan hemen her şeyi itiraf eder.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |