|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Hiç bir toplum kendisine ait olmayan, kendi bünyesinden çıkmayan bir medeniyet projesiyle uzun süre yaşayamaz, yönetilemez. Ve her toplum, eninde sonunda, kendi kültüründen yola çıkan ama evrensel olanla alışveriş içerisinde bir modernlik, bir "varoluş projesi" üretir. Bunlar toplumların yaşamında sürekliliğin kaçınılmaz olduğunu anlatırlar; toplumların ana kuralı olan değişimin böyle bir süreklilik çerçevesinde vücuda geldiğini vurgularlar. Süreklilik, toplumsal değişimin mayasını oluşturan en önemli unsurun; toplumsal farklılıklar arasındaki rekabet ve yarışmanın hakemi ve düzenleyicisidir. Sürekliliğe meydan okuyan her gelişme, her siyasi kopuş, toplumlarda, düzenleyicisi, hakemi bulunmayan, şiddetli ve doku bozucu sarsıntılar yaratır. Türkiye bu tür bir sarsıntıyı, daha doğrusu bu tür bir sancıyı uzun yıllar yaşadı. Sancı, kesişmelerine hemen hiç bir şekilde müsaade edilmeyen, biri "verili" diğeri "yerli" iki farklı medeniyet projesinin kavgasından kaynaklanıyordu. Devlet "kültürel süreklilik" karşısında "kültürel kopuş" fikrini kendi varlığının motoru yaptığı, sancıyı bir "siyasi araç" olarak benimsediği ve "cumhuriyet ideolojisinin mayası"na kattığı oranda, sarsıntılar ve krizler çatışmalara, toplumsal kutuplaşmalara dönüştü. Bugün Türkiye her yönüyle bu sorunu aşmaya çalışıyor. AK Parti iktidarının, varlığından politikalarına, devlet içinde ve toplum nezdinde kurduğu ilişkilere değin temel anlamı budur... Bu sorunun aşılmasına yönelik her adım siyasi aklın önünü açmakta, siyasi akıl toplumsal iradeyi kısmen devreye sokmakta, bunlar yapıldıkça sorunun çözülmesine ilişkin belirtiler kuvvetlenmektedir. Elbette bu sorunun köklü sosyolojik ve ekonomik tarafları, Türk modernleşmesinin kendisine özgü yönlerinden kaynaklanan baskın yönleri bulunuyor. Bunların aşılması zamana işaret ediyor. Nitekim bugün siyasi alanın genişlemesine, siyaset-toplum ilişkisinin bir ölçüde doğallaşmasına, okkalı değişim hamlelerine ve sivilleşme eğilimlerine rağmen bu sancının tümüyle geri plana itildiği söylenemez. Hala belirleyici siyasi tartışmalar bu çerçevede, iktidar-muhalefet, asker-sivil, türlü tartışmalar, kaldığı kadarıyla kutuplaşma ve güvensizlikler temelde bu meseleye bağlı olmayı sürdürüyor... Ancak "siyasi ve toplumsal irade"nin bu konudaki rolü önemlidir. Bu noktadaki ana sorun ise tüm iç ve dış talep ve gerekliliklere rağmen ülkenin siyasi aktörlerinin, özellikle siyasi partilerinin ortak bir değişim dili oluşturamamasından, ortak bir paydaya ilerleyememesinden kaynaklanıyor... Merkez sağdan merkez sola siyasi partilerin yaşadığı toplumsal ve ekonomik değişime ve taleplere ayak uyduramamalarıyla başlayan temsil krizi, bugün ezici bir değişim hamlesi ve iklimi karşısında tam yokoluşa dönüşmüş durumda. Partilerden meydana gelen kopmalara rağmen bugün AK Parti iktidarda ne denli alternatifsizse, CHP de muhalefette o denli alternatifsiz hale gelmiştir. CHP'nin temsil ettiği muhalefet ise değişim, siyaset ve toplum karşıtı bir dil tutturmuştur. CHP elinde muhalefet, sürekliliği tehdit olarak gören, toplumsal meşruiyeti dışlayan, toplum ile devlet arasındaki mesafeyi tekrar talep edecek noktaya kadar sürüklenen, topluma ilişkin tüm "anlama" kanalları tıkanmış bir görüntü sergilemektedir. Bugün Türkiye'nin ABD'yle ilişkilerden, AB konusunda yaşanan rehavete, siyasi iktidara yönelik salvo atışlarına değin yaşanan yeni sıkıntılarda bu çoğulculuk boşluğunun önemli bir yeri var. Siyasetin önündeki mayınlar temizlenmeden, ülkenin farklı kesimleri birbirine güven duymadan, bireysel hak ve özgürlükler alanı genişlemeden, yerel ile evrensel cem edilmeden Türkiye'nin eşitlik ve özgürlük diyarına doğru yol alması mümkün değildir. Sağlıklı, kalıcı bir değişim ise tek partiyle sağlanamaz... Vebal büyüktür...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |