AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
'Başmüzakereci' tayin edilinceye kadar AB'nin ömrü sona ermesin!

Peşin peşin söyleyelim de yanlış anlaşılmasın: Tabii ki biz de pek çok iş gibi "Başmüzakereci" işinin de aceleye getirilmesinden yana değiliz. Tabii ki pek çok iş gibi "Başmüzakereci" işi de üzerinde yeterince düşünüp taşınmayı, pek çok faktörün göz önüne alınmasını hakeden bir mesele...

Ama ne dersiniz, bu kadarı da biraz fazla olmuyor mu? Ne zor, ne yaman bir seçim imiş bu böyle... 17 Aralık'ı çoktan geride bıraktık, neredeyse yaz mevsimi gelip kapıya dayanmak üzere ama "Başmüzakerecimiz" henüz ortada yok... Seçeceğimiz kişi cumhurbaşkanı değil, başbakan değil, BM Genel Sekreterliği koltuğu için aday da aramadığımıza göre bu "rötar"ın açıklaması nedir acaba?

Önce dendi ki "Başmüzakereci siyasi bir kişilik olacak!"; tamam olsun, ama nerede, hâlâ niçin ortada yok? Sonra dendi ki "Başmüzakerecinin İngilizce'nin yanında Fransızca bilmesi de gerekir!"; tamam bilsin ne zararı var, ama nerede, hâlâ niçin ortada yok? Daha sonda dendi ki "Başmüzakerecinin AB hukukuna-işleyişine hâkim birisi olması gerekir!"; tamam olsun, ama nerede, hâlâ niçin ortaya değil?

Yoksa bugüne kadar sıralanan bütün bu sıfatları kendinde toplayan bir kişi bulunamadığı için adaylara açıklarını kapatabilmeleri için bir belli süre tanındı da haberimiz mi yok... 17 Aralık'tan bugüne neredeyse üç ay geçti, ama hâlâ ortada yok...

Cengiz Çandar'ın (Tercüman-Ilıcaklar) bu "rötar"a ilişkin sorduğu yersiz değil doğrusu:

"17 Aralık'tan bu yana neredeyse üç ay geçmiş olacak ve hâlâ bir 'baş müzakereci' ve 'müzakare heyeti'nin belli olmaması, dış politikadaki becereksizliğin yeterli kanıtı değil mi?"

Tamam, Çandar'ın dışpolitikaya ilişkin yorumunu ("becereksizlik") fazla "sivri" bulabilir ve onaylamayabilirsiniz, ama şu inkar edilemez bir hakikat ki, hükümetin "Başmüzakareci" seçiminde işi bu derece yavaştan alması da doğrusu çok özel bir "beceri" gerektirmektedir...

"Başmüzakereci" seçimine ilişkin bu sözleri söylüyoruz, çünkü korkarız ki, Türkiye bir "Başmüzakereci" seçinceye-atayıncaya kadar AB tabii ömrünü çoktan tamamlamış olabilir! Yani şöyle bir durum: Türkiye "Başmüzakereci"sini belirleyip AB Komisyonu'na bildirdiği tarihte şöyle bir cevabın muhatabı olabilir: "Ne müzakeresi, neyin 'Başmüzakereci'si? Siz herhalde farkında değilsiniz ama AB kendisini feshedeli epeyce zaman oluyor, yani biraz geç kaldınız!"

Yeni yılın en esrarengiz meselelerinden birisi haline gelen "Başmüzakereci" işine ilişkin en taze bilgileri geçen gün Dışişleri Bakanı Abdullah Gül verdi. Gül, Hürriyet'e (yani onun genel yayın yönetmeni ve Ankara temsilcisine) yaptığı açıklamada şöyle diyordu:

"Başmüzakereci öncelikle siyasi bir şahsiyet olmalı. Meselelere siyasi bir mercekten bakabilmeli. Ayrıca tavizsiz, çekinmeden hayır diyebilecek bir kişi olmalı. Ekonomik geçmişi olmalı. Ekonomiden anlayan, sektörleri bilen biri olmasının yararı olacaktır. Bir de tam üyelik hedefine angaje biri olmalı. Ancak iş sadece başmüzakereci ile bitmiyor ki. Bütün bakanlar ve altlarındaki bürokrasilerin de AB'ye tam üyelik hedefine angaje kişiler olması gerekiyor. Bu olmadığı takdirde bürokrasiden AB sürecini torpilleme girişimleri olabilir. Esas süreç bundan sonra başlıyor. Zor olacak, ama yapacağız."

Görüyorsunuz; Gül'ün sözleri "Başmüzakereci" seçimi meselesini daha da ağırlaştırıyor. "Angaje" bir başmüzarereci, onunla uyum içinde çalışacak "angaje" bakanlar, onların altında da "angaje" bir bürokrasi.... Yani özetle, Gül'ün ifadesindan esinlenerek söyleyecek olursak bu iş sadece "zor" değil, bu kadar zorluk karşısında sanki hiç olmayacak gibi durmuyor mu?

Bana sorarsınız bu konuda bugüne kadar yaşanan "rötar"ın fazlasıyla fazla olduğunu ve başmüzarecinin "ideal tip" arayışından hızla uzaklaşılarak "elde ne varsa" onunla yetinilerek bir an önce seçilmesinin zamanının gelip geçmekte olduğunu söylerim... Haksız mıyım; sonuç olarak adı üstünde bir "Başmüzakereci" seçilecek, kızımıza "damat" aramıyoruz ya...

"Başmüzakereci" seçiminde karşılaştığımız büyük "rötar" bana İktisadi Kalkınma Vakfı'nın (İKV) geçen gün yaptığı bir açıklamayı da hatırlattı. İKV'nin gerçekleştirdiği "AB Müktesabatının Uygulanışının Türk İş Dünyasına Etkileri" başlıklı projenin sonuçlarının açıklandığı basın toplantısında vakıf başkanı Davut Ökütçü şöyle diyordu: "Katılım müzakerelerinin başlatılması kararının alındığı 17 Aralık zirvesinin üzerinden iki ay geçmesine karşın halen idari yapılanma oluşturulamadı. Konuya ilişkin yürütülen tartışmalan müzakere heyetinin başkanı ve başmüzakerecinin kim olacağına odaklandı. Halbuki içinde bulunduğumuz aşamada önceliğimiz, müzakere sürecini yürütecek, teknik donanıma sahip kadrolardan meydana gelen idari yapılanmayı oluşturmaktır. (...) Hükümetten beklentimiz, çalışmaları hızlandırması ve izlenecek stratejinin bir an evvel netlik kazanarak kamuoyuyla paylaşılmasıdır. (...) Önümüzdeki süre çok dar. 3 Ekim'e kadar zaman çabuk geçebilecek bir süre...."

Gazete Ökütçü'nün bu açıklamasını şu başlık altında veriyordu: "Hükümet AB'de çok ağır".

Yerimiz tükenmek üzere ama madem söz açıldı, müzakere sürecini götürecek kadrolara ilişkin pek çok çevrede ortaya atılan şu soruyu da hatırlatalım: Hükümet bu kadroların seçiminde "YÖK taslağı" deneyiminde olduğu gibi yine güvendiği bir "dar kadro" oluşturma yoluna mı gidecek, yoksa söz konusu süreç çok daha ciddi olduğu için zorunlu bir "açılmayı" gerçekleştirerek farklı çevreleri de işin içine katmaya mı çalışacak? Haksız bir soru değil doğrusu...


5 Mart 2005
Cumartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED