|
AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ |
| |
|
|
|
Bugünkü Yeni Şafak |
|
|
|
|
|
|
"Coplayan polisin psikolojisi..." herhalde, aynı operasyonda bulunup da "coplamadan, yere düşen kadının üzerinden atlayan polis"ten farklıdır. Acaba orada bir özel öfke, bir farklı bakış birikimi olduğunu söylemek yanlış olur mu? Olmaz sanıyorum. Bir ara, sağ eylemler üzerine solcu polislerin, sol eylemler üzerine sağcı polislerin, başörtüsü eylemlerinin üzerine de, bıçkın din karşıtlarının gönderildiğini duymuştum. Kamu görevlisinin "özel niyet" yüklenerek insanlara karşı "aşırı güç kullanımı" ile sonuçlanacak tavırlar içine girmesi... Kötü bir şey. Dikkat edilirse, "aşırı güç kullanımları"nın hepsinde bir "niyet bozukluğu - niyet sapması" vardır. "Kadın coplayan polis"in davranışı da, polislikten öte bir şeydir ve çok çirkindir. Şimdi bu "niyet bozukluğu" tesbitinden yola çıkarak bir başka olaya bakalım: -Acaba AB troykasının, coplama hadisesini gerekçe gösterip, Ankara'da sergilediği tavır, hani o, cürmü meşhut - suçüstü yapma jestleri, sıcağı sıcağına kınama bildirisi yayınlama, kınamaya razı olunmazsa toplantıyı hiç yapmama... bunlar olağan tavırlar mıdır, yoksa Türkiye için seçilmiş tavırlar mı? Seçilmiş tavırlarsa niyet nedir? Bir başka olay: -Troykanın eylemi yetmiyor. Bu defa Avrupa Parlamentosu, coplama olayından yola çıkıp gene suçüstü yaklaşımı içinde bir Türkiye gündemi oluşturuyor ve ardından polisin şahsında kınama geliyor. Acaba bu tavır, sade bir kadın hakları duyarlılığının ürünü müdür, yoksa Türkiye'ye yönelik özel bir tavrın yansıması mı? Niyet bozukluğu - niyet sapması. Doğrusu ben, Avrupa'nın tavrında özel bir "Türkiye duyarlılığı"nın saklı olduğunu düşünüyorum. Dövmek istiyordunuz, fırsat buldunuz gibi bir şey... Her fırsatta ağzının payı verilecek ülke... Bir türlü adam olmayacak ülke... Umutları sık sık biçilecek ülke... İstim üzerinde tutulacak ülke... Çörçil'in bir sözü nakledilir: -Şarklılara yaklaşırken arkanızda bir kırbaç bulunduracaksınız. Yani her an şaklayacak bir kırbaç bilinci saklı tutulmalı şark milletlerinin bilinç altında... Türkiye de bir şarklı ülke!!!
Acaba hem Troyka'nın hem Avrupa Parlamentosu'nun tavrı bir tür celallenme görüntüsü arzetmiyor mu, Türkiye daha mutedil bir uyarıdan anlamaz mıydı ki, böylesine bıçkın bir tavır sergilenmiş, hemen tüm gruplar, bir tür "üzerine çullanma refleksi" ile hareket etmişlerdir? Hadi bir olay üzerinde daha duralım: -Başbakan Erdoğan'ın coplama hadisesi üzerine yaklaşımı ve medyanın tepkisi... İlk tesbit şu: Başbakan Erdoğan ve hükümet üyeleri, genelde coplamayı savunmasalar bile, bu görüntünün "anlaşılabilir" mahiyette bulunduğu tarzında bir tavır sergilemişlerdir. "Dünyada da bu işler böyle olabiliyor" söylemi buradan kaynaklanmaktadır. İkinci tesbit: Hükümetin bu tavrı, olayı meşrulaştırmak için değil, bu çirkin görüntü Türkiye'nin üzerine yapışmasın kaygısıyla sergilediği düşünülebilir. Hükümetin, polisin sokakta kadın dövmesini meşrulaştırması için çılgınlaşması gerekir, gerçeğinden yola çıkarak söylüyorum bunu. Üçüncü tesbit: Başbakan Erdoğan'ın, olayda medyayı suçlaması, en azından böyle durumlarda sergilenecek sağlıklı ilk tavır olmamalıdır. Bu zamanda artık, bir işin medyaya yansıdığı için falanca yere jurnal niteliğine büründüğü suçlaması anlamlı değildir. Her olayın medyaya yansıma ihtimali mevcuttur, bunu sizin "milli medya"nız da yapar, Avrupa ülkelerinin medyası da yapar... Amerika'nın Irak'taki cürümlerinin medyaya yansımasına Amerika kızsa da, insan haklarından yana dünya memnun olmuyor mu? Önemli olan "çirkin görüntü" vermemek için özen göstermektir. Çirkin görüntü ortaya çıkmışsa onun için de hem yanlışın yanlışlığını teslim etmek hem de yanlışın izalesi için gerekli tedbirleri acilen almaktır. Dördüncü tesbit: Erdoğan'ın tepkisini anlamaya çalışırsak... Burada Başbakan'ın olayın çirkinliği konusunda bir tereddüdünün bulunmadığını söylemek lazım. Çirkin görmese zaten medyaya yansımasından da endişe etmez. Peki endişesi ne için? Endişesinin de Türkiye'nin imajıyla ilgili olduğu açık. Çünkü, Türkiye'nin AB yolundaki yürüyüşünde "imaj sorunu" büyük önem arzediyor. Muhtemel ki Fransa örneğinde olduğu gibi Türkiye'nin üyeliği halk oylamasına sunulacak. İmajı her bakımdan yıpratılmış bir Türkiye... Bunun her yöneticiye kaygı vermemesi düşünülemez. Ve beşinci tesbit: Acaba medyanın bu konu vesilesiyle Erdoğan'a yönelik eleştirileri, bir "aşırı güç kullanımı" niteliği arzetmiyor mu? Bence ediyor. Şöyle bir şey: Sanki bir kısmımız, Erdoğan'ın ve Ak parti hükümetinin AB ile ilişkisinin kırıldığı bir noktayı keşfettik, dışarıda yaralanmışken, biz de üzerine çullanma refleksi sergiledik. Bir hesabımız vardı, onu görme fırsatı elde ettik! Yanılıyor muyum? Niyet okumayı çok yanlış mı yaptım? Bence herkes içini bir sorgulamalı... Coplayan polis ya kendini kaybetti ya da kötü niyetliydi, Türkiye'yi coplayan bir AB troykası ve Avrupa Parlamentosu da var, Başbakanı coplayan bir medya da var gibi geliyor bana ve burada da ya kendini kaybetme ya da kötü niyet söz konusu... AB de kendi niyetini sorgulamalı, medyamız da... Bağcı dövmekle üzüm yemek arasındaki fark, aşırı güç kullanımı ile sağlıklı tavır arasındaki fark... Bir samimiyet sorgulaması...
|
|
![]() |
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv Bilişim | Dizi | Çocuk |
© ALL RIGHTS RESERVED |