AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Hep aynı nakarata takıldım kaldım

Kimi yazar her yıl Menemen olaylarını taşır köşesine. Maksat bellidir: Bazı olayları unutturmamak gerekir. Her yıl bu olayı kamuoyunun gündemine sokmak, Türk insanının gevşemesini engellemek, tehdidin hâlâ devam ettiği hissini uyandırmak gerekir.

Açıkçası, benim de her yıl bıkmadan usanmadan kendimi tekrar pahasına bu köşeye taşıdığım tarihi olaylar var. Bu olayların, Türkiye'de sağlıklı bir siyasi ortamın kurulması, ekonominin çarklarının düzgün çalışması için unutulmaması, bilakis iyice deşilerek irdelenmesi ve kamuoyu tarafından anlaşılması gerektiğine inanıyorum.

Bu yüzden kimse benim neden her yıl, 12 Eylül'de, 24 Ocak'ta ve 28 Şubat'ta üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri terennüm ediyor oluşumu eleştirmesin. Bunlara bir de, bizzat yaşamadığım için her yıl buraya taşımadığım, ancak unutulmaması gereken bir başka tarihi, 80'lere dek "Anayasa ve Hürriyet Bayramı" olarak kutlamak zorunda bırakıldığımız ve kimilerinin hâlâ huşu ile andığı hazin 27 Mayıs'ı da eklemek gerekir.

Siyasal rejimler netice itibariyle, ülkede oluşan iktisadî ve toplumsal katma değeri belli bir bölüşüme tabi tutan müesseselerdir. Vergi dediğimiz uygulama, birinin gelirinden veya servetinden kısarak bunu başka birine aktarma mekanizmasıdır. Teşvikler, müteşebbislerin fırsat dağılımını yeniden düzenlemeyi hedefler. Bir ülkenin kanunları kişileri hedef almaz belki ama, belli bazı ideolojiler, inançlar, sınıflar, gruplar, yaşam tarzları ve sair iktisadi ve sosyal yapılanmalar arasında tercih yapabilir. Bunun böyle olması, söz konusu politikaları, uygulamaları ve kanunları bizatihi kötü yapmaz. Sosyal ve ekonomik kalkınma amacıyla rejim belli tercihler yapmak durumdadır. Ancak tahmin edilebilir ki, neticede siyasal sistemin tavrı herkesi eşit şekilde etkilemeyecektir.

Hangi rejimin ideal olduğu veya toplumun her kesiminin "uzun vadede" faydasına olacak bir yapının nasıl tesis edilebileceği, insanoğlunun sorduğu ilk felsefi sorulardan biridir. Bu soru etrafında yoğunlaşan tartışmaları buraya taşımak gibi bir gayemiz yok. Neticede bugün tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de, iyi veya kötü, demokratik bir rejim uygulanmaktadır. Bu rejimin temel felsefesi, devlet mekanizmasının tercihlerini çoğunluğun beklentilerine cevap verecek şekilde oluşturması ve akabinde hayata geçirmesidir.

İşte darbeler burada sahneye giriyor. Demokratik bir sistemle oluşan siyasal, iktisadi ve toplumsal tercihleri kendilerine yediremeyen ve bir şekilde ülkedeki kimi güçleri harekete geçirebilen bir kesim, mevcut bölüşüm tercihleri yerine kendi tercihlerini ikame etmek istiyor. Darbe sebebi sadece belli tercihlerdeki farklılıklar gibi gözükse de, neticede darbe başarılı olduktan sonra tüm tercihler elden geçiriliyor. Bir anlamda ülkenin tüm iktisadi, siyasi ve toplumsal kaynakları yeniden bölüşüm ve paylaşıma tâbi tutuluyor. Neticede darbe dediğimiz vakıanın hedefi, mesela irtica gibi gözükse bile, başarılı bir darbe aslında ülkenin başta iktisadi olmak üzere tüm tercih yapısını değiştirmeye başlıyor. Bir 12 Eylül'ü veya 28 Şubat'ı, darbe sürecinin öncesi ve sonrası ekonomik dengelerini tahlil etmeden anlamak mümkün değil bu yüzden.

Darbelere bu açıdan bakınca akıllara şu soru gelebilir: Sonuçta darbe, bir tercih kümesini bir başka tercih kümesi ile değiştirmeyi amaçlıyorsa, bu durumda darbe illa ki kötü bir şey midir? Ne de olsa ideal bir demokratik rejimde benimsenecek olan tercihler çoğunluğun tercihleridir. Bunun ise "uzun vadede" çok da uygun bir tercih kümesi olmayabileceği, özellikle ekonomi ve dış politikada "veri eksikliği" gibi sebeplerle çoğunluğun en uygun tercihi yapamayacağı ileri sürülebilir. Biliyorsunuz, devletlerin ekonomiye uzun vadeli kalkınma gayeli müdahalelerini de bu gerekçe ile "makul" karşılayabiliyoruz.

İşin özü ve bu sorunun cevabı şu: Bir toplum eğer kendi tercihlerini kendi yapamıyor veya sunulan tercihleri benimseyemiyorsa, bu durumda hiçbir toplum mühendisliği fayda sağlamayacaktır. Siyasal rejimlerin her halükarda toplumla bir mutabakata varması gerekir ki, devletin sunduğu tercihler işe yarasın. Aksi takdirde toplumlar her defasında yukarıdan empoze tercihleri bertaraf edecek yollar bulabilirler.

Türkiye'de uygulandığı şekliyle darbeler işte bu sebepten ötürü her zaman kötüdür. Bu sebepten ötürü 12 Eylül de, 28 Şubat da 27 Mayıs kadar kötüdür.

Biz de, darbeler Türkiye'de her daim kötü olarak algılanıncaya dek geçmiş darbelerin sene-i devriyelerinde aynı şarkıyı terennüm etmeye devam edeceğiz.


1 Mart 2005
Salı
 
MELİKŞAH UTKU


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED