AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
Cami kilisenin imkanına kavuşursa

12 Eylül mahsülü anayasanın din kültürü ve ahlak derslerini zorunlu kılmasından bu yana din kültürü ve ahlak dersleri tartışma konusudur. Hoş ondan önce de tartışma konusuydu. MSP din dersinin zorunlu olmasını gündemine almış ve hatta CHP-MSP koalisyon hükümeti zamanında ahlak dersleri verilmeye fiilen başlamıştı. MSP'ye muhalefet eden sağ kesim Marksistlerin verdiği iddiasıyla ahlak derslerine o dönemde karşı bile çıkmışlardı.

12 Eylül'ün gerekçesi, dindar insan vatanına milletine sadıktır, anarşiye bulaşmaz, dolayısıyla din kültürü ve ahlak dersleri zorunlu olmalıdır mantığına dayanıyordu. Uzatmayalım son olarak AB'ye ait bir alt komisyonun, din kültürü dersinin zorunlu olmaktan çıkarılması ve hüviyetlerdeki din hanesinin kaldırılması istikametindeki raporu üzerine konu bir kez daha gündeme gelmiş oldu.

Nüfus cüzdanlarımızda -ki artık cüzdan olmaktan çıkmış tek yapraklı bir vesikaya dönüşmüştür iyi de olmuştur- yer alan din hanesi kaldırılmalı mıdır yoksa kalmalı mıdır konusu bazan mezheplere kadar indirilen bir tartışmaya sebep olmaktadır. Oysa benim ilk yapraklı nüfus cüzdanımda hem dini hanesi hem de mezhebi hanesi vardı. Ama nüfus memuru ikisine birden İslam yazmıştı.

Tabii benim hüviyetimdeki dini hanesine İslam yazılmasına ailem karar verdi. Tabii olarak 18 yaşıma kadar velayetim onlardaydı. On sekizimden sonra ben de elhamdülillah İslam dinine mensup olmaktan şeref duydum Müslüman bir ana babanın evladı olduğum için de Mevla'ya şükrettim.

Ama on sekizinden sonra bırakın ateist olmayı İslam'a saldırmayı meslek edinmiş kimilerinin hüviyetinde bile İslam yazıyor olması ve bu taifenin dini hanesini değiştiremiyor olması benim kanıma dokunuyordu. Bir çoğunun kanına dokunmuş olmalı ki, bir aralar nüfus cüzdanı Müslümanlığı değil gerçek Müslümanlık şeklinde bir söylem de gelişmişti.

Adam velayetini eline aldıktan sonra Müslüman olmadığını ilan ettiği halde hayır senin nüfusunu değiştirmeyiz mantığının trajikomik örneklerine çok şahit olduk. Hatta gayri Müslim vatandaşımızın din hanesine de İslam yazıldığı için açılan davaları hatırlıyorum.

(Bir de hüviyetindeki İslam hanesini istismar eden kesim vardır ki bunlar Müslümanlığa her fırsatta kin kusarlar ama her fırsatta da Müslüman olduklarını ilan ederler. Bunların önüne geçmek de mümkün değildir.)

Ben şahsen hüviyetlerde din hanesinin bulunmasında hiçbir sakınca görmüyorum. Kimliğimiz boynumuzda gezmediğimiz için sokakta kimin hangi dine mensup olduğunu kimse bilmiyor. Dolayısıyla vatandaşın cebindeki hüviyetinde dininin yazıyor olması veya olmaması gerçek hayatta çok fazla bir anlam ifade etmez. Kaldı ki, göğsünde haçı belinde zünnarı sırtında cübbesiyle gezen gayri Müslimlerle biz asırlarca bir arada yaşamış dünyaya hoşgörü örneği vermiş bir kültür ve medeniyete mensup bir milletiz..

Önemli olan kişinin kendi kabulü ise herkes velayetine kavuştuktan sonra dini hanesine istediğini yazdırsın, hiç önemli değil. Önemli olan kişinin nüfus cüzdanında İslam yazıyor olması değil sahibi bulunduğu dinin emirlerini yerine getirecek ortamı bulmasıdır. Dindar insanların hangi dine mensup olurlarsa olsunlar tercihi de bu yöndedir. Herkes hangi dine mensup olduğunu hayat tarzıyla zaten ortaya koyuyor. Almanya'da hüviyetlerde din hanesi yoktur ama hristiyan olan vatandaşlar kiliseye kayıt olmuş ve zorunlu olarak aidat ödemektedirler. Hatta adam hristiyan bile değildir ama toplumdan dışlanmamak için kiliseye kayıtlıdır. Eh kiliseye kayıtlı olunca da hüviyetinde din hanesinin yazıp yazmaması hiçbir anlam ifade etmemektedir.

Dolayısıyla hüviyetlere din hanesi yazılmasın, tamam orada AB kriterine uyalım. Uyalım ama sadece nüfus cüzdanı konusunda değil mabedlere verilen imkan konusunda da uyalım. Avrupa'da kiliseye verilen imkan camiye de verildiği takdirde hüviyetimde dinimin yazılıp yazılmaması benim için hiç önemli değil.

AB müktesebatını sadece hüviyet üzerindeki değişiklik konusuna bakarak değerlendirmek kamuoyunu yanıltır. Bir bütün olarak değerlendirildiği zaman hüviyet meselesinin abartılacak bir konu olmadığı anlaşılır. Asıl sorulması ve dikkat edilmesi gereken husus AB'nin bu konularda ne kadar objektif olacağıdır.

AB'nin objektif davranması konusunda doğrusu benim tereddütlerim var.


5 Mart 2005
Cumartesi
 
Resul Tosun
RESUL TOSUN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED