|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Addis Ababa - Yoksulluğun hayatın bütün ayrıntılarına kadar işlediği, kişi başına yıllık gelirin 100 Dolar'ın altında seyrettiği; ortalama ömrün 45 yaşı bulmadığı, nüfusun yüzde 80'inin köylerde kabile hayatı yaşadığı bir ülkedeyiz… Geceleri sokakta bir çuvalın içinde büzüşerek geçiren sıra sıra insanların, Nil'e hayat veren kaynaklara bekçilik eden ama yine de her on yılda bir kuraklığa mahkum olanların ülkesinde. Etiyopya (Habeşistan)'da, Peygamberimiz Hazreti Muhammed'in davetine koşan İslam'ın ilk büyük hicretinde Mekkeliler'e kucak açan merhametli Kral Necaşi'nin mülkündeyiz. 17 asırdan beri (Roma'dan önce) Hıristiyanlığa, bir o kadar yıldır da Museviliğe ev sahipliği yapan hoşgörülü insanların diyarındayız. Saba Melikesi Belkıs ile Hazreti Süleyman'ın hikayesinin tarihi sahnesinde. İlk müezzin Bilal-i Habeşi'nin memleketinde, modern zamanlarda ise, Bob Marley'i kucaklayan topraklarda. Hiç sömürülemeyen bir ülke ama… Etiyopya'da insanlık dramlarının her türlüsü, trajedi, geçmiş ve tarih aynı karede donakalmış… Bu ülkede ve bu ülkenin tarihiyle bugünü arasında öylesine büyük, öylesine dramatik tezatlar var ki, mantıkla bağdaştırmak mümkün değil. Yeryüzünün devlet geleneğine sahip en eski ve köklü halklarından birisi olup; 7-8 senelik İtalyan işgali hariç sömürge yaşamadığı halde böylesine büyük bir yoksulluğa esir olmayı anlayabilmek mümkün değil çünkü. Halkın sadece yüzde 30 (ya da bir görüşe göre 40)'ının okuma yazma bilebildiği, AİDS pençesinde kıvranan bir ülkeden söz ediyoruz.
Öte yanda, geleneksel dini hoşgörüye ve nüfus dengesinin yüzde 45'e 55 aleyhlerine olmasına karşın Hıristiyanların, ülke yönetiminde ve dolayısıyla Müslümanlar üzerinde kesin ve tartışmasız sahipliklerini de anlamak zor. Hükümet bir de, 1997'de Mısır Lideri Hüsnü Mübarek'e suikast girişimini ve ardından da 11 Eylül'ü bahane sayarak, ülkedeki birçok Müslüman sivil toplum örgütünün faaliyetine son vermiş. Ve tam tersine, Ortodoks Hıristiyanların yaşadığı Etiyopya'da Katolik, Englikan misyonerliği de serbest bırakılmış. Buna karşılık, siyaset yolu kapanan Müslümanların önü ticarette açılmış! Bir çelişki daha… Her şeye rağmen… Tarihin birçok şöhretli öyküsüne ve üstelik bugünün de en önemli sembollerine ev sahipliği yapıp 70 milyona yaklaşan bir umutsuzluk ve sefalet ülkesi olarak kayıtlara geçmek aklın alabileceği bir şey değil. "Türkiye Başbakanı Etiyopya'da ne arıyor?" sorusunun cevabı, bu paradoksu açıklamaya yardımcı olabilir. Öncelikle şunu söylemek gerekiyor ki, bir Türkiye başbakanının (Erdoğan'ın bu ziyareti ilk) Etiyopya'ya gelişi için geç bile kalındı. Blair'in, Chirac'ın neredeyse bütün Avrupalı liderlerin ziyaret ettiği, Mısır'ın, İsrail'in, ABD'nin tahmin edilenin ötesinde bir yakınlık gösterdiği bu ülkeyle Türkiye başbakanları da daha önce ilgilenebilmeliydi. Akıl almaz bir diplomatik merkez Aslında, Osmanlı'nın 1500'lerden itibaren Sahra'nın altındaki iki vilayetinden birisi olan Habeşistan'la (diğeri Ekvator'dur) Türkiye Cumhuriyeti de kurulur kurulmaz, 1926'da ilişkiye geçti. Ama, 1960 darbesi yıllarında dönemin Habeş Kralı Haile Selasiye'nin iki Türkiye ziyareti dışında ilişkiler geliştirilemedi. Bir de darbe lideri Cemal Gürsel'in bütün kapılar kapalı olduğu için bu ülkeye yaptığı zoraki ziyaret var, o kadar. Oysa, hiç olmazsa 1991'de 17 yıllık komünist rejimin yıkılmasının hemen ardından tıpkı Orta Asya'ya olduğu gibi Etiyopya'ya da gelmek akıllıca olurdu. Çünkü, her şey ekonomik çıkar değil, çünkü küresel zeminde söz sahibi olabilmenin bir yolu da üşenmeyip "soft diplomasi" yapmaktan geçiyor. Kaldı ki, Addis Ababa yoksulluk perdesinin ardında öylesine inanılmaz bir diplomasi potansiyeli taşıyor ki, şaşırtıcı… Birleşmiş Milletler'in biri Cenevre'de olan ana ofislerinden bir diğeri bu şehirde ve Kofi Annan'ın da bugün sahip olduğu genel sekreterlik koltuğuna oturmadan bir önceki kariyer pozisyonu BM Addis Ababa temsilciliğiydi. Başkent ayrıca, 53 üyeli Afrika Birliği'nin de merkezi. Yani, AB için Brüksel ne ise, Afrika Birliği için de Addis Ababa o anlamı taşıyor. Etiyopya ayrıca, dünyadaki bütün devletlerin büyükelçilik veya temsilcilik açtığı sınırlı sayıda ülkelerden de birisi. Türkiye artık Sahra'nın aşağı tarafında da... Erdoğan'ın bu ülkeye ziyareti de bir tesadüf değil ya da bir fantastik tur anlamı taşımıyor. Dışişleri Bakanlığı bir politika olarak 1999 yılından itibaren Afrika'ya; özelde de Sahra'nın alt bölümüne açılma konseptini benimsedi. Türkiye konuya, sadece ekonomik çıkar ve zenginliğe yatırım olarak bakmıyor. Başbakan Erdoğan da sadece Güney Afrika değil Etiyopya'ya da uçarak bu konseptin en önemli adımını atıyor. Bugün, Afrika'nın güney bölümünde 7 ülkede Türk Büyükelçiliği faaliyet gösteriyor ve dahası başta TİKA (Türk İşbirliği ve Kalkınma Ajansı) gibi resmi ve IHH (Uluslararası İnsani Yardım Teşkilatı), Deniz Feneri gibi sivil örgütler yüzlerini Etiyopya'ya çevirmiş bulunuyor. Devlet Bakanı Beşir Atalay da Başbakan'la beraber Afrika ziyaretinde bulunuyor. Atalay'a bağlı TİKA, on beşinci temsilciliğini Etiyopya'da açtı ve her türlü su, sulama, eğitim ve orta ölçekli sanayi tesisleri için bilgi transferi konularında düğmeye bastı. İlk etapta, bu ülkede en temel ihtiyaç olan suyun çıkarılması için 20 kuyu projesi devreye giriyor, ardından diğerleri gelecek. TİKA'nın genç ve vizyoner Başkanı Hakan Fidan, bir sonraki adımın da Sudan olduğunu söylüyor. Fidan, bu açılımı ve Türkiye'nin kara kıtada ne aradığını tek cümleyle özetliyor: "Teknik yardım konsepti artık dış politikanın bir manivelasıdır." Öte yanda, IHH da büyük kuraklığın yaşandığı 2000'den itibaren organize ettiği yardımlarla Etiyopya'da 20 su kuyusu açmayı başardı. Adıyaman Milletvekili Faruk Ünsal, çalışmalara destek vermek için burada. IHH Temsilcisi Osman Atalay yaptıklarını yapacaklarını heyecanla anlatarak, herkesi yardıma çağırıyor. Kısa ziyaretin sonuçları Başbakan Erdoğan ve beraberindeki 4 bakanın Etiyopya ziyaretinde iki ülke arasındaki en ciddi ekonomik işbirliği sayılabilecek çifte vergilendirmenin kaldırılması anlaşması imzalandı. Ayrıca, BM'nin en önemli merkezlerinden birisi olan ve Afrika Birliği'nin başkenti Addis Ababa'dan 2009-10 yılındaki BM Güvenlik Konseyi üyeliği için de destek sözü alındı. Sadece 18 saat süren bu ziyaret, takip edilirse Türkiye'nin Afrika'ya geç kalmış ilgisi için bir milad olabilir. Yoksul başkentteki hızlı temaslar, Ankara'nın uluslar arası hedefleri için de semeresi sonradan toplanacak avantajlar sunmaktadır.
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |