AYDINLIK TÜRKİYE'NİN HABERCİSİ
Bugünkü Yeni Şafak
K R O N İ K  M E D Y A
Türkiye 'listenin tepesinde'
çünkü 'liste' kronolojik!

Gazeteler, Washington Post'un "son yüzyılda işlenen soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlar"ı listelediği haberinde Türkiye'nin adının da anılmasına çok öfkelenmişler... Fakat nedense haberi olduğu gibi aktarıp, okurların da kendileri kadar öfkelenmesini sağlamayı yetersiz bulmuşlar, haberi, okurlarını ilave öfkelere sevkedecek "tedbir"ler eşliğinde sunmuşlar...

Washington Post, "son yüzyılda işlenen soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlar"ın listesini haberleştirmiş... Kaynak olarak da Washington'daki Soykırım Anma Müzesi'nin "Vicdan Komitesi"nin kayıtlarını kullanmış... Bu listede "Türkiye" bölümünün karşısında şu ibare yer alıyormuş: "Türkiye'deki Ermeniler, 1915-1918, 1.5 milyon..."

Bizim gazetecilerimiz bu habere tahmin edebileceğiniz nedenlerle çok öfkelenmişler... Olabilir, Türkiye'nin "Nazilerle" falan aynı listede yer alması gerçekten de hoş bir şey değil... Fakat nedense haberi olduğu gibi aktarıp, okurların kendileri kadar öfkelenmesini sağlamayı yetersiz bulmuşlar, onları ilave öfkelere sevkedecek "tedbir"ler almışlar...

Böyle bir haberi Türk okurlarına aktarırken akla ilk gelecek "tedbir", listede hangi suçların "soykırım", hangilerinin "insanlığa karşı suç" olduğuna ilişkin bir ayrım yapılmamış olmasına rağmen, gazetenin Türkiye'yi "soykırım"la suçladığını yazmak olurdu kuşkusuz. Fakat gazetelerimiz bu kez çok daha "incelikli" bir yol bulmuşlar... Bakın nasıl (7 Mart tarihli gazetelerden):

Milliyet: "WASHINGTON POST'TA ERMENİ İDDİASI LİSTE BAŞI!.. Gazete, insanlığa karşı işlenen suçları listeledi. Listenin başına 'Türkiye'de 1.5 milyon Ermeni katledildi' ifadesi konuldu..."

Hürriyet: "TÜRKİYE NAZİLER İLE AYNI LİSTEDE... (...) ABD gazetesi, yayımladığı listenin başında Türkiye'ye yer verdi. Listede yer verilen diğer olaylar arasında Nazi Almanyasındaki Yahudi soykırımı ile Kamboçya, Bosna ve Ruanda'daki katliamlar da bulunuyor."

Cumhuriyet: "WASHINGTON POST TÜRKİYE'Yİ SUÇLADI... Washington Post gazetesi, son yüzyılda işlenen soykırım ve diğer insanlığa karşı suçlar listesine 'Ermeni soykırımı'nı da aldı. (...) ABD gazetesi, yayımladığı listenin başında Türkiye'ye yer verdi."

İçinde "Naziler"in dahi bulunduğu; 6 milyonluk, 7 milyonluk katliamların yaşandığı olaylardan oluşan bir listede Türkiye'yi "listenin en tepesine" yerleştiren bir gazete hakkında ne düşünürdünüz? En azından, "Türkiye'ye duyduğu öfke, en sıradan habercilik kriterlerini bile çiğneyip geçmesine yol açacak kadar büyükmüş" demez misiniz?

Biraz daha ilerleyelim... Mesela kendinizi Milliyet okurlarının yerine koyun ve gazetenizde şu "suç listesi"ni okuyun (Türkiye'nin ilk sırada yer aldığını bir kez daha belirttikten sonra):

"Listede insanlığa karşı işlenen suçlar olarak yer alan diğer maddeler ise, Stalin'in Ukrayna'da 1923 - 1933 arasında 7 milyon kişiyi açlıktan ölüme mahkûm etmesi, 1937'de Japonya'nın 300 bin Çinliyi katletmesi, 1938-1945 arasında Nazi Almanyasının 6 milyon Musevi'ye karşı soykırımı, 1975-1979 arasında Kamboçya'da Pol Pot yönetiminin 2 milyon kişiyi katletmesi, 1992-1995 arasında Bosna'da 200 bin kişinin ölmesi, 1994'te Ruanda'da 800 bin kişinin katledilmesi olarak sıralandı."

Böyle bir listede Türkiye'yi "listenin tepesine" oturtmanın mantıklı bir açıklaması olabilir mi? Olamaz kuşkusuz. Peki, böyle bir listenin tepesinde Türkiye'yi gören Milliyet okuru haklı bir "ilave öfke" duymaz mı Washington Post'a? Duyar kuşkusuz.

Bu "etki"yi yaratmak için yapmanız gereken tek şey, listenin "kronolojik" olduğunu gizlemektir; e, o da akıl edilir artık... Şimdi gönül rahatlığıyla başlığınızı atabilirsiniz: "WASHINGTON POST'TA ERMENİ İDDİASI LİSTE BAŞI!.." (A.G.)


İnşaallah diyelim: 'Haberin ve habercinin ağırlığının arttığı
yeni bir dönem...'

Sabah gazetesi genel yayın yönetmeni Ergun Babahan'ın 7 Mart'ta kaleme aldığı "Yeni Ceza Yasası ve haberciliK" başlıklı yazıya dikkatinizi çekmek istiyoruz... Biliyorsunuz, bir süredir, Türk basınının esas sorununun "köşe yazarı odaklı gazetecilik" anlayışından "muhabir, editör, haber odaklı" gazetecilik anlayışına geçme sorunu olduğunu öne sürüyor, işlerin gelip dayandığı vahim noktaya işaret edebilmek için de gazetelerdeki vahim muhabir-editör hatalarına özellikle dikkat çekiyoruz... Bu çerçevede, Ergun Babahan'ın kaleme aldığı yazı bizim için özellikle önemli... Babahan yazısında, Yeni Ceza Yasası'nın basına ciddi sınırlamalar getirdiğini, ama bu şerden bir hayır çıkarmanın mümkün ve zorunlu olduğunu anlatıyor... Aşağıda bu yazıdan bazı bölümler sunuyoruz:


Mümtaz Hoca'nın son 'Anayasa'dan çıkış' yazısı...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mümtaz Soysal, biliyorsunuz, arada "Ordu'ya selam" yazıları yazıyor, biz de onun bu tür yazılarını "gözden kaçmasın" faslından bilginize sunuyoruz... Hoca'nın bu çerçevedeki son yazısı 9 Mart tarihine denk geldi...

Cumhuriyet gazetesi yazarı Mümtaz Soysal, biliyorsunuz, arada "Ordu'ya selam" yazıları yazıyor, biz de onun bu tür yazılarını "gözden kaçmasın" faslından bilginize sunuyoruz... Anayasa profesörü Mümtaz Hoca'nın bu tür yazıları için, onun ünlü kitabı "Anayasa'ya Giriş"e atfen "Anayasa'dan çıkış yazıları" dediğimizi de hatırlamışsınızdır... (Soysal, bunların ilkini 2003'ün ekim ayına altı ay kala yazmış, "Nasıl yani, 29 Ekim'i bunların iktidarı altında mı kutlayacağız, olur mu öyle şey, vakit çok azaldı, hadi!" mealinde, ama bu açıklıkta bir şeyler kaleme almıştı.)

Aradakileri geçip taze olanına gelelim... Soysal'ın 9 Mart tarihli yazısının başlığı şöyleydi: "ORDU İSTEMEZSE OLMAZ!" (Töbe töbe, insanın aklına neler geliyor; 9 Mart, akim kalmış "solcu ordu darbesi"nin yıldönümü değil miydi?)

Bu çekici başlığı görüp de "iman tazeleme" hevesiyle yazıyı okumaya başlayan Cumhuriyet okurlarının hiç değilse bir bölümünün hevesinin kaçıp yazıyı yarıda bıraktığına eminiz... Çünkü Hoca, bu başlığın altında, başlıyor "Karadeniz Otoyolu"nu anlatmaya ve ardından eleştirmeye: "Müteahhit kayıran bilinçsiz politikacıların kendi insanlarına ve doğalarına ihaneti. 'Otoyol' vaatleriyle aldatılan halk artık bunu görmüş ama, çok geç..."

Peki, "Ordu istemezse olmaz!" mevzuu ne? Şu: Ordu halkı direnmiş, yolun kıyıdan değil, şehrin arkalarından geçmesine razı etmiş yönetimi...

Bu şekilde yazının ortalarına gelmiş hiç değilse bir kısım Cumhuriyet okurunun, "biz de heyecanlanmıştık canım, meğer o 'Ordu' başka 'Ordu'ymuş..." deyip yazıyı yarıda kestiğine eminiz... Az kalsın biz de öyle yapacaktık, fakat yapmadık ve sabrımızın mükâfatını aldık...

Hoca, tam burada "Ordu" şehrinden bildiğimiz "Ordu"ya sıçrıyor ve ardından bakın neler geliyor:

"(...) 'Ama Kuzey Kıbrıs'ın kendi halkı, bir an önce herhangi bir çözüme razı olup Rumların elini tutarak Türkiye'siz bir Avrupa'ya hemen girmek için can atıyor' derseniz, o zaman da şunu bilmelisiniz: Yetmiş milyonun Kıbrıs davası, adanın kuzeyindeki 60-70 binlik bir seçmen çoğunluğunun oylarına terk edilebilecek bir dava değildir. Ne yani onlar 'KKTC uyduruktu, tanınma hayaldir' diyen bir kişiyi önce başbakan, sonra cumhurbaşkanı yapacaklar, o da adayı Türkiye'den koparacak ve Anadolu halkı buna seyirci kalacak, öyle mi? Hele 'halkın ordusu' diye bilinen bir ordu, olup bitenlere 'dur' demeden, kendisine beslenen güveni, ülkenin güvenliğini ve cumhuriyetin onurunu bir yana itip Kıbrıs'ta bayrak indirerek Mersin'e geri mi dönecek? Ulusal moralin kaçınılmaz çöküşüyle en derinden zayıflayacak olan o değil midir?"

Şimdi anladınız mı, yazıyı yarıda bırakıp devamını getirmeyen Cumhuriyet okurlarının neler kaçırdığını? (A.G.)


11 Mart 2005
Cuma
 
YÖNETENLER: Kürşat Bumin
Alper Görmüş


Künye
Temsilcilikler
Abone Formu
Mesaj Formu
Online İlan

ALPORT Trabzon Liman İşletmeciliği
Ana Sayfa | Gündem | Politika | Ekonomi | Dünya
Kültür | Spor | Yazarlar | Televizyon | Hayat | Arşiv
Bilişim
| Dizi | Çocuk
Bu sitede yayınlanan tüm materyalin HER HAKKI MAHFUZDUR. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
© ALL RIGHTS RESERVED