|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
Mesele dünkü gazetelerin hemen hepsinin (az sayıda olsa da "kayıtsızlar" yok değil) baş sayfa manşetlerinde işlendiği için, hakkında uzun uzadıya açıklama yapmaya gerek yok... Meseleyi 8 Mart Kadınlar Günü dolayısıyla İstanbul'da düzenlenen gösterilerde, polisin kadim "erkek şiddeti"ni göstericilere attığı dayakla çıkarma gayretinin Ankara'da bulunan "AB Troykası" tarafından şiddetle kınanması olarak özetleyebiliriz. Söz konusu gösterilerde polisin sergilediği "tarz"dan da uzun uzadıya söz etmeye gerek yok herhalde... Hemen herkes "biber gazı" ve cop kullanılarak sahneye konan "güvenlek önlemleri"ne yakinen şahit olmuş durumda... Troyka'nın bu işe tepkisi -tabii ki- çok sert oldu. "8 Mart eylemcilerinin dövülmesiyle şoka uğradık, şiddetle kınıyoruz" dediler. Troyka'nın (tam da Ankara ziyaretlerine rastgetirilen) bu "karşılama töreni"ne gösterdiği tepki karşısında Başbakan ve bazı hükümet üyeleri da bazı açıklamalar yaptılar. Bu açıklamalardan da haberdar olduk. Bu açıklamalar içinde en dikkat çekeni de, Adalet Bakanı Cemil Çiçek'ten geldi. Çiçek, troykanın tepkisini "Onların polisi çiçek mi veriyor?" şeklindeki veciz açıklamasıyla cevapladı. Neyse, bütün bunlar işin siyasetçilerle ilgili faslı... Şimdi de isterseniz gelelim işin "medya" ile ilgili faslına: 'SİZ KENDİNİZE BAKIN!' Dünkü gazeteler içinde ("kayıtsız" kalanları ayrı bir küme olarak tartışmanın dışında bırakacak olursak) tek bir gazete vardı ki, bu gelişmeden hemen kendisine "vazife çıkardı". Bu gazete Tercüman'dı, Ilıcaklar'ın Tercüman'ı.Tercüman, polisin troykanın sert tepkisine yol açan müdahalesini şu başlıkla veriyordu: "Siz kendinize bakın"(!) Enteresan bir başlık doğrusu; "Siz kendinize bakın"(!) Kolayca tahmin ettiğiniz gibi bu başlığı "enteresan" kılan asıl unsur, başlıkta sözü edilen "Siz" ve başlıkta gizli olarak yer alan "Biz" zamirlerinden kaynaklanıyordu. Yani şöyle bir durum: Gazete (Tercüman) "Siz kendinize bakın" derken "Siz" zamiri ile kime işaret ediyordu, başlıkta gizli olarak yer alan "Biz" zamiri ile kime? Tamam, Tercüman'ın başlık olarak seçtiği bu ifadeyi Cemil Çiçek ya da (diyelim) bir polis müdürü sarfetmiş olsa, ortada tabii ki problem olmazdı. Söz konusu kişilere ilişkin olarak "Doğru söylemiş" ya da "Yanlış laf etmiş" filan der konuyu kapatırdık. Ama durum öyle değil ki; buradaki durumu "enteresan" kılan da zaten bu. Çünkü gazete (Tercüman) Çiçek gibi bir hükümet üyesi ya da bir polis müdürü değil ki... O sadece bir gazete; tamam bu kimlik belki kendisine "dar geliyor" ama sonuç olarak o bir gazete... Haksız mıyız? Bir gazetenin durduk yerde kendisini bir devlet görevlisi yerine koyup böyle "Siz"li "Biz"li başlık atması (bizde âdetten sayılsa da) yerinde bir davnanış mıdır? Demek ki, Tercüman gazetesi kendisine "Hükümetin göstermediği-gösteremediği tepkiyi ben göstereyim!" diye düşünerek bu yönde bir görev çıkartmış. Çıkartmış ama, açıkça söylemek gerekirse ortaya bayağı "münasebetsiz" bir görev çıkmış... LONDRA, ROMA, AMERİKA Tercüman bu tezini desteklemek için Türkiye dışından üç görüntüyü de şahit olarak göstermiş. Londra, Roma ve Amerika'da polisin göstericilere nasıl muamele ettiğinin görüntülendiği üç fotoğraf... Her birinin üzerine de (karıştırmayalım diye olacak!) "Burası İngiltere", "Burası İtalya", "Burası Amerika" notları düşülmüş. (Mesela bakın şu İngiliz polisinin yaptığına: "göstericilerin boğazını bile sıktı.") Tercüman'ın baş sayfasını süsleyen bu haberi içeride "Önce kendinize bakın" manşetiyle (ve aynı ruhla) devam ediyor. Bu manşetin hemen altında da "AB, Türk polisinin izinsiz gösterideki sert tutumundan 'şoke' olmuş" denerek hafiften dalga geçiliyor. Şöyle cümleler de eksik değil: "Küreselleşme karşıtlarının gösterilerinde Avrupa polisi oldukça acımasız. Ancak Türkiye'deki müdahale nedense gündeme geliyor."(!) Gerçekten de, "nedense"? Madem Tercüman'ı elimize aldık, gazetenin iki yazarının (aynı konuda) yaptığı yorumlardan da kısa alıntılar yapalım. Hatırlatmaya gerek yok herhalde: Bu iki köşe yazarının düşünceleri, her köşe yazarı kendi düşüncesini açıkladığı için, biraz önce "zamirler"den bahisle baş sayfaya kurulan "başlık"a ilişkin yaptığımız eleştirinin tabii ki dışında kalıyor. Dolayısıyla şimdi okuyacağınız cümleleri sadece bir fikir edinebilesiniz diye aktarıyoruz: Önce Rauf Tamer'den birkaç satır: "Derken... Göstericilerle polis arasında arbede yaşanıyor. Suç işleme özgürlüğü'nün bir sınırı vardır, insaf. Diyorlar ki: - Polis müdahale etmese, olay çıkmayacak. E o zaman da devlet himayesinde suç işlenecek. Daha mühim olay bu değil mi? Polis mecburen müdahale ediyor...." OLDU MU ŞİMDİ? Hasan Celâl Güzel ise (tahmin ettiğiniz gibi) meseleyi Rauf Tamer tarzı "değinmeler"le geçiştirmemiş. Tam tersine, tartıştığımız olaylara da geniş yer ayırdığı bir yazıda "Kadınlar Günü" hakkındaki görüşlerini açıklamış. Güzel'in polis dayağına ilişkin yorumu, herşeyden önce şu açıdan ilginç: Sanırsınız ki, Güzel söz konusu olaylar yaşanırken bizzat olay mahallindedir! Yani olayları o derece ayrıntılı aktarabiliyor... Tercüman yazarı, gösteri alanında atılan sloganları sıraladıktan, ayrıca buna ek olarak Diyarbakır ve Van gibi şehirlerde ne tür sloganlar atıldığını da hatırlattıktan sonra kararını şöyle açıklıyor: "Polis, gayri meşrû gösteri yapanlara önce ikazda bulundu ve bir müddet kendiliklerinden dağılmalarını bekledi; daha sonra haklı olarak cop ve biber gazı kullanıp kanunsuz gösterileri engelledi. Polisin görevini yaparken sert davrandığı eleştirilerine gelince; bu nevi gösterilere katılan provokatörlerin, polisi nasıl ağza alınmayacak sözlerle ana avrat küfrederek tahrik ettiğini ve onu özellikle sert davranmaya zorladığını biliyoruz. Yapılmak istenen, yurt dışındaki medya organlarında, 'polisi göstericileri coplarken' görüntüleyebilmektir. Lâkin, cefâkar polisimizin mümkün olduğu kadar bu tuzağa düşmemeye çalışması lazımdır..." Ne diyelim, demek ki o da böyle düşünüyor... Ama gelin hiç değilse şu kadarını "diyelim": Pekçok insanın -gazetede yer alan fotoğrafından da açıkça farkedildiği gibi- babacan, şevkatli, nüktedan, şiddetle arası hiç mi hiç iyi olmayan bir şahsiyet olarak tanıdığı Hasan Güzel Celâl'e, ancak söz konusu polis harekatını yöneten bir polis müdüründen dinleyebileceğimiz bu yorumu yazdıran neden nedir acaba?! Yani oldu mu şimdi? (K.B.)
'Millet adına' ilk darbenin ibretlik fotoğrafını siz de görün...
Haber (Zaman, 5 Mart), "Sultan Abdülaziz'in öldürülmeden önceki son fotoğrafı" başlığını taşıyordu. Girişinde de şu bilgiler vardı: "Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz'in ölümünden birkaç gün önce çekilmiş fotoğrafı gün yüzüne çıktı. Padişahın tahttan 'hal edildiği' 30 Mayıs ile ölüm tarihi olan 4 Haziran 1876 arasında geçen dört günlük süre içinde çekilen fotoğraf, Abdülaziz'in ölümü üzerindeki sır perdesini tam olarak kaldırmasa da bir Osmanlı sultanına reva görülen 'aşağılayıcı' tavrı gözler önüne seriyor. Saray fotoğrafçılarından Vasilaki Kargopulo tarafından çekilen fotoğrafta, padişahın giydiği kıyafetler ve arkasında lâubali şekilde duran sarayın alt görevlileri dikkat çekiyor. "(...) Endişeli gözlerle bir sandalye üzerinde oturan Abdülaziz'in arkasında duran iki görevli, sultanın omuzuna dirsek dayamış şekilde poz veriyor. Resmî tarih kitaplarında Abdülaziz'in iki bilek damarını keserek intihar ettiği yazılıyor. Ancak annesi Pertevniyal Valide Sultan, hatıratında oğlunun Feriye Sarayı'na gizlice sokulan üç pehlivan tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Valide Sultan'ın söylediklerinin doğruluğuna inanan çok sayıda tarihçi de bir insanın her iki bileğini de keserek intihar etmesinin mantıken mümkün olmadığına işaret ediyor." Yüz yıldan fazla bir tarihe sahip olmasına rağmen hiç şüphesiz "haber değeri" olan bir fotoğraf... Dün, Taha Kıvanç uzun uzun anlattı fotoğrafı, eminiz yazıyı okurken fotoğrafı da görmek istemişsinizdir... Bu görevi biz yapalım dedik. İlaveten, fotoğrafı yorumlayan Ahmet Turan Alkan'ın (Zaman, 7 Mart) yazısının son bölümünü de dikkatinize sunuyoruz: "Ortalama gazete okuyucusu bilmemekte mâzurdur; Abdülaziz Han 'yeni asker-sivil şehirli aydın' menşe'li bir komita tarafından tahttan indirildiğinde Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılalı 50 sene geçmişti. Bu elli sene, askerî bürokrasinin bu defa Batılı üslûpta yeniden düzenlenerek iktidar denklemindeki hissesini yeniden sahiplenmesi bakımından bir ara devre teşkil eder. Sultan Abdülaziz'in hal' kararını ilân eden darbecilerden Mütercim Rüştü Paşa, 'Millet Abdülaziz Han hazretlerini hal' etti' ifadesini tercih etmişti. 'Millet' kavramının iktidar mücadelesinde ilk defa kullanılması, kana bulanması ve yerinden uğratılması böyle oldu. Darbeciler milleti temsil ettiklerini imâ ediyorlardı; müteakip darbelerde üç aşağı-beş yukarı aynı diskurun tercih edilmesi şâyân-ı dikkattir."
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |