|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
İngiltere'de ilginç bir süreç yaşanıyor. Hükümet insanları korkutarak Anti-terör Yasası'nı çıkartmaya çalışıyor. Bu yasanın ve diğer anti demokratik uygulamaların gerçekleşebilmesi için başvurulan taktiklere, ilkel politik numaralara bakıp şaşıyorum. Kamuoyunu sindirmek ve yapılmak istenen değişikliklere ikna edebilmek için medyanın bir bölümünün nasıl kullanıldığını görüyorum ve bazan kendimi Türkiye'de sanıyorum. 11 Eylül saldırısından bu yana İngiltere'de hükümet, terör korkusunu ön plana çıkararak ve halkı terör ihtimali ile korkutarak özgürlüklerin bir bölümünü tırpanlama yoluna gitti, hala da gidiyor. Bu amaçla birçok terör alarmı verildi. Bu alarmlar ve hayali terör tehditleriyle ilgili olarak birçok kişi yakalandı. Bu yakalananlardan şimdiye kadar bir tek kişinin bile mahkum olduğunu kimse görmedi. Ama hala mahkeme önüne çıkartılmadan içerde tutulanların olduğu biliniyor. Hükümet, Irak'ın işgaline ABD ile birlikte katılabilmenin gerekçesini oluşturmak, bu amaçla parlamento ve kamuoyunu ikna edebilmek için gizli örgütleri de kullanarak terör tehdidinin çok yakın ve ciddi olduğuna halkı inandırmak istedi. Bu amaçla zaman zaman kendi halkını korkutmaktan da çekinmedi. Bu çabalar sayesinde sokaklarında zırhlı araç görmemiş olan İngilizler zırhlı araçların bazı önemli noktalarda, havaalanlarında, tren garlarında nöbet tuttuklarına tanık oldular. Silahlı polisler sokaklarda devriye gezmeye başladı. Polis kontrolü nedir bilmeyen yabancılar sokak ortsında çevrilip sorgulanmaya başlandı. İngilizlerin hayatlarında 'kimlik' diye bir kavram yokken kimlik kartı uygulaması getirildi. Fakat bir süre sonra bu uygulamaların hemen hepsi ters tepti. İstihbarat örgütlerinin hazırladığı raporların hükümetin baskısı sonucu abartıldığı anlaşıldı. Blair hükümetinin kamuoyuna yalan söylediği ortaya çıktı. Muhalefetin ve medyanın bir bölümünün Blair'i istifaya davet etmesi ise bir netice vermedi. Blair tam tersi, İşçi Partisi içindeki ciddi muhalefete rağmen üçüncü dönem için de aday olacağını açıkladı. Bu arada, Blair hükümetinin geçen yıl çıkartılmış olan Anti-terör Yasası'nın 'terör zanlılarının mahkeme kararı olmaksızın süresiz gözaltında tutulmalarını' öngören maddesi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı bulundu. Şimdi Blair vargücüyle bu maddeyi bazı değişikliklerle yeniden parlamentodan geçirme çabasında. Bu arada yine terör tehditleriyle ve kaynağı kuşkulu ihbar haberleriyle halkı bu konuda ne kadar haklı olduğuna inandırmaya çalışıyor. Blair bir yandan da, aynı maddeyi terör zanlılarının yeniden mahkeme ve yargı kararı olmaksızın İçişleri Bakanının emriyle süresiz ev hapsinde tutulmalarını öngörür bir şekilde güya yumuşatmak istiyor. Ancak, İngiltere'de 1215 yılında halkın krala karşı ayaklanarak elde ettiği 'yargı kararı olmadan kimsenin tutuklanamayacağına ve cezalandırılmayacağına' ilişkin Magna Carta adı verilen ilkenin ayaklar altına alınmasına Lordlar bile karşı çıkınca geri adım atıyor. Şu anda Anti-terör Yasası geri çekilmiş bulunuyor. Blair, İngiliz demokrasisinin temel ilkelerinden birini, terör gerekçesiyle dahi olsa değiştiremeyeceğini acaba anlayabildi mi? Tabii belli olmaz. Yarın bu değişiklik başka bir kılıfla yeniden parlamentoya sunulabilir. Burada anlatmak istediğim aslında bu değil. Bu yasa değişikliği ve diğer terör korkutmalarına karşı sivil toplum örgütlerinin, aydınların ve medyanın verdiği mücadeleden söz etmek istiyorum. Tamam, İngiltere'de de medyanın önemli bir bölümü Irak savaşında olsun, terörle mücadele gerekçesiyle özgürlüklerin kısılması girişimleri vesilesiyle olsun, tam 'sahibinin sesi' gibi davranıyor. Buna rağmen perde arkasında olup bitenleri açığa çıkaran, tepki koyan ve eleştiren örgütlü bir kamuoyu, medya ve sesini yükselten aydınlar mevcut. Özellikle haber yayınlarında hükümet yanlısı bir tavır sergileyen ve bu nedenle Blair Broadcasting Corporation (Blair Yayın Kurumu) adı verilmiş olan BBC'de bile gerçeği seslendiren yayınlar izlemek mümkün. Bu Anti-terör Yasası için ülkenin kalburüstü aydınları, yazarları, hukukçuları bildiriler yayınladılar. Bazı TV kanallarında programlar yapıldı. Toplantılar ve gösteriler düzenlendi. Blair hükümetinin geri adım atmasında bu tepkilerin önemli bir payının olduğu muhakkak. Türkiye'de ise aydın geçinenlerle medyanın önemli bir bölümünün cereyan eden çarpıklıklara değinip eleştireceklerine, bu gerçekleri dile getiren aydınları suçladığını, sindirmeye çalıştığını görüyoruz. Mesela dün, Orhan Pamuk'a yönelik bir yazı okudum. Demokrat ve ilerici geçinen bir köşe yazarı, Pamuk'un bir İsveç gazetesinde yaptığı açıklamanın yanlış ve afaki olduğunu anlatıyor ve Pamuk'u eleştiriyordu. Pamuk'un, PKK'ya karşı yürütülen ve 17 yıl süren savaş boyunca 30 binden fazla Kürtün olduğunu vurgulayan konuşmasına karşı çıkıyordu. Ölenlerin hepsi Kürt değilmiş. O zaman büyük çoğunluğu Kürttür. Pamuk hatta eksik sayı vermiş. Ölenlerin sayısı yerel kaynaklara bakılırsa belki de 50 bine yakın. Ayrıca ne farkeder? Orhan Pamuk hiç olmazsa eksik de olsa gerçekleri korkmadan dile getirmiş. 'O' ise bu gerçeklere hiç değinilmesin istiyor.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |