|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Değişim ve demokrasi dilimizden düşmez oldu. Siyasi rejimin normalleştiğini varsayıyor, yapılan reformlarla, yapıldı yapılacak gibi duran birkaç hamleyle bir devirden diğerine atlamaya hazırlanıyoruz. Oysa daha iki gün önce polis genç kızları yerlerde tekmeliyor, Başbakan başta olmak üzere yetkililer polise değil, göstericilere yükleniyorlardı. "Polis haklıdır, özgürlüğün de bir sınırı vardır..." Tablo o denli vahim ki ne yapılacak bir yorum var, ne söylenecek bir söz... Şu zihniyet yaman çekirdek. İnsan haklarından devletin sorumluğu olduğunu, yere düşene savrulan resmi tekmenin şiddetin en belalısına işaret ettiğini, "faşizan" bir ayak sesinden başka bir şeyi akla getirmeyeceğini kimilerinin aklından silip atıyor. Özgürlük ve sınır ilişkisini getirip en sorumlu kişinin diline yerleştiriveriyor. Evet değişiyoruz değişmesine de zihniyet güncemiz kara notlarla dolu... Bu resmi görevlilerde böyle de, değişim imajını seven, sahiplenen siviller pek mi farklı? Bu imajın yeni sahipleri bazı sorunları tespit edenlere, tekrarlayanlara durmaksızın bölücü, bozguncu, hain damgası vurmaya, üstelik bunun hileli yolla yapmaya çalışmıyorlar mı? Mesela neydi Ertuğrul Özkök'ün, Orhan Pamuk için yazdığı yazı öyle. Lince katılmadan katkı sunmak belki bir zeka işidir, ama hiç de akıllı bir iş değildir. Pamuk "bu ülkede Kürtler öldürüldü" demiş, tepki veriyorlar. Susurluk cinayetlerini, bu cinayetlere karışına resmi silah ve adamları ne çabuk unuttuk. Ermeni meselesini tartışmak, öğrenmek, olup bitenle yüzleşmek neden bize yasak... Bırakın yeni tartışmaları, demokrasi anlayışının gereklerini dillendirmeyi, insanın kendi tarihinin karanlık sayfaları üstüne bile düşünmesi, konuşması bile sakıncalı kimileri için... Aslında bu birkaç kişinin işi de değil. Ortak zihinsel dünyamıza, referanssız, dağınık, sorumsuz, farklıyı dışlayan, içine kapalı, samimi olmayan, hatta sinik bir itiraz hali egemen... Ama zaman saati durmuyor, çağ ilerliyor, yüzleşmeler artıyor. Ve katı zihniyet çekirdeği ve onu biteviye yeniden üretenler bu ülke insanının kendine mahsus kimi özelliklerinin kayıp gitmesine yol açıyor. Bu kayıplar Türkiye'de garip bir toplumsal sahne oluşturmaya yüz tuttu. Köşe yazarı bile olsalar, "okuma yazması olmayan", bilgiyi dışlayan, kurnazlığı yücelten, derinlik, perspektif, çok yönlü refleks, özgünlük duygularından tamamen muaf olan, popüler melodiler dışında her tür soyutlamayı aşağılayan, sıradanı, giysiyi, yiyecekleri, sembolleri ve imajları tüketmekten başka özellik taşımayan adamların cirit attığı bir sahne bu... Doğaldır: düşünce ve tavır, biçimlerden önce özlere refere olursa, suçu zalimden çok mağdurda arar. Mağdurun kimliğini, eylemini, niyetini, geçmişini temel alır. İnsan onurunun, varlık ve farklılık hakkının, adalet ve şeffaflığın ayak altına alınması meşru hale gelir... Bu yazıyı kime mi yazdım... Kimin üstüne oturuyorsa ona, onlara yazdım...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |