AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
Y A Z A R L A R
'Alınganlık' gibi 'algı bozukluğu' da had safhada!

Wall Street Journal'dan Robert Pollock'un "Türk medyası"nı hedef alan yazısının etkisinden yeni yeni kurtuluyorduk ki, bu sefer de The Washington Times'dan Arnaud de Borchgrave adlı birisinin aynı konuyu işleyen yazısı çıkageldi!

Pollock'un hakkını yemeyelim; yazısı meslektaşı Borchgrave'ın yazısıyla kıyaslanınca gerek kullandığı malzeme gerekse yaklaşım açısından fersah fersah ilerideydi... Hiç değilse Yeni Şafak'ın yer verdiği bazı haberler tutarlı bir biçimde bir araya getirilmiş, ayrıca mesele gazetemizle sınırlı tutulmayarak "laik basın"ın iki temsilcisine, Hürriyet ve Sabah'a da bir biçimde atıfta bulunulmuştu.

Peki ya Borchgrave'ın iki kahve molası arasında çiziktirdiği "Türkler ölçüyü kaçırdı" başlıklı yazısı, o nasıl bir şeydi? İstersiniz bu soruya Amerikalı gazetecinin yazısının baslığı için seçtiği sözcükleri kullanarak cevap verelim: Ölçüyü hepten kaçırmış bir yazı...

Borchgrave'ın bu yazısıyla okurlarına anlatmaya çalıştığı mesele malum: "Türk medyası"nda her yanı kaplamış "Bush düşmanlığı". Belli ki, Washington Times yazarı sadece Türkiye'de değil (kendisinin de aktardığı gibi) dünyanın hemen tamamını sarmış bulunan bu düşmanlığı "belgelerle" ispat etmek için "Türk medyası"nı bu açıdan tarayanların yardımını istemiş. Borchgrave, bu çerçevede kendisine ulaştırılan yazılar içinden dört tanesini "ibretlik" bulduğu için olacak köşesinde kullanmış.

Bu yazılar sırasıyla, Milli Gazete'den Süleyman Arif Emre ve Burhan Bozgeyik, Dünya'dan Burhan Özfatura ve Radikal'den Nuray Mert'in birer yazısı. Görüyorsunuz, gerçekten enteresan bir "seçki" ile karşı karşıyayız... Peki bu yazarlar ne diyorlar? Tahmin ettiğiniz gibi, Arif Emre, Bozgeyik ve Özfatura aşağı yukarı aynı yorumu yapıyorlar: Bush yönetimi çok saldırgan, bu yönetim İsrail'e çok yakın, hatta bu yönetim Siyonist hayallere hizmet ediyor.

Peki ya Nuray Mert, o ne diyor? Cevabını Borchgrave versin: "Merkez sol Radikal gazetesinin köşe yazarlarından Nuray Mert ise Condoleezza Rice'ı, 'ABD'nin dünyayı kaosa sürükleme projesinin önde gelen mimarlarından biri olarak' tanımlıyor ve 'bu projenin en barbarca yoldan uygulandığını' savunuyor."

Gerçekten inanılır gibi değil; Washington Times yazarı bu dünyada dertlenecek başka konu bulamadı mı nedir? Yani Nuray Mert'in Condoleezza Rice hakkında bu tür kanaatler beslemesi de mi memnu! Yani artık "hür dünya"da birisine "kaşının altında gözün var" demek de mi artık izine tâbi?

Ayrıca bu arada Radikal'den Tarhan Erdem'in haklı olarak belirttiği gibi, "Tirajları toplamının toplam tirajın onda birinin altında kalan üç gazetedeki dört yazarın aynı yönde görünen yazıları tanık gösterilerek" böyle bir analize girmek akıl kârı mı? Borchgrave'ın eline bu dört yazıyı sıkıştıranlar, besbelli ki, daha Süleyman Arif Emre ve Burhan Özfatura'nın yazarlıkları ile Nuray Mert'in yazarlığı arasındaki sıradağların bile farkında değil...

Yazıyı noktalamadan, sözünü ettiğimiz bu son yazı ile doğrudan ilgisi olmasa da, gazetemiz yazarlarından İbrahim Karagül'ün Amerika cephesinden "Türk medyası"na yöneltilen sitem, şikayet ve hatta hakaretlerin bir bölümünü ele alan yazısını da (10 Mart) hatırlayalım. Karagül'ün yazısına seçtiği "Ne demek oluyor bu? Beni de mi Guantanamo'ya götüreceksiniz?" başlığı tek kelime ile bir şaheserdi doğrusu... Karagül, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği'nden yapılan basın açıklamasına konu olan haberi kendisinin kaleme aldığını hatırlattıktan sonra "bizi neredeyse terörist ilan edecekler" diyerek devam ediyordu.

ABD yönetimi bu sefer de Felluce'de kimyasal silah kullanıldığı yolundaki haberlerin "dezenformasyon" ürünü olduğunu ileri sürüyordu. Karagül'ün bu konuya ilişkin şu "hodri meydan!"ı da pek güzeldi: "Eğer gerçekten Felluce'de kimyasal silah kullanılmadığından eminseniz yapacak çok basit bir şey var: (...) 'bağımsız ve özgür' bir inceleme grubunun Felluce'ye gitmesine, iddianın Iraklı kaynaklarıyla görüşmesine izin verirsiniz, olur biter."

Aslına bakacak olursanız, kimyasal (ya da biyolojik) silahlardan söz açıldığında, bu silahları ellerinde bulunduran diğer devletler gibi ABD'ye de şu basit soruyu yöneltmek gerekmez mi: Madem ki elinizde bu silahlar var, o halde bunları bir biçimde kullanmış ya da kullanacak olmanız tamamen imkan dahilinde... Öyle değil mi? Çünkü bu silahların nükleer silahlarda olduğu gibi hasımları "caydırıcı" bir etkisi yok; bu silahlara dayanarak-güvenerek bir "soğuk savaş" yürütebilmek imkansız. Demek ki, kimin elinde bu kimyasal ve biyolojik silahlardan var ise, o devlet bunları bir gün kullanma ihtimalini kendisine (bugün ya da yarın olması bu noktada farketmez) tanımıştır, diyebiliriz.

Yazının başlığını hatırlayarak noktayı koyalım: "Alınganlık' gibi "algı bozukluğu" da had safhada!


12 Mart 2005
Cumartesi
 
KÜRŞAT BUMİN


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED